<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Durmuş Çetin Akman&#039;ın Blogu &#187; yaşam</title>
	<atom:link href="http://blog.durmuscetinakman.com/tag/yasam/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://blog.durmuscetinakman.com</link>
	<description>müjgan gibi ben de birbirimize ettiğimiz sözleri ettiğimiz yeminleri unuttum!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 16:58:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Hayatın Yalnızlık Yavşaklığından Nefret Ediyorum</title>
		<link>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/10/12/hayatin-yalnizlik-yavsakligindan-nefret-ediyorum/</link>
		<comments>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/10/12/hayatin-yalnizlik-yavsakligindan-nefret-ediyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Oct 2010 22:36:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Durmus Cetin Akman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başka]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.durmuscetinakman.com/?p=1493</guid>
		<description><![CDATA[İnsan, kendisini eğitmeliymiş. Bilhassa da beynini. Sırf yalnızlığı göğüslemek için, başka bir şey için değil. Sırf yalnızlığı taşıyabilmek, elini tuttuğun, gözgöze geldiğin insanlardan ayrılınca girdiğin dört duvarın sesini duymamak için kendini eğitmelisin. Zira, bir andan sonra, uykuya yakın, artık yalnız uyuyamadığını anlarsın. Sarmak ister, sarılmak ister eğitimsiz kolların birilerini. Sardın diyelim, heyhat, yanağını ısıtan soluktan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://blog.durmuscetinakman.com/wp-content/uploads/2010/10/tumblr_l72covgOJ21qzr53co1_500.jpg"><img src="http://blog.durmuscetinakman.com/wp-content/uploads/2010/10/tumblr_l72covgOJ21qzr53co1_500.jpg" alt="" title="tumblr_l72covgOJ21qzr53co1_500" width="467" height="700" class="aligncenter size-full wp-image-1499" /></a></p>
<p>İnsan, kendisini eğitmeliymiş. Bilhassa da beynini. Sırf yalnızlığı göğüslemek için, başka bir şey için değil. Sırf yalnızlığı taşıyabilmek, elini tuttuğun, gözgöze geldiğin insanlardan ayrılınca girdiğin dört duvarın sesini duymamak için kendini eğitmelisin. Zira, bir andan sonra, uykuya yakın, artık yalnız uyuyamadığını anlarsın. Sarmak ister, sarılmak ister eğitimsiz kolların birilerini. Sardın diyelim, heyhat, yanağını ısıtan soluktan uyku ayırır seni yine de, bu sefer düşlerinin dört duvarına girersin, ne kaçmak mümkün ne de başka bir düşe iltica etmek&#8230; Bir yol yalnız kalmamak için kıskanırsın, onunla daha çok vakit geçirmek için ondan fedakarlık beklersin, ya da bir dostunu paylaşamazsın diğerleri ile, hep seninle hoşbeş etsin, zor günlerini tek sen bilesin istersin. Oysa kıskanmak, üstüne gelen dört duvarı daha da daraltır, çaresiz kıskaçtasın. Başka bir yol, düş atlasında insanlar azalmasın diye aldatırsın en çok sevdiklerini, ya da en yakın dostlarını. O dokunuşlar, o sözler başkalarına da nasip olur ve sana kalan nasırlaşan duygular olur, hisler kaybolur. Oysa aldatmak, üstüne gelen dört duvarı daha da çoğaltır, çaresiz aldanıştasın.</p>
<p>Sabah olur, uyanırsın. Yalnızsın, telefonunda mesajlar olsa da. Dün ne kadar kalabalıktı oysa sabahın. Şimdi su ısıt, kahvaltını hazırla, beklersen kendiliğinden olacağı yok bunların. Duşunu al, traş ol, dikkat etmezsen boğazını bile kesebilirsin. Çantanı hazırla, anahtarlarını kontrol et, unutursan dışarıda -o dört duvarın dışında- kalırsın. Bisikletin kilidini çözerken kendi kendine tekrar et bugün yapacaklarını, rotanı onlara göre çiz, sektirme, çünkü geç kalan işleri de insanları da sevmezsin. Trafikte ne kadar yalnız var aslında, ışıklar, çizgiler, şeritler, arabaların rüzgarları ve bisikletlerin sesleri&#8230; Yolunun üzerinde bir var olup bir yok oluyorlar, şu anlık ömürlerinde salt yalnızlık görüp görebildikleri. Bizim gibi. Yollardan, insanlardan, kapılardan ve