Posts Tagged ‘Halkoylaması’

Anayasa Sorunumuz

Thursday, August 19th, 2010

Tarih boyunca hiç olmamış İsviçre Kralı’na (Kastedilen İsveç olmalı) kadar giden güzellemelere gerek duymadan 12 Eylül Halkoylaması hakkındaki görüşümü burada açıklamıştım. O zamanki tavrım, dört dörtlük olmayı geçtim, bana göre Türkiye’nin demokratikleşmesi önündeki engellerden en azından bir kaçına dahi temas etmeden hazırlanıp önümüze koyulan bu paketi derinlemesine incelemeksizin reddetmekti. Hâlâ bir seçmen olarak, devletin yasama ve yürütme gücünü elinde tutanlardan talep etme hakkımı “bir kerecik olsun” törpülemeye ve güdükleştirmeye açık değilim. Yasama ve yürütme gücünü elinde tutanların halktan haklı isteklerini erteleme gibi bir talebi de olamaz. Bu nedenle, “Yetmez Ama Evet” dediğimiz durumda, 12 Eylül Halkoylaması’nın ertesi günü hükümet ve devlet organları karşısında sesimizin daha gür çıkacağının bir güvencesi yokken, bir seçmen olarak desteğimi doğru bildiğimden yana koymayı seçiyorum. Bu da net bir “Hayır”dır.

Benim kişisel oyumdan öte, bu süreçte takip ettiğim iletişim kanallarından -Gazeteler, bildiriler, sosyal medya ağları ve TV programları- edindiğim izlenim ülkemiz adına olumsuz. Fikir bazında bölünmek, Baskın Oran’ın burada belirttiği gibi kamuoyu oluşturmanın ve demokratikleşmenin temel koşullarından birisidir. Ancak “Evet” ve “Hayır” seçeneklerinin yanında türeyen “Yetmez Ama Evet”, “Yetse de Yetmese de Hayır” ve “Ne Evet Ne de Hayır” seçeneklerinin halkı daha çok geren ve daha net biçimde bölen savlar ile seslendirilmesi, Anayasa Halkoylaması’nın demokrasimize yapacağı katkıyı baltalıyor ilk başta. Çünkü basit iki seçenekten ötesine geçmek için karşı tarafın kendilerine göre eksikliklerini ve hatalarını kullanarak daha çok yaftalama ve kendi seçimlerini yüceltme -adeta böyle bir tartışmaya lütfen tenezzül etmişçesine- yöntemlerini kullanıyorlar. Oysa, bu süreçte yaptıkları, korkutucu bir baskı gücünün toplumun tam da orta yerine kurulmasına hizmet ediyor. “Yetmez Ama Evet” derken “Hayır” diyen darbe yanlılarından olmadığının altını çizmek, “Yetse de Yetmese de Hayır” derken “Evet” diyen AKP kuyrukçularından olmadığına vurgu yapmak ve “Ne Evet Ne de Hayır” derken “Evet” ve “Hayır” diyenleri birbirlerini yiyen dikta heveslileri olarak betimlemek kamuoyu oluşum sürecini bir ötekileştirme sürecine dönüştürüyor. Halbuki, ülkenin çoğunluğu ne darbecidir ne kuyrukçudur ne de dikta meraklısıdır. Tabî ki burada bahsedilen “seslendirme” basitçe halkın içinde değil, basın-yayın yoluyla veyahut Taksim dolaylarında cereyan ediyor. Bu soyut cereyanın altında yatan gerekçe de elbette halkın talep etmeyen ve yönetilmek/yönlendirilmek isteyen bir topluluk olduğu genellemesidir. İki öncül ve nihai tavırdan farklılaşan bu üç tavrı savunmak kirli ya da yanlış bir iş değil. Sorun, tavırlar açıklanırken referans olarak ille de diğer tarafın köpüreceği ve aslında alakası olmadığını iddia ettiği noktaların kullanılmasıdır. “Evet” kampanyasının en büyük yürütücüsü AKP, “Yetmez Ama Evet” diyenlerin darbe karşıtlığı savını alarak kampanyasının merkezine yerleştirmişken, kendi önderinin yaptığı gaflar ile aslında “Yetmez Ama Evet” diyenlerin özgürlükçü ve eşitlikçi yanları ile uyum gösteremeyeceğini ilan ediyor. Heyhat, “Yetmez Ama Evet” diyenler bu gafların üzerine -belki de şimdilik- gitmiyor, bunun yerine darbeci söylemiyle karşı tarafa yükleniyor. Yoksa, Hrant Dink’i sanki bir kez daha alenen öldürmek için hazırlanmış o savunmayı hazırlayanların mahcubiyetlerinin yalancılığını ve aldatıcılığını “Önemli olan soy soy!” söyleminden anlamak için üstün bir zekaya sahip olmak gerekmiyor. Öte yandan, CHP’nin “Hayır” kampanyasının nasıl bir kampanya olduğunu, “Hayır” dedikten sonra ne vaadettiğini net bir biçimde açıklaması gereklidir. Aksi takdirde, “Yetse de Yetmese de Hayır” diyenlerin oyları uğruna, sahici bir demokratik birliktelik şansını öldürebilir. Henüz yeni sayılabilecek önderlerinin “Hayır” kampanyasını geleceğe yönelik olarak çok da açıklamaması, büyük olasılıkla parti içindeki güç dengeleri ile ilişkilidir. Ancak en kısa zamanda bu “Hayır”ın, tamamıyla demokratik ve özgürlükçü bir anayasa çalışmasının ilk adımı olduğunu belli etmesi ve de “Hayır”ın eskiye sabitlenmiş bir kaygının değil, yeniye yönelik gerçekçi bir umudun ürünü olduğunu anlatması elzemdir.

