Posts Tagged ‘Twitter’

Devrimlerin Sanal Öyküsü

Saturday, February 26th, 2011

Bilişim şirketlerinin hizmetleri ve ürünleri neredeyse hayatımızın her anında bizlerle birlikte olduğu için geçen her saniyede bizlerin değerlendirmesine, yani övgüye, takdire ya da yergiye maruz kalıyorlar. Bizim için çok havalı, çok orjinal ve çok yararlı olan bir hizmet, dünyanın başka bir köşesinde tüm o havasını ve etkisini kaybetmiş olabiliyor. Buna ek olarak, bu hizmetleri ve ürünleri topluma sunan şirketlerin genel olarak dünyada nasıl algılandıkları da şirketlerin önem verdiği bir nokta. Olumlu bir algı yaratmak için bazı şirketler hükümetler ve toplumlar ile yalnızca hizmet ilişkisi kurarken, bazı şirketler evrensel değerleri de hesaba katarak bir hizmet çerçevesi çizmekteler. Elbette, hiç kimse bir şirketin, sadece özgürlükler ve demokratik haklar üzerinden pazar planlaması yaptığını iddia edemez. Fakat çok açık ki, toplumun neredeyse tamamının erişebildiği hizmetleri sunan şirketlerin dikkat ettiği hassasiyetler var. Bir şirketin, sözgelimi bir enerji şirketinin toplumu reklam pompası ve milliyetçilik vurgusu ile kandırmasının da ötesinde, toplumun sahiplendiği ve kendisine ait olarak ilan ettiği alanlarda hizmet veren şirketlerin toplumsal ve kamusal sorumluluklardan kaçma şansı yoktur. Bu alanların başında Internet geliyor. Toplumun her bir bireyi Internet’i tanıyabildiği ve içerdiği kaynakları kullanabildiği için, Internet alanında hizmet veren şirketlerin, dünyanın herhangi bir bölgesinde bir HES ihalesini alıp o yöredeki insanları bir şekilde oradaki kâr marjına ve o santralin yararlarına razı eden enerji şirketinden daha büyük tepkilere hazır olması gerekiyor. Çünkü, Internet’i herkes benimsiyor. Eğip bükmeden söylemenin yararı vardır: Internet, ne hükümetlere ve onun savunma bakanlıklarına ne de diktatörlere ve onların polis teşkilatlarına aittir. Internet, ağlar üzerinde kan misali dolaşan, dolaşırken iyi, güzel ve kötüye dönüşen verinin ve içeriğin üreticisi insana aittir.

Bilişim şirketlerinin Arap coğrafyasındaki devrimlerde takındığı tavır, Internet’in yaşamsal önemi ve sahipliği hakkında bize bir resim çizebilir. Bu isyanlardan önce de Çin’deki sansür, Rusya’daki baskıcı yasaklar ve WikiLeaks olaylarında da sadece bilişim hizmetleri değil, aynı zamanda Internet yayıncılığı da sıkı bir sınavdan geçmişti. Bu sınavların ardından insanlığın çok şey kazandığı söylenemez, fakat bu sınavların ardından en azından geleceği aydınlatabilecek birkaç anekdot kalmıştır. Kuzey Afrika’da süregelen devrim hareketleri ise, karışıklık anında o ülkelerden çekilen şirketlerin yanında hizmet vermeye devam eden ve devam etmeye zorunlu olan Internet kanallarının kullanımının devamlılığı açısından büyük bir sınav olmaktadır. Internet’in yaşamsallığı, tıpkı elektrik, su ve ısınma gibi ihtiyaçların yanında sayılabilir olmasını gerektiriyor. Bu büyük sınavda Internet üzerindeki iletişim kanalları için şöyle yazmıştım:

Öte yandan devrimlerin başarısını tamamı ile sosyal paylaşım ağlarına bağlayanlar, o meydanlarda baltacılara karşı, polis kurşununa karşı, yani diktanın zulmüne karşı kimlerin korkusuzca durduğunu görmüyorlar mı?