makinelerden geçerek hallet tüm işlerini, eğer alışverişe de girişirsen çantanda kim bilir belki yalnız yiyeceğin ekmekler, kim bilir birileriyle paylaşacağın kakaolu bisküviler olacak dönüşte. Gir son kapıdan içeri, seni o dört duvara iade edecek kapıdan. Dünyanın en yalnız ama en konuşkan makinesinden dünyaya bir bakış at, gözlerinden akan yazıların arasında acıkan karnını duyumsa. Ne yesen bugün? Onun hesabı bile yüzüne vuracak şimdi içine girdiğin döngüyü. Olsun, aldırma. Doyduysa karnın, çok bekletmeden bulaşığa giriş. Artık hünere dönüşen bir kas hafızası sayesinde, uzun sürmedi şu bulaşık işini kıvırman da. Yine gel o dünyanın en yalnız ama en konuşkan makinesinin önüne. Çalış, öğren, çalış ve yine öğren, yarınki programı kontrol et, en sonunda günboyu cebinde biriktirdiğin fişleri hesap defterine işle. O defter kabaradursun sayfalarına yazıldıkça. Bir çay yapacak istek varsa içinde, çayını al ve bir kitap aç, oku. Biterse sor kendi kendine, &#8220;Peki, ya sonrası?&#8221;.</p>
<p>Sonrası, yalnızlık. Tüm seslere, tüm bakışlara ve tüm ellere rağmen, yalnızlık&#8230;</p>
<blockquote><p>Şimdi bir yeni sevda mı olur<br />
Kimsenin kapını çalmadığı bir inziva mı<br />
Tutar sıfırdan başlarsın<br />
Yoksa bu ilişkiler bu zaaflar<br />
Seni yiyip bitirir, seni yiyip bitirir<br />
Dirhem dirhem azalırsın.</p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/10/12/hayatin-yalnizlik-yavsakligindan-nefret-ediyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Annem</title>
		<link>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/05/09/annem/</link>
		<comments>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/05/09/annem/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 May 2010 19:28:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Durmus Cetin Akman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başka]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[anneler günü]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.durmuscetinakman.com/?p=1036</guid>
		<description><![CDATA[Bugün Anneler Günü. Bundan bir 5 yıl kadar önce, Babalar Günü sıralarında annem için yazdığım bir yazı vardı. Biraz isyankar, biraz da iç acıtan bir yazıydı. Annem ile paylaşmadım o yazıyı. Ya da paylaştım hatırlamıyorum, duyguların getirisi hesaplamakta çok başarılı değilimdir zaten. Şu günlerde ben gurbete çıkalı oluyor bir 7 ay kadar. Sözlerim belirsiz olsa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün Anneler Günü. Bundan bir 5 yıl kadar önce, Babalar Günü sıralarında annem için yazdığım bir yazı vardı. Biraz isyankar, biraz da iç acıtan bir yazıydı. Annem ile paylaşmadım o yazıyı. Ya da paylaştım hatırlamıyorum, duyguların getirisi hesaplamakta çok başarılı değilimdir zaten. Şu günlerde ben gurbete çıkalı oluyor bir 7 ay kadar. Sözlerim belirsiz olsa da, içimden gelen ses 7 yıl da olacak diyor, 17 yıl da olacak diyor. Bu süreçte neler kaybedilir, göce yüke neler katılır neler katılamaz çok iyi öğrendiğim için, artık vagonlarımdan boşalan yolcuların ve yüklerin yerlerine yenilerini almak gibi bir derdim yok. Nasıl hafifledikçe hızlanırsa bir tren, sürtünmesiz bir dünyada yaşıyormuşcasına makinist lokomotifi uçurursa, işte öyle bir süreçteyim artık. Uğradığım, öğrendiğim ve zaman geçirdiğim istasyonlar var, fakat derdim değil herbirinde sırtıma yeni yükler almak. Değiştim.</p>
<p>Bu yazdıklarımın, öğrendiklerimin annem ile ve bugün ile ne ilgisi var? Çünkü ben 8-9 yıl kadar önce babamı sildim. Unuttum gitti. Yok öyle birisi benim için. Belki kardeşlerim unutmamışlardır. Kimselere herhangi bir şeyin baskısını yapma hakkım yok. Fakat annem ile birlikte ben de sildim gitti o adamı. Bu kadar net. Kendime kızdığım zamanlar, &#8220;Babanı da sevmezdim zaten lan it&#8221; diyorum ve yontmaya çalışıyorum yanlışımı. Ancak onun yanlışları orada kalacak ve çekilen sıkıntılar, anlaşılmayan fedakarlıklar, susulan kızgınlıklar yaşamı benim için daha da kolaylaştıracak. Bu netliğe varırken, belki de ilk defa cesareti annemde gördüğüm için bu kadar sevdim, belki de sıfırdan başlamayı, yalnız kalınsa da yaşanabileceğini annemden öğrendiğim için bu kadar kolay kurtuldum.</p>