Görüşümü ilk paylaştığımdan andan itibaren kamuoyuna açıklanan görüşler ve medyadan takip edebildiğim görüşler arasından herkesin yararlanabileceğini düşündüğüm bir kaç bağlantıyı da buraya koyuyorum. Bunlardan birincisi, Sırrı Süreyya Önder’in “Boykot” çizgisine dahil oluşunu BirGün gazetesinde gerekçelendirmesidir. İkinci olarak, 10 Aralık Hareketi’nin hazırladığı ve “Hayır” seçeneğini gerekçelendirdiği değerlendirmeyi paylaşmak isterim. Bu değerlendirmenin neredeyse tamamına katılıyorum. “Hayır” çizgisindeki bir diğer isim olan ve daha önce AİHM’de görev yapan Rıza Türmen’in yazılarını da ufuk açıcı birer kaynak olarak görüyorum. O yazılara buradan sırasıyla (1 2 3 4) ulaşabilirsiniz. Bunların dışında “Yetmez Ama Evet” çizgisindeki arkadaşların görüşlerini de bu adresten bulabilirsiniz. Süzme “Evet”çi AKP’lilerin görüşlerine ise son günlerde artan Irkçı söylemleri nedeniyle bu sayfada yer vermemeyi tercih ediyorum. Bir kişiliğe çamur atmak için “Babası Alevi-Kürt, annesi de Ermeni” gibi bir argümanı kullanan kafanın diğer söyledikleri benim için önemsizleşiyor.

Her bir görüşün saygı ve mantık çerçevesinde açıklandığı ve yayımlandığı bir Halkoylaması kampanya süreci yaşamak bu halkın en doğal hakkıydı. Ne yazık ki, siyasi olgunluğu yaratmak için bir kaç nesil daha beklememiz gerekecek. 13 Eylül sabahına içinde barındırdığı dostluklardan ve hoşgörü kültüründen hiçbir şey kaybetmemiş bir ülkede uyanmayı diliyorum.