AKP Model Türkiye İnsanı
Friday, May 20th, 2011AKP’nin yarattığı insan modeli üzerine biraz düşünmeli. Çünkü, bu modele göre şekillenen bir gelecek var karşımızda. Kadrolaşma veyahut devlet kurumlarının ele geçirilmesinden bahsetmiyorum. İktidarın insan modeli, iktidarın belirlediği hedeflere yürüyebilen, “eski”nin yanında sivrilen bir garip “yeni”nin yüzü olan ve iktidar ile seçmeni arasındaki boşluğu dolduran ve bu ilişkiyi sağlam, iktidara olan inancı ise diri tutan bir varoluş tarzıdır. Bu insan modelinin başarıları, hayalkırıklıkları, heyecanları ve hezeyanları AKP iktidarının kendisinden daha uzun süreyle gözümüzün önünde olacaktır.
Öncelikle, bu insan modeli, iktidarın ilk yıllarındaki mağdur halk imgesinin üzerine oturtulmuş ve sonraki yıllarda ise bahsedilen halk -kendi deyimleriyle “millet”- bu insan modelinin kafasındaki imgeye uygun biçimde soyutlanmış ve varlığı muğlaklaştırılmış bir biçeme dönüşmüştür. Bu dönüşüm süresince ise, bu imgeye uyan insanların sayısı gitgide artmış ve iktidarı çevreleyen model insan kuşağının dışında, ne iktidarın kendisine somut olarak ulaşabilen ne de iktidarın diğer talipleri tarafından somut olarak ulaşılabilen soyut bir kitle oluşmuştur. Bu kitlenin genişlemesinde iktidar saflarında yükselmek için modelleşen ve iktidar modelinin köşelerini yumuşatmak için yükselen insanların payı büyüktür. Çünkü bu insan modelinin temas ettiği kitlelerin, dışarıda kalan insanlara karşı gösterdiği “öfkeli hoşgörü” dışarıdaki insanların da bu model ile uzlaşmasına ve uyuşmasına neden olmuştur. Kitlenin öfkelenmesi, iktidarın çalışmalarına alkış tutmayan veya alkış tutsa da diğer talepleri karşılanmadığı için sesini yükselten dışarıdakilerin sayılarının artmasına rast gelir. Daha da dışarıdakiler ise, iktidar yıllandıkça ve bu kitle genişledikçe kendilerine yöneltilen alaycı öfkenin sunduğu tek seçeneğe yönelmeye eğilimli olmuşlardır. Modern patron yobaz işçiye, modern işçi de yobaz patrona benzemiştir. Böylece kitlenin ekonomik olarak sınıflandırılması gereksizleşmiştir. Kitlenin sıkılığını güvence altına almak içinse, iktidar ve onun model insanı ilk görev olarak bu kitlenin kendilerine aitliğini tescil ve devam ettirmeyi seçmiştir. Bu aitliğe düşkünlük, Başbakan’dan başlayan bir “Benim vekilim / bakanım / valim / belediye başkanım” silsilesi ile tanımlanabilir. Oysa ki, demokrasilerde özgürlüklerin sağlanması ve sağlamlaşması için sorumluluk, aitlikten daha önde gelmelidir. İktidar ve kitle arasında köprü görevi gören, model insanın aitliği ise yıllardır vurgulandığı gibi, kıymeti ve kerameti kendinden menkul bir “Büyük Türkiye” hedefi ile açıklanmaktadır. Yani aslında iktidar, yönlendirebileceği bir kitleye sahip olmuşken, bir yandan da kendi değerleri ile çakışmayan, iktidar onaylı model insanın dünya sahnesinde yükselişinin önünü açtığını da iddia edebiliyor.
