Posts Tagged ‘çingen’

Kara Bahtlı Çingenem

Thursday, January 7th, 2010

Şimdi bu Roman olayına girmem gerekli. Bizim memleketin (Akhisar’ın) çevresinde gelişen olayları biraz yorumlamak isterim. Ama baştan söyliyeyim ben Roman demem Çingene derim, Selim Sesler bile “Biz kitap mıyız ki bize Roman dersiniz” dedikten sonra… Bu hitabı da hakaret olarak algılayan varsa, ben bu hitabı samimiyetimden kullanıyorum diye belirteyim.

Akhisar Çağdaş Romanlar Derneği Başkanı Erdoğan Şener‘in Bianet’e ve NTV’ye yaptığı açıklamaları baz alıyorum. Öncelikle durum oldukça vahim. Durumu vahimleştiren üç neden var: İşsizlik, açılım ve bu durumun cezası ile cefasını çekenler. İşsizliğe gelelim, Ege’yi refah içinde zannedenlerin kaçırdığı noktalar var. İzmir ve kıyı şeridindeki görece ışıltılı hayata bakıp, tüm Ege Bölgesi’ni Marmara Bölgesi ile birlikte cumhuriyet idaresinin kaymağını yiyen bölgeler olarak ilan etmek garip bir hıncın hezeyanıdır. Milliyetçi ve geleceksiz bir taşraya dönüşen İç Ege’nin halini anlamak için bölgedeki ekim alanlarının değerlendirme şeklinin ne kadar sık değiştiğine bakmak yeterlidir. Karlı ürün olan tütün bittikten sonra ve ormancılık katı kurallara bağlandıktan sonra bölgenin yöneldiği ya da yönelemediği tarım ürünlerinin henüz hasadı gelmeden azalan kazancın bölüşümü ve geçim derdi sıkıntıları bölgeyi geleceksizleştirmiştir. Yanlış yapılan sulama sonucu ise erozyon ileri derecede görülmeye başlanmıştır. Bu durumda tütün gibi emek sürecinde istihdam gerektiren ve kazancın bol olduğu ürün dahi silinmişken diğer ürünlerin sağladığı kazanç bölgedeki işbirliğini ve paylaşımı tekrar diriltememiştir. Akıllı gençlerin ise okudukları ya da tayin oldukları şehirlere yerleşmesi ise geleceğin üretilmesi ihtimalini ortadan kaldırmaktadır. Elimizde kala kala kahve ve kavga toplulukları kaldığı için bu olaya pek de şaşırmanın manası yok. Ancak kavganın azınlık sayılabilecek bir kesime karşı kovalama hareketine dönüşmesi tahsilli cahillerin, tahsilsiz cahilleri cesaretlendirmesi ve özendirmesi ile açıklanabilir.

İşsizlik ve geleceksizlik nedenlerinin yanında yelkeni şişiren başka bir rüzgar için Şener’in açıklamalarına bakalım:

Olaylarla ilgili Roman Dernekleri Federasyonu için rapor hazırlığında olan Şener, hükümetin “Roman Çalıştayı”nı düzenlemesinin ardından Selendi’de Romanlara yönelik ayrımcılığın arttığını, “Kahvelere gelmesinler, çay vermeyeceğiz” konuşmalarının yaşandığını, hatta “Kürtler başkaldırdı, Romanlar da başkaldıracak” algısının yaratıldığını öğrendiklerini aktardı.

Çalıştay ve açılım dalgasının olumsuz etkilerinin yanında ben henüz olumlu bir etki göremedim. Görmek istemediğimden değil, cidden göremediğimden dolayı da kaygılanıyorum. Çok yakın zamanlarda, bir kaç defa arkadaş grubumda “Kürt değilsin değil mi?” sorularını duyduğum için, çalıştay ve açılım karşıtı bir insanın hangi duygu ve istemle hareket ettiğini anlayabiliyorum artık. Bu adımlara karşı olan bir insanın içine medya kaynaklı bir öfke doluyor. Belki biraz araştırıp öğrenmek istese dahi karşısına Bülent Arınç’ın ağlamaklı ses tonu ve Başbakan Erdoğan’ın “milli milliyet birlik …” sözleri çıkınca öfkesi iyice artıyor. Ve aslında çok da yapmayacağı bir şeyi yapıyor, millet diye bellediği kavramın açılan kutularından çıkan yeni milletlere ağız dolusu küfür edecek hale geliyor. Fakat ilk önce çevresinde tehlike yaratacak ve dostun kalbini kıracak bir duruma düşmek istemiyor. Sözgelimi kahvede ilk günler bir masada konusu açılan “Neymiş bu a… k… açılımı?!” muhabbeti bir anda tüm masalarda “Bu çingenler de gavurlaşmış, dağa çıkacaklarmış” teyakkuzuna dönüşüyor. Kurtuluş Savaş’ından sonra en fazla tektipleştirilen yöre olan Ege’de ise bu teyakkuz bir kıvılcım ile yangına ve yakmaya-yıkmaya evriliyor.

Yakıp yıkmaların sonucunda bir kesim sözde ceza ve cefa çekiyor. Ancak bu olayların toplumca bir aklı başa alma haline yol açtığı söylenemez. Aksine daha da derine saplanıyor bıçak. O Çingen aileleri evlerini, mallarını ve anılarını bırakmak zorunda kalıp, şimdi çevre ilçelerde barınmaya çalışırken, Selendi’de o kahvede yine birileri okey atsın diye taş bekliyor ve espri yapıyorlar: “Mevlana gibi döndün ha…”

Mevlana’yı da tersten anlamışlar zira, kim olursan ol yine git.

Romanları, Çingenleri, Kıptileri ya da Çingeneleri çehresi ve çevresi değişecek muhitlerde oturmaya layık görmüyoruz, düğünler dışında arayıp sormuyoruz, Türkçe konuşsa dahi, inancımıza birebir uysa dahi bizden saymıyoruz, kahvede çay ve sigara vermiyoruz, imajını düzeltmeden sahneye çıkartmıyoruz ve en sonunda da bir kaç kışkırtan diyoruz. Kafamız yerinde mi acaba?