<p>Annem her zaman için daha iyisine layıktır, benim daha iyime, hayatın daha iyisine, iklimin daha güzeline, dostun daha merdine, sağlığın daha iyisine&#8230; 20 yaşımdayken ne yazdıysam burada, ihtimal çok kişisel, ihtimal çok duygusal, lakin ne hissetmişsem o yaşımda, dökmüşüm yazıya.</p>
<blockquote><p>“Sizin hiç babanız öldü mü…? Benim bir kere öldü, kör oldum..”</p>
<p>Kör değilim, olmadım hiç. İçlenmedim Cemal Süreya kadar. Başka bünyelerde başka hayatlara nefes verdiğimizdendir belki. Otursak anlatsam ona, zorluğunda hemfikir olsak, ama yokluğunda bir babanın-kötü bir babanın- hemfikir olmasak&#8230; Ayrı yazılıp yazılmadığı belli olmayan bir kelime gibi duyguları insanların, nüanslar köprüler de kurabilir, köprüleri de yaktırabilir.</p>
<p>Babam ölmedi hiç ama annem yaşadı benimle, bizimle. Beraber taşıdık, beraber inceldi sesimiz, beraber yükseldi isyanımız ve beraber yeşerdi umutlarımız. Bu nedenle biliyorum anne nasıl sevilir.</p>
<p>Annenizi seviyorsunuz elinizde başka seçenek kalmayınca, hele anneniz öğretmense, hele anneniz ders kitapları bir elinde size sarılmayı, sıcacık, becerebiliyorsa, hele sizde ağlama hissi uyandırıyorsa her babalar günü, annenizi seviyorsunuz.</p>
<p>Annenizi çok seviyorsunuz kör olmamanız için emekler harcanıyorsa, hele gece uyuyamadığınız zaman konan öpücük “anne” öpücüğü ise, hele tüm acıları soğan doğrarken boşaltan kadın artık omzunuzda da ağlayabiliyorsa, hele güveniyorsa size, içi gülüyorsa gözlerinin karşıdan el salladığınızda, annenizi çok seviyorsunuz.</p>
<p>Annenizi daha bir seviyorsunuz bütün olumsuzlukların, çilelerin beraber yaşanması, çekilmesi gerektiğini size onun öğrettiğini anladığınız zaman, hele o ergenlik sıkıntınızda tüm o inandığınız utanma gerekliliğine rağmen, ateşin sizi yaktığı o dönem hani, gece yalnız kalmanızı bekleyip sıkıntınızı açmanızı beklediğinde ve cep harçlığınız yokken &#8220;cüzdanı evde bıraktım&#8221; numarası yapmayasınız diye arkadaşından borç aldığında bunca yıllık hoca’nım,  annenizi daha bir seviyorsunuz..</p>
<p>Annenizi hep seviyorsunuz etrafınızda saygı duyulan kadınlardan olduğunu anladığınız zaman ve çalışmaktan yılmamak gerektiğini sizi şaşırtarak size gösterdiği için, hele ilk 23 Nisan şiiriniz gibi dönem projenizi de önemsiyorsa, çay gece saat 10&#8242;da demlenmiş, çekinerek tıklanan kapıdan kocaman gülen bir yüz, sıcacık çayı önünüze yumuşakça bırakıverip ve bir el yavaşça -fakat içten- sırtınızı sıvazlayıp yine gülümseyerek çıkmışsa, dışardan bir ses “Bırakın onu o ders çalışıyor&#8230;” diyorsa, hele eski albümleri karıştırdığınızda o olmak için çok şeyler verebileceğiniz konserdeyse yine o gülen yüz, fotoğraflardaki genç kadının elinde tuttuğu kitap geçenlerde bitirdiğiniz klasikse ve bu yüzden anlayabiliyorsa dilinizi, annenizi hep seviyorsunuz.</p>
<p>Annenizi sevmemek için bir neden bulamıyorsunuz 20 yılda eskimeyen bir “o” ise, babanız unutulup gitmişse ve çekilen bıçak derinizi deşmeden içinizi deştiyse, &#8220;Böylesi olmaz olsunlar&#8221; çoksa hayatınızda, ağrıyan dişin çaresi “tek” değilse, uykusuz gecenin saatleri acıtarak geçiyorsa hala, “Ben yapmadım miki yaptı!” diyebileceğiniz insan sadece oysa, annenizse, sizi doğuran, büyüten, olduran ve yaşatan yani, uykuya dalabileceğiniz yeri çok iyi biliyorsunuzdur ve dedim ya annenizi sevmemek için bir neden bulamıyorsunuz bu çağ yangınında..</p>
<p>“Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?”</p>
<p>Olur olmadık zamanlarda çok ağladım, işte yine de anlaştık Cemal Süreya ile&#8230;</p>
<p>Annemin “babalar günü” kutlu olsun..!