Henüz fikrimi değiştirecek, yani iletişim kanallarının sözkonusu ülkelerdeki muhalif hareketlere ve devrimlere kaynaklık ettiğini kanıtlayacak bir kanıt bulamasam da, Internet üzerindeki iletişim kanallarının yardımcı güç olarak belirmesini yadsıyamayız. Kavganın kaynağı insan olmak ile alakalı olduğu için, kısacası insanlar kavga ettiği için, mutlaka kavga eden insanın çığlıkları ve serzenişleri diğer insanlara insanlığın ortak kanalları üzerinden ulaşacaktır. Başarıya ulaşan bir devrimin arkasındaki güç sadece bir iletişim hizmetinin elverişliliği değil, aynı zamanda insanların haberleşme kararlılığıdır. Diğer yandan bu kararlılığa karşı baskıcı rejimlerin de önlemleri vardı, vardır ve var olacaktır. Bu kararlılık ve önlemler arasında kalan bilişim şirketlerinin tavırlarını özetlemek gerekirse, genel anlamda insanların kararlılığına yüz çevirmeyen bir tavır görüyoruz. Bence insanlara ait olan bir iletişim kanalının, insanların elinden alınmasının herhangi bir finansal, sosyal ve demokratik bahanesi yoktur da zaten. Örneğin, Google, “Don’t Be Evil” sloganının içini dolduracak adımlar attı: Mısır’daki isyanı ateşleyen insanlardan olan çalışanı Wael Ghonim‘i cesaretlendirdi. Ayrıca bu genç adam şirketin CEO’sundan övgüler aldı. Tüm bunlar basit adımlar olarak görülebilir, fakat bunlara ek olarak Mübarek, Internet erişimini kesmeye çalıştığında Mısır’daki insanların telefon hatları üzerinden Twitter’da güncelleme yapabilmelerini sağlayıp, Youtube üzerinde de isyana dair videoların daha kolay şekilde yayınlanmasına olanak verdi. Google’ın bu cesur adımlarına karşın ayaklanmanın belki de ilk kıvılcımlarından olan sayfayı bünyesinde barındıran Facebook daha nötr bir yol izledi. Her ne kadar Ghonim, Facebook’a şükran borçlu olduğu ifade etse de, Facebook’un kullanıcıları üzerindeki müdahaleci ve gizliliği pek takmayan tavrı, onları özgürlükler konusunda arka sıralara yerleştiriyor. Zira, Ghonim’in Facebook üzerinde oluşturduğu sayfa da yaratıcının anonim olması dolayısıyla kapatılmıştı. Belaya bulaşmamak bir strateji olabilir, ben yine de tersini düşünüyorum. İnsanlara ait bir kanalda, onlara ait verilerin gizli tutulması istemini reddetmek, sizin olmayan bir şey üzerinde sahiplik iddia etmektir. Ne var ki, burada oluşan açığı Twitter ziyadesiyle kapatmış görünüyor. Twitter’ın geleneksel olmayan yayımcı yapısı ve kullanıcıların daha özgür bir ortamda görüş ve haber paylaşmaları devrimlerdeki yardımcı rolünü oynamasını sağladı.

Günümüzde Internet’siz yaşayamıyoruz. Yaşayan varsa da, münzevi kabul ediliyor. Ancak, Internet’in sivil toplum kuruluşları ve onlara yönelik somut tehditler olmadan örgütlenebilme yanılsaması yaratması, insanın örgütsüz yaşayabileceği anlamına gelmiyor. Kablo-altı örgütlenmenin insanlara verdiği vicdani rahatlık ve “cop”tan uzak olma keyfiyeti, meydanlara çıkıncaya kadar sürüyor. Meydana çıkılan andan itibaren de kavganızın sebebi gözünüzün önündeki monitörden değil, derinizin altından sizleri sarmalamalı ve insana ait olan özgürlükleri zalime bırakmamalı; Zalim bir diktatör de olsa, bir bilgi tekeli de olsa.

#FollowFriday – 2 – @selamisahin, @feroxius, @erdogan

Friday, August 20th, 2010

Eski “İzleCuma” tutkunlarından kim kaldı, bir sen bir ben bir de Twitter’da turlayan arama botları. Twitter “Who to Follow” ve “More like @username” özellikleri ile mertliğin bozulduğu bir mecraya dönüşse de eski alışkanlıklar iyidir mentalitesinden hareketle #FollowFriday’lere devam etme taraftarıyım. Zira, bitaraf olan bertaraf olurmuş. Bugün sizlerle paylaştığım arkadaşlar:

1 – @selamisahin : Bio’su boş, ismi (Tuğçe Kadıoğlu) sanırım gerçek olan bu arkadaşa nasıl denk geldiğimi hatırlamıyorum. Yüksek ihtimal, -bence- çok zekice olan tweetlerinden birisinin RT edilmesi sonucu denk gelmişimdir. Seçtiği kullanıcı adı ile de zaten 10 puanı çoktan hak etmekte. Buyrun izleyin.

2 – @feroxius : Bio’sunda bahsettiği gibi (“yaki$ikli oldugum kadar küstahim da. sorosçu ve zeki oldugumu zaten biliyorsunuz.”) bir adam olduğundan şüphem yok. Sorosçuluğun kitabını yazan adam olacak. Benim kendisini kısa süren FriendFeed günlerimden bulduğumu bilmiyordur, zira oradaki örgütlenmesi daha güçlüdür. Düşünceleri ile beni zaman zaman kontrpiyede bırakan bu arkadaşa büyük saygım var, zira o kadar bitki ile uğraşmak kolay değil.

3 – @erdogan : Bio’sundan anlaşıldığı kadarı ile girişimci bir arkadaş. Sosyal medya ve tasarım üzerine fikirlerinden yararlanılabilecek uluslararası bir kişilik. Türkçe’si ne durumda en ufak bir bilgim dahi yok. İzlemekte de sakınca yok.

Evet, böylece açıklamalı izleme önerilerinin ikincisini de tamamlamış bulunuyoruz. Serinin ilk yazısına buradan ulaşabilirsiniz. Tekrarlamak gerekli belki, Yes, Web Can!

Tweetleri Anlamak

Thursday, June 10th, 2010

Sentiment Analysis gerektiren bir projeyi başarıyla sonuçlandırmış bulunuyorum. Araştırma düzeyinde yeterli olsa da tabi ki büyük kitlelerin kullanımına açılacak bir tasarım değil. Dünyanın gittiği yön hakkında fikir versin diye söylüyorum, diğer insanlara açık bir şekilde söyledikleriniz sadece sizi tanımlamakla kalmayacak, benzerleriniz ve onların benzer düşünceleri ile birleşerek bir olguyu, emeği ve yatırımı tanımlayan, onun hakkettiği karşılığı ya da ağzının payını veren hızlı ve atak bir sivil topluma dönüşecek. Bir şey hakkında söylediklerinizin kutup ve öznellik analizi yapılsın diye, aslında şu andan itibaren alıştırma yapılacak veri yığınlarını yine siz oluşturuyorsunuz, makinalar böyle öğreniyor.

Bunun uzun, upuzun bir öyküsü de yazılabilir. Fakat okuyanı az olur, zira herkes fikrini beyan etmekle meşgul. Devam edin, ziyan olmasın. Şuraya da bakın lütfen, artık maçın adamı seçmek için sms tabanlı sponsorluklara ihtiyaç duyulmadan, tweetlerin analizi yeterli olacaktır. Bir maçın hasılatı ve belki bahis oranları dahi maçtan bir gün öncesinde hesaplanabilecektir. Güvenlik önlemleri, reklam anlaşmaları ve maçın yayını bu hesaplara göre belirlenecektir. Çekinmeyin, bilgi yığınlarını besleyin. Yarın sizin hakkınızda daha çok şey bilecekler, izninizle.

#FollowFriday – 1 – @zoban, @tomwaits, @t

Friday, May 14th, 2010

İzleCuma’larını nam-ı diğer FollowFriday’leri Twitter’ı ilk kullandığım günlerde önemseyerek takip ederdim. İnsanın Twitter sayfasındaki timeline’ının (zaman çizelgesi, akış takibi?) belli bir sayının üzerinde kullanıcıyı kaldırmayacağını anlayınca bıraktım bu güzel paylaşım olayını. Yine de bugünden itibaren benim kafa yapıma uygun insanlara yararlı olabilecek Twitter kullanıcılarını bazı cumalar buradan paylaşmaya karar verdim. Maksat, akış doğru tarafa yönelsin.

1- @zoban : Bio’sunda şöyle yazıyor: “I like you and me”. Yeme-içme kültürü, İstanbul ve futbol konusunda engin bilgisine ve paylaşma azmine hayran olduğumuz bir üstaddır kendisi. Daha bu Twitter’lar vesaire ortada yokken kendisini sözlükten ve blogundan takip eder olmuştum zaten. İzleyici sayısı da kallavi denebilecek ölçekte ancak adı henüz Twitter ünlüsü olarak geçmedi, bence geçmesin de.

2- @tomwaits : “Verified account”ların feriştahıdır gözümde. Bio’sunda şöyle yazıyor: “Glitter and Doom Live’ in stores and online now! For more Wit and Wisdom visit www.tomwaits.com”. Evet Bio kısmı hayalkırıcı oldu biraz. Ancak Tom Waits bilader bu, ötesi var mı diyorum. Ramiz Dayı diye tanıdığınız büyük oyuncu Tunçel Kurtiz’in lafıdır, “Amerika ikiye ayrılır, Tom Waits sevenler ve salaklar”.

3- @t : Bio’sunda şöyle yazıyor: “barcamp bicycler buildingblocks climber cultural evolution gtd hacker independent microformats nerdy optimist pescatarian scientist skeptic”. Tantek Çelik, Pasifik’in ya da Atlantik’in öteki yakasından bilişim teknolojileri konusunda yararlı ufuklar gösteren etkin bir Twitter kullanıcısı. Blog arama motoru diyebileceğimiz Technorati’nin de şef mühendisi yamulmuyorsam.

Evet, bu geleneği de böylece başlatmış oluyorum. Internet ya da ağ sadece önünüze gelen değildir, onun diplerine kadar inip, yararlı bilgiyi ve paylaşım eşini bulmanız, bulduğunuzu da efendice paylaşmanız gereklidir. Tekrarlamak gerekli belki, Yes, Web Can! Önerilerimi sallayıp, Cem Mumcu tayfasına da takılabilirsiniz tabi ki, tercih sizin.