Posts Tagged ‘ecevit’
Bu Kalb Solu Unutur Mu?
Saturday, February 13th, 2010“Türkiye’de CHP dışındaki sol öldü. Sol yok, sağımız güçlü bu yüzden sağa doğru gidiyoruz. Çünkü oy alacağız, kimden alacağız? Sol sokağı göremedi. Oturduk sıcak evlerimizde gazete okuduk. Ankara’da sosyolojik uçurumlar var. ‘Ankara’nın öbür tarafına gidelim’ dedik mi? Onlar bunu yapıyor, biz yapmıyoruz. Rahata alıştık, tatillere gidiyoruz”
“Seçime giderken, vatandaşlarımızdan bugüne kadarki oy alışkanlıklarını bir yana bırakarak, yeni bir gelecek kurmak üzere oy kullanmalarını isteyeceğim. CHP olarak bugüne kadar bize hiç oy vermemiş, sempati duymamış, destek vermemiş dahi olsa, tüm vatandaşlarımdan kendi kimliklerini, değerlerini koruyarak, ama Türkiye’nin derlenip toparlanması konusunda bizim görevlendirilmemize destek vermelerini, sahip çıkmalarını isteyeceğiz.”
CHP’nin “sağa gitme” ve “ödünç oy isteme” kararları hakkında biraz konuşmak isterim. Hemen kestirip atacak değilim, yani şunu yapmayacağım: “CHP zaten daha ne kadar sağa gidebilir ki?!”
Öncelikle partinin taban yapısı ve örgüt üyelerini ele almak gerekir. Kimdir bunlar? 2000′li yıllarda ne kadar değişmişlerdir? Partiden hangi yönde politikalar beklemişlerdir ya da partiyi hangi yönde politikalar geliştirmeye itmişlerdir? Hangi parti eylemlerinde içleri huzur dolu bir şekilde katılım göstermişlerdir?
Belediye nikah salonlarında yapılan panellere doluşmak yeterli olmuş mudur? Parti içi atama kavgalarına seyirci kalmak yeterli olmuş mudur? Herşeyi atama zincirinden beklemek doğru mudur? Partiye nasıl katkı sağlanmıştır? Bu sorular diğer tüm partilere de uyarlanabilir ve belki bir yeterlilik ölçütü oluşturulabilir. Ancak mevzubahis olarak CHP‘den devam edelim.
Sözgelimi, tabandan başlayan bir hareket olarak görülebilecek Cumhuriyet Mitingleri‘nde istenen ve kanıksanan merkez “sol” koalisyonunda hangi düşüncelerin dışlandığı bizlere CHP’nin oturduğu ray hakkında genel bir bilgi verebilir. Meydanlarda gösterilen “solculuk soslu ulusalcılık” ve bir koalisyon için talip olan “sol görünümlü” siyasi partilerin buluştuğu noktaların neredeyse hepsi varoşlara değil, belli bir seviyede eğitilmiş ama daha da bilinçlenmesi istenmeyen bir kesime hitap ediyordu. 2007 Genel Seçimi ile bu noktaların sol siyasete artı puan getirmediği görüldü, dahası bu noktaların gerçeklenmesi için partilere transfer edilen sağcı politikacılar ve partilerin sağ merkezli söylemleri kırılması güç bir kimlik yapısı yarattı -başta CHP için. O kimliğin dışına çıkmak örgütlerin karşılaştıkları eleştiriler sonucu kendilerine çekidüzen vermeye çalışmaları ve Kılıçdaroğlu faktörü ile mümkün görünmüştü. Oysa o kimlik bu olumlu faktörleri de belirli sınırlar içine çoktan hapsetmişti. En sonunda da “Dersim Katliamı” hezeyanı ile o kimliğe teslim olmuş bir CHP karşımıza çıktı. Mitingler dışında gelişen son yerel seçimler öncesi İstanbul’daki sosyal demokrat hareketlenmenin ise sönümlenmesine rağmen ilerde CHP’yi merkezcil kuvvet ile oturduğu yörüngeden çıkaracağını düşünüyorum. Ancak ileride, bayağı ileri bir tarihte…
Politikalar bir parti için yaşam alanıdır. Politika ve söylem üretmeden bir siyasi partinin yaşaması düşünülemez, diğer yandan da tabanı ile yaşamsal bir bağ kurması beklenemez. Sosyal demokrat bir partinin yapması gerekenler, düşünce pratiği yapması gereken sahalar bellidir ve bu gereklilikler ile sahalardan yola çıkılarak çağdaş bir sosyal demokrat yapıya kavuşulabilir. Sağa yönelmek ve ödünç oy istemek tutarlı davranış biçimleri değildir. CHP sağa giderek, sesi kısılmışların sorunlarına nasıl çözüm bulacak? Tetikçileri belirsiz ve tetikçileri belirli ama teşkilat korumalı cinayetlerin mağdurlarını nasıl savunacak? Alevi Çalıştayı raporuna koca koca harflerle “Madımak Oteli’nin müze yapılması doğru değildir” yazılırken sağa gitmiş ve ceplerini ödünç oylarla doldurmuş bir CHP ne diyebilecek? Tekel işçilerinin direnişlerini sürdürdükleri çadırlar ve barakalar yıkılırken CHP sağda pozisyon alıp da hangi hakla direnişe destek verecek? Kürt Sorunu hakkında çekimser ve kinci tutumunu katılaştırarak sürdürecek mi? Sağcı partiler TBMM Genel Kurul Salonu‘nda kürsülerden türban için kavga ederken, peygamber-haçlılar gibi söylemler kullanılırken CHP sağa gidip de daha fazla nasıl kavgacı olacak? CHP’den gelen “Sol bitti” ilanı ile solda birşeyler yapmaya çalışan bağımsız hareketler ile nasıl iletişim kurulacak? Bu hareketlere “Bırakın bu işleri” mi denilecek?