</p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/05/09/annem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Emekten Konuşalım</title>
		<link>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/02/18/emekten-konusalim/</link>
		<comments>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/02/18/emekten-konusalim/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Feb 2010 21:57:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Durmus Cetin Akman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başka]]></category>
		<category><![CDATA[abasıyanık]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Homeros]]></category>
		<category><![CDATA[orhan veli]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.durmuscetinakman.com/?p=906</guid>
		<description><![CDATA[Dahfer Youssef &#8211; Suraj Sen de yemekten hemen sonra masaya tatlı gelmesini bekleyenlerden misin? Öylesindir bir ihtimal, ama şunun yanıtını kimden alabilirim; yemeğe çok tuz ektiğim için mi müptela misali tatlı bekliyorum sonradan, yoksa aksine tatlı isteyebilmek için mi yemeğe çok tuz ekiyorum? Yanıtsız kalacaksa kalsın, elbet birisinin diğerinden çoktur zararı. Perhizlere mecbur hasta bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://blog.durmuscetinakman.com/wp-content/uploads/2010/02/12-Suraj.mp3">Dahfer Youssef &#8211; Suraj</a></p>
<p>Sen de yemekten hemen sonra masaya <strong>tatlı</strong> gelmesini bekleyenlerden misin? Öylesindir bir ihtimal, ama şunun yanıtını kimden alabilirim; yemeğe çok <strong>tuz </strong>ektiğim için mi müptela misali <strong>tatlı</strong> bekliyorum sonradan, yoksa aksine tatlı isteyebilmek için mi yemeğe çok tuz ekiyorum? Yanıtsız kalacaksa kalsın, elbet birisinin diğerinden çoktur zararı. Perhizlere mecbur hasta bir bünye, beynine hükmetmeye çalışırken, açlıklara mecbur yarı ölü yarı diri bir bünye, nefsine hükmetmeye çalışırken, <em>ne önemi var neyi nasıl yediğimizin zararlarının</em>? Fakat can çeker. Ve yine fakat can bilmezken <em>emek ile öğün ilişkisi</em>ni, domatesleri seçerek satın alan elin nasırı, rendenin acımasızca sıyırdığı parmağın kanayan derisi, -olur da emeğin verilmezse karşılığı- sofrada gelip boğaza duran yumru, <em>emek ile öğün ilişkisi</em>ni bilir. O yüzden nasıl çaresiz bir <strong>çocuk</strong> elmaşekerini dişlerse öyle benimseyerek dişlemeli canın ne çektiyse. <strong>Elmaşekeri</strong> kaçar senden, dişine denk düşmez, şekeri biten taraf ekşi elmanın kekremsi suyunu salarken canın sıkılır ve hepsi bitince bir çubuk ile kalakalırsın. Sonuçta demem o ki, o çubuğu dahi uçurtmaya çakacak <em>yaşama sevinci</em> olacak içinde. Sevinirken de öğreneceksin emeğin gücünü. Emeğinin kazandığını israf etmeden zevkini süreceksin, <em>aşkın bile</em>.</p>
<p>Bir de bazen yürek oyun oynar sana. Hisseder misin bilmem sen de, karında başlayan sıkışmanın ciğerlerindeki havayı hapsettiği ve yüreği daha beter içe gömdüğü o özlem anını. Yüreğin başlattığıdır o aslında. Devr-i daim ederken kanı, canı bir nefes sigara çeker. Böyledir bu, bünyenin zabıtası yok ki kapı dışarı etsin yüreği. O anda etrafın sesinden soyutlanır, uzaklara düşer aklın, sorular gelir ardısıra&#8230; <strong>Anne</strong>ni isterdin galiba en çok yanında olsun diye sen de. <strong>Baba</strong>nı da isteyebilirsin tabi de, baba biraz karaciğerin mevzusu. Onu bir gece sarhoş olmak için tek başına içtiğinde hatırla. Ve yüreğin sigarasının dumanı tekmil efkar olur, şakaklarında beyaza döner. Aynaya dalarsın uzun uzun, beyazları kaybetmeye çalışırsın ışık ile&#8230; Oysa <em>optik kahpeliktir</em>, gel düşme peşine. Daha senin <strong>anane </strong>dediğine, Hayat Bilgisi kitabının neden <strong>anneanne</strong> dediğini anlayamadığın senelerde, yorganındaki pandaları da gözlerini tek tek aç-kapa yaparak kaybederdin. Heyecanını yürekte duyduğun bu ilüzyon kahpelikmiş işte. Ak saçlarla da bunu yapma, yol diyeceğim de yoldukça çoğalırlar, tıpkı yolun gidildikçe çoğaldığı gibi&#8230; Onlara da <em>yüreğimin emeği</em> de geç, yaşın olmuş artık genç denemeyecek kadar, bir oğlun olsun istiyorsun onunla konuşabilmek için, kucağına <strong>Homeros</strong>&#8216;u bırakmak için heyecanlanıyorsun yaşı geldiğinde, işte madem öyle o zaman yaşamı emeğinle yaşadığını kabul et.</p>
<p>Sonra da <strong>şehirler</strong> var apansızca tükettiğimiz. Üzerinde <strong>insanlar</strong> yaşar, bir tanesi <strong>başkan</strong>ları olur, birkaçı da <strong>vekil</strong>leri oluverir ve sonra <strong>devlet</strong> olduğu varsayılır. Neler var neler yok diye bilinmeden çok şeyler varsayılır şehirlerde. Her evde <em>huzur</em> olduğu, her duvarın her <em>ayıb</em>ı örttüğü, her gece geç saate kadar yanan ışığın <em>haylazlık</em> olduğu varsayılır. Bunlara karşın yalnızları varsaymazlar. Oysa ne <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=l%C3%BCzumsuz%20adam">Lüzumsuz Adam</a>lar vardı bu şehirlerde amma velakin <em><a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=bilmezler">bilmezler yalnız yaşamayanlar</a></em>&#8230; Yalnızlar üzerine çok söz söyleyesim yok, ettiğim söz kendinden bahsetmek olacak, sevmem öylelerini.</p>
<p>Ve <strong>çile</strong> var. Mutfağın çilesi, ekmek kavgasının çilesi, özlemin çilesi, yalnızlığın çilesi&#8230; Sanıyorsun ki, tüm bu çileler içinde <em>kendiyle savaşan</em> bir insan, <strong>barış</strong> zamanında yaşadı, yaşıyor ve ölecek. Savaşın diplomasiye bağlandığı yerde, barış insanlara bağlanamıyor bu yüzden. Çünkü insan hep <strong>savaş</strong> halinde kendiyle. Kendi barışını istemiyor en çok. Yine de şunu diyeyim bak; <em>insan birisini arıyor</em>. Beraber <strong>alışveriş</strong>e gitmek için, nasıl da <strong>pazarlık</strong> yapabildiğini gösterebilmek için, sırtının en erişilmez yerini <strong>sabun</strong>latmak için, parayı bazen nasıl <strong>güc</strong>e dönüştürebildiğini göstermek için, biriktirdiği onlarca gereksiz <strong>bilgi</strong>yi tartışmadan birisine kabul ettirebilmek, çevresindekilere vahşi <strong>flört</strong>ünün sonuçlarını gösterebilmek için ve ritimsiz <strong>dans</strong> edebilmek için birisini arıyor. Ben <em>öyle</em> birisini aramıyorum ya da ben birisini <em>öyle</em> aramıyorum ya da ben birisini aramıyorum. Ben hala kendimi arıyorum çilemi sormak için.</p>
<p>Anlamazlar çünkü dilimi bilmiyorlar.</p>
<p><a href="http://blog.durmuscetinakman.com/wp-content/uploads/2010/02/Bild0312.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-908" title="Bild0312" src="http://blog.durmuscetinakman.com/wp-content/uploads/2010/02/Bild0312-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/02/18/emekten-konusalim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://blog.durmuscetinakman.com/wp-content/uploads/2010/02/12-Suraj.mp3" length="10337397" type="audio/mpeg" />
		</item>
	</channel>
</rss>