AKP’nin modelleştirdiği insan, iş bitirmekten bahseder, had bildirmekten bahseder ve kendi mizah ve ahlak anlayışı dışındaki anlayış ve anlatışları elinin tersiyle iter. Herhangi bir alanda evrensel değerleri anlayabilecek ve eleştirebilecek kapasitede olsa dahi, tüm bu kavrayışını AKP’liliğini kanıtlamak için bir ölçü olarak kullanır. Bu anlamda, gerçekçi olursak, kendini büyük hedefine adamışlık görüntüsü verir. Model insanın yükselmesi ve dünya çapında sesini duyurması için birinci koşul bu adanmışlıktır. Zira, bu ara durak sayesinde, iktidara aitlik görüntüsünü arkaplana itebilmektedir. Ve fakat, tüm bu adanmışlık ortaya gülünç durumlar çıkarır. Bunun da bir yol ve çaresi bulunmuştur. Model insan ve onun önlenemez yükselişi, demokrasinin araç-gereç olarak görüldüğü ülkelerde mizah konusu yapılamadığı içindir ki, bu model insanın vasatlığı ile belirlenen bir mizah çizgisi ortaya çıkar. Bu modellenmiş mizahın hedefi ve kapsamı dışında kalanlar ise, -eğer var idiyse- eskide kalmış politik taşlama ve yerginin yenilenmesinde rol alamadıklarından, zararsız bir mizah türüne sığınırlar. Cesurca ve zekice yapılan mizahın gözler önünden çekilmesi ile akıl ile üretilmiş kinayeler, fıkralar ve anlatıların yerini seviyesi oldukça düşük kikirdeme seansları alır.
Model insanın bir diğer görevi ise, iktidar tarafından yenilendiğini iddia ettiği ülkeyi önce muğlaklaşan kitleye ve sonra da dış dünyaya anlatmaktır. Aslında olmayan bir devrimin coşkusu ile anlattıkları ne yazık ki yeni bir şey içermez. Zira, devrim kılıfına soktukları icraatlerin içindeki iktidar sahipleri gerçekte devrimci olmaktan ürktükleri gibi, kısa yoldan da statükocu oluvermişlerdir. Yaşlanan iktidarın böylesine sırıtan açıklarını, eskiye alenen küfrederek kapatırlar. Öfkeli bir hoşgörü ile tahammül ettiklerinin arasında “eski” yoktur. Her seçim arefesinde ilene ilene tutulacak yeri de kalmamıştır “eski”nin. Bu nedenle AKP’nin sunduğu insan modelinin en çok övülen yanı yeni olmasıdır. Fakat dünyanın herhangi bir köşesindeki gelişmeyi kendine yoran, ülke içersindeki iktidar hamlelerini illa ki demokrasinin olmazsa olmazı sayan ve birey olarak kendisinin iktidara bağımlılığını en büyük erdem bilen bir yeni insan… Bu yeni varoluşun, birkaç yol kazası dışında, tüm hataları ile birlikte ifşa edilememesi ise topun daha çok iktidar -elbette ki Başbakan Erdoğan- ve soyutlaşan halkın sahasında dolaşması nedeniyledir. Bu durum, AKP karşıtlığını Erdoğan ve fikir arkadaşları karşıtlığına, hatta AKP seçmeni karşıtlığına kadar varacak şekilde, indirgemiştir. Böyle bir model ile yeniden tanımlanmış halk, medya ve dış dünya ilişkileri kuran bir iktidarın karşısında durmak için kendi insanına söver hale gelmek ve seçilmişlere saygı duymaz hale gelmek karşıtlar için bir çıkmaz sokaktır. Nitekim öne sürülen model insan, bu haldeki muhalifi alaycı bir biçimde kamuoyu önünde afişe etmektedir.
Ülkenin şimdiki gündemini ve geleceğini etkileyen asıl güç, AKP’nin geçmiş yıllardaki merkez sağ, milliyetçi ve İslamcı gençlikten devşirdiği ve soyut kavramlardan somut sonuçlar elde edecek biçimde yetiştirdiği bu Türkiye insanıdır. Kökleri ne doğuda ne de batıdadır. Bilakis kökleri ülkenin çatışmalı tarihinden yara almadan kişisel güveni ve güleryüzü ile sıyrılan nesildedir. Bu modele göre yetiştirilmiş insan, sabır ve sinsilik arasında gidip gelen bir bekleme süreci sonrasında, artık diğerlerine “Susun!” diyebilecek konuma ulaşmış bir yerdedir. Artık Anadolu ve Trakya’nın şehirleri onun kafası ve ellerinin imkan verdiği ölçüde gelişiyor. Taşranın insanları ona uyuyor, onunla öfkeleniyor. Artık İstanbul, onun kafası ve ellerinin heyecan duyduğu çılgınlıklara yem oluyor. Yoksul insanların onun yanında diyecek sözü kalmıyor. Artık Türkiye, onun kafasının algılayıp, ellerinin dokunduğu ölçüde tarif ve tatmin ediliyor. Fakat gelecek, bu modele uysa da uymasa da yeni bir “yeni” yaratacak. İşte o “yeni”nin kimin modeli ve yetiştirmesi olacağından çok, evrensel olