Posts Tagged ‘Kemal Kılıçdaroğlu’

CHP

Thursday, December 23rd, 2010

Yıllar önce, çocukluğuma denk düşen bir yerel seçimde bağımsız aday olan genç bir esnafın fotokopi ile çoğaltılmış posterlerinin samimiyetine ve diğerlerinden farklı oluşuna duyduğum yakınlığın, seçim sonrası büyükler konuşurken belli ki kendince Don Kişotvari bir kavgaya girişen bu adayın ala ala sadece bir oy alabildiğini ve o bir oyun da annesinden geldiğini duyunca seçmen ile aday arasındaki ilişkiden başkaca bir şey olduğunu anlamıştım. Seçim kampanyası için kullandığı fotokopi bütçesi ile el ve göz emeğim sınıf gazetesinden ne kadar çoğaltabileceğime ve elde edebileceğim tiraja dair bana hayaller kurduran kararlı adayın benimle kurduğu ilişki de ne fanatizme varan bir destek bağımlılığına ne de açgözlülüğe dayanan bir menfaatçiliğe benziyordu. Bu ilişki yalnız sergilenen bir emeğin yarattığı ümit yayma becerisiydi. Kendi oyunu dahi geçerli olacak şekilde atamayan bu çalışkan ama şaşkın aday, politikadan daha farklı işlere soyunsa belki de emeklerinin karşılığını alacak ve “seçmen” olarak gördüğü insanların kendisi ile seçim sonrası dalga geçmesini önlemiş olacaktı. Her şeye rağmen, bir ihtimal benim gibi onlarca saf ve bilindik politikacı-seçmen ilişkisine ve onun gerektirdiği ön kabullere o kadar da kanalize olmamış insanı etkileyen bir emek ortaya koymuştu. Bu anım o adayın ismini hatırlayamacak kadar eski günlerde kaldığı için şu an bu kararlı adamın siyasi kariyerinin akıbetini öğrenemedim. Ancak seçmen ile kurduğu yeni ilişki ve küçük hatalara açıklığı bakımından benzerlik gösterdiği bir başka adam şu an Türkiye’de önemli işler yapıyor: Kemal Kılıçdaroğlu.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin son aylarda geçirdiği değişim süreci, kimileri için sadece gömleğin manşet düğmelerini değiştirmekten ibaret kimileri için ise başlı başına bir değişim dalgasının öncüsü. Bu iki görüşe de destek olacak savlar ve kanıtlar bulunabilir. Fakat başta söylenmelidir ki, uzun yıllar sonra Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendisine lokomotif görevi görecek bir önder seçtiği ve ona hareket alanı sağlamak için yer açtığıdır. Basit bir benzetmeyle, CHP’nde artık atlar arabanın doğru yerine koşulmuştur. Kemal Kılıçdaroğlu atmaya başladığı adımlar ile söylemlerinin altını doldurmaya başladı. Bu adımların ardındaki düşünce Türkiye’de iktidara gelmese dahi, sosyal demokrasi ile Cumhuriyet Halk Partisi’ni tekrar kaynaştırmayı başarırsa kendisine Türkiye demokrasisinde yaşam alanı bulur. Yeni seçilen öndere ve bu düşünce rüzgarına verilen hareket alanının genişliği aslında desteğini aldığı delegelerin salt en kısa zamanda iktidar olma ihtirası ile mi yoksa gerçekten partide ve ülkede devrime kapı aralamak için mi oy verdiğinin yanıtı ile anlaşılacak. Şu anlık ortaya çıkan görüntü, sosyal demokrat düşüncenin partinin geçmişten kalan üyeleri tarafından kerhen kabul edildiğini gösteriyor. Tabî ki örgütlerdeki yenilenme ile bu inat aşılabilir. Kılıçdaroğlu’nun insanlar ile kurduğu güvene dayalı ilişki, ona elbette Adalet ve Kalkınma Partisi’ne karşı daha önce yapılamayan ve yapılmayan bir tarzda muhalefet yaparken yardımcı olacak. Yalnızca AKP karşıtlığı temelli bir atılımın iş yapmayacağı da çok aşikar. Zira ülkede yaşayan insanların çoğu düzen değiştirmekten ve alışılmışı terk etmekten kaçınmak olarak özetlenebilecek ve ırsi olan bir huya sahip. Bu insanlara yeni hayaller kurdurmak için de yeni tasarılar ve emekler ortaya koymak gereklidir. Ekonomik hareketliliğin her emekçiye refah getirmesi, özgürlüklerin her bireyin hayat çizgisinde devamlı olarak güvence altına alınması, doğanın insan karşısında korunması ve ülkenin her köşesine söz söyleme ve gelişme hakkı sağlanması gibi hedeflere varmak için gerçekçi tasarılar ile halka ulaşmak bunun tek yoludur.

Arabanın yenilenme sürecinin başladığı da ilan edildiğine göre, önümüzdeki seçimlere kadar yapılacak çalışmalarda göz önünde bulundurulması gereken artık Türkiye’nin ve insanlarının değiştiğidir. Yani arabaya ne kadar ustaca olursa olsun sadece pasta cila yetmez. Artık yeni koşullarda da güvenli ve süratli gidebilecek bir araba yola koyulmalıdır. Bunu da Kemal Kılıçdaroğlu ve etrafında örgütlediği insanlar başarmaya en yakın CHPlilerdir. Tek çekincem geçtiğimiz Şubat ayında “Sağa gidip oy isteyeceğiz” diyen Kılıçdaroğlu‘nun hangi söylemlerle sağa açılacağından emin olmama ihtimalidir. Teraziyi devirmeden bunu becerebilirse şimdiye kadar yaptığı önemli çıkışlar sonuç verecektir.

Kılıçdaroğlu

Saturday, May 29th, 2010

Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanlığı’na seçilmesi, sadece, AKP iktidarının demokratik bir akışta son bulma olasılığını ufukta gösterdiği için dahi sevindirici bir gelişmedir. İnsanların iktidar gücünden yoksun kalma korkularını, yer edinmiş bir alışkanlığın son bulma endişelerini ve yarım kalacak tasarılarını bir kenara bırakırsak, ülkemizde bir askeri darbenin iktidarı devirme gücünü törpüleme ve belki de yok etme görevi, oburlaşan bir iktidarın değil, halkçı ve demokrat bir muhalefetin emekleriyle yükselen bir dayanışmaya düşmektedir. Kılıçdaroğlu’na düşen pay da, bu olasılığı gerçeğe çevirmek, partisine atfedilen tanımları ve çizgileri tamamıyla demokratik ve halktan yana bir tavır ile geçersiz kılmaktır. Ülkemiz tarihinde meydana gelen darbelerin içinden, kendine yakışanı seçmek ve onu yüceltmek gibi bir tavır değildir bu. “Utanç” sözcüğü ile bağdaştırdığı 27 Mayıs kadar diğer tüm darbeler ve müdahalelerin her birine sorgulanması ve araştırılması gereken birer süreç olarak bakabilen insanların, günümüz kutuplaşmış Türk insanı profilinden evrilmesinin önünü açmalıdır.

Genel Başkanlık ve olası Başbakanlık süreçlerinde, kendisini bekleyen iki akut sendrom var. Birincisi, toplumsal bir anlaşmadan ziyade toplumsal bir itiş kakış ile arkasına geçenlerin Kılıçdaroğlu söylemini geliştirmeden, hem kendisini hem de destekleyenleri belirli bir söyleme zorlamasıdır. Özüne bakarsak, beklenen söylem özgürlükçü ve halkçı bir söylemdir, ancak kısa dönemde daha güçlü olan kesimler bu söylemlerin gelişmesini iktidar yürüyüşünü bahane ederek engelleyebilirler, saptırabilirler ve en kötüsü içini boşaltıp etkisizleştirebilirler. İkinci sendrom ise, İlhan Mansız sendorumudur. 2002 Dünya Kupası’nde bıkkınlık yaratan bir Şükür performansından sonra, sempatik görüntüsü ve ligde attığı goller ile Milli Takım’ın santrforu olmaya göz kırpan Mansız, Senegal’e attığı golü takiben Şükür’ün egemenliğini kırmaya çok yaklaşmış ancak etkileyici yıldızı ilerleyen yıllarda sönüvermiştir. Teşbihte hata olmaz, Şükür’ün Baykal’lığı ve Mansız’ın Kılıçdaroğlu’luğu önümüzdeki yıllarda daha net görülebilir ki ben bu sendromun gerçekleşme olasılığını Kılıçdaroğlu’nun kişiliği ve başarılı duruşunu göz önünde bulundurarak çok yüksek bulmuyorum. Kimbilir, bir ihtimal Kemal Kılıçdaroğlu bu tehditleri savuracak aşıları çoktan yaptırmıştır.

Kılıçdaroğlu’nu değerlendirenlere de değinmek gereklidir. Övücü sözlerle öne fırlayanlar, sessizce ve nötr şekilde etrafı gözleyenler, söylemleri solculuk açısından boş ve modası geçmiş olarak bulanlar, AKP gözüyle bakanlar ve CHP’den ümidi kestiği için hiç oralı olmayanlar… Bir anlamda Kılıçdaroğlu’nun seçilmesi ile, Türkiye kamuoyu tekrar farklı sözlerle ve bakışaçılarıyla konuşmaya başladı, beyaz ve siyah yanına diğer renkler de eklendi. Tüm bunların münakaşası ve muhasebesi, en az bir sonraki seçimler kadar demokrasimizin gelişmesine yararı olan bir hamle olacaktır. Yeter ki, tartışmanın da yolunu yordamını bilelim.

İktidar, yeni ümitler ve yeni ufuklar ile değişmelidir. Bu değişim iktidarı elinde tutanın kendi içindeki devinimi halka yansıtması ile de olabilir, iktidar karşıtlarının devrimi müjdelemesi ile de olabilir. Temsili demokrasinin temeli düşünmek ve anlatmaktır. Yeni düşünceler üretmeyen ve anlatacak hiçbir şeyi kalmayan iktidar olamaz. Kılıçdaroğlu, gelişi nasıl olursa olsun, sosyal demokratların en yoğun olarak toplandığı ve diğer ulusalcı-merkezcil bireylerle kaynaştığı CHP’ne büyük umutlar getirmiştir. Bu umutlar ya sönecek ya da büyüyecekler, her biri kişiye özgün olmak üzere.