CHP’nin kendini “Ortanın Solu” olarak konumlandırması ve Ecevit’in 70′lerdeki İsveç sosyal demokrasi örnekleri ile şekillendirdiği mirası, evet üzerinden 80 Darbesi’nin geçmesi ile tarih olmuştur. Ancak darbe sonrası yaşanan SHP deneyimi gibi anlamsız şekilde düzenle özdeşleşme sonucu bu sefer de kendi kendini bitirmektedir ve hatta “Sol bitti” ilamı ile memleketin zar zor akan sol ırmaklarını da kirletmektedir.
Baykal‘ın ikinci yönetim döneminde neredeyse 10 yıldan fazla bir süre geçti ve o ulusalcı kimliğin çizdiği sınırlar kemikleşerek aşılması zor birer soruna dönüştü. Bu sınırları geçenler hatta bu sınırlar etrafında dolaşanlar “hain” ilan edilmeye başlandı. Bu elbette sol kültürde kabul edilebilecek bir yaklaşım değil. “CHP dışındaki sol öldü” demeden önce, CHP içindeki solun hala yaşayıp yaşamadığına bakmak gerekir bu durumda. Fakat ne yazık ki bu özeleştiriyi yapacaklar çok başka yerlerde geziniyorlar.
CHP son yerel seçimlerde İzmir‘de seçmenlerin yarısından fazla oyunu alarak belediye başkanlığını korumuştu. İzmir’in sosyal demokrat belediyeciliğe karşı bir beğeni ve takdiri olarak sunulabilecek bu başarı dahi salt AKP karşıtlığı ile gönendi, kutlandı ve belki gölgelendi. Bu rehavetin sonucunda da, belediye içersinde iş-başarı bağlamında süreklilikten ziyade, il ve ilçe örgütlerine kadar sıçrayan bir adamcılık kavgası başladı. Belediye hizmetleri ve projeleri aksadı, aksattırıldı. Nihai olarak elde mevcut olan bir başarı örneği kendi olumsuz kaderine terkedildi.
Bir siyasi parti kendini anlatmaktan yoksun olduğundan habersiz, ödünç oy istemeye ancak böyle bir ortamda çıkabilir. Zira varlığından emin olunan oyların elden gittiği açık bir şekilde görülmekte. Bu ödünç oy istemenin mantığı “Az bir oyumuz olsa tek başımıza iktidarız” kılıfı ile sunulsa da, bu açıktır. AKP iktidarını Naziler‘in erke gelmesi ile özdeşleştiren coşmuş ulusalcılar, Naziler’e karşı duran siyasal yapıların gerçek solcu ve sosyal demokratlar olduğunu unutmuş durumdalar üstelik. Velhasılı kelam, ödünç ya da nakil oylar ve fikirler ile bugünkü konumuna gelmiş Cumhuriyet Halk Partisi‘nin bu hastalıklı yapıları bünyesinden atacağı yerde, yeterli görmeyip bu yapıların kaynağına ödünç oylar üzerinde göçmesi, iyimser olursak bir uyanışa yol açacak; kötümser olduğumuz halde ise memleket sonsuza kadar solu unutacak. Ben iyimser olup, o uyanışı harekete geçirme taraftarıyım. Halkın siyasi partilerin kimliğini benimsediği ve müdahaleci olduğu günlerin özleyicisi ve bekleyicisiyim. CHP seçmenlerinde de bu iyimserliği yaymak gerekir ve fakat iyimserlik için çalışmak gerekir, dur demek gerekir.
Küçük bir çocukken dedem benden kalbimin yerini elimle göstermemi isterdi. Elimle göstermem ile yetinmeyip de neresi orası tarif et deyince, ben sol mu orta mı olduğuna karar veremez, o gülerek “Oğlum kalb ortanın solundadır” derdi, siyasi düşüncesinin övüncü ile. Şimdi o kalbler solu unutur mu?
