Hayatın Yalnızlık Yavşaklığından Nefret Ediyorum
Tuesday, October 12th, 2010İnsan, kendisini eğitmeliymiş. Bilhassa da beynini. Sırf yalnızlığı göğüslemek için, başka bir şey için değil. Sırf yalnızlığı taşıyabilmek, elini tuttuğun, gözgöze geldiğin insanlardan ayrılınca girdiğin dört duvarın sesini duymamak için kendini eğitmelisin. Zira, bir andan sonra, uykuya yakın, artık yalnız uyuyamadığını anlarsın. Sarmak ister, sarılmak ister eğitimsiz kolların birilerini. Sardın diyelim, heyhat, yanağını ısıtan soluktan uyku ayırır seni yine de, bu sefer düşlerinin dört duvarına girersin, ne kaçmak mümkün ne de başka bir düşe iltica etmek… Bir yol yalnız kalmamak için kıskanırsın, onunla daha çok vakit geçirmek için ondan fedakarlık beklersin, ya da bir dostunu paylaşamazsın diğerleri ile, hep seninle hoşbeş etsin, zor günlerini tek sen bilesin istersin. Oysa kıskanmak, üstüne gelen dört duvarı daha da daraltır, çaresiz kıskaçtasın. Başka bir yol, düş atlasında insanlar azalmasın diye aldatırsın en çok sevdiklerini, ya da en yakın dostlarını. O dokunuşlar, o sözler başkalarına da nasip olur ve sana kalan nasırlaşan duygular olur, hisler kaybolur. Oysa aldatmak, üstüne gelen dört duvarı daha da çoğaltır, çaresiz aldanıştasın.
Sabah olur, uyanırsın. Yalnızsın, telefonunda mesajlar olsa da. Dün ne kadar kalabalıktı oysa sabahın. Şimdi su ısıt, kahvaltını hazırla, beklersen kendiliğinden olacağı yok bunların. Duşunu al, traş ol, dikkat etmezsen boğazını bile kesebilirsin. Çantanı hazırla, anahtarlarını kontrol et, unutursan dışarıda -o dört duvarın dışında- kalırsın. Bisikletin kilidini çözerken kendi kendine tekrar et bugün yapacaklarını, rotanı onlara göre çiz, sektirme, çünkü geç kalan işleri de insanları da sevmezsin. Trafikte ne kadar yalnız var aslında, ışıklar, çizgiler, şeritler, arabaların rüzgarları ve bisikletlerin sesleri… Yolunun üzerinde bir var olup bir yok oluyorlar, şu anlık ömürlerinde salt yalnızlık görüp görebildikleri. Bizim gibi. Yollardan, insanlardan, kapılardan ve makinelerden geçerek hallet tüm işlerini, eğer alışverişe de girişirsen çantanda kim bilir belki yalnız yiyeceğin ekmekler, kim bilir birileriyle paylaşacağın kakaolu bisküviler olacak dönüşte. Gir son kapıdan içeri, seni o dört duvara iade edecek kapıdan. Dünyanın en yalnız ama en konuşkan makinesinden dünyaya bir bakış at, gözlerinden akan yazıların arasında acıkan karnını duyumsa. Ne yesen bugün? Onun hesabı bile yüzüne vuracak şimdi içine girdiğin döngüyü. Olsun, aldırma. Doyduysa karnın, çok bekletmeden bulaşığa giriş. Artık hünere dönüşen bir kas hafızası sayesinde, uzun sürmedi şu bulaşık işini kıvırman da. Yine gel o dünyanın en yalnız ama en konuşkan makinesinin önüne. Çalış, öğren, çalış ve yine öğren, yarınki programı kontrol et, en sonunda günboyu cebinde biriktirdiğin fişleri hesap defterine işle. O defter kabaradursun sayfalarına yazıldıkça. Bir çay yapacak istek varsa içinde, çayını al ve bir kitap aç, oku. Biterse sor kendi kendine, “Peki, ya sonrası?”.
Sonrası, yalnızlık. Tüm seslere, tüm bakışlara ve tüm ellere rağmen, yalnızlık…
Şimdi bir yeni sevda mı olur
Kimsenin kapını çalmadığı bir inziva mı
Tutar sıfırdan başlarsın
Yoksa bu ilişkiler bu zaaflar
Seni yiyip bitirir, seni yiyip bitirir
Dirhem dirhem azalırsın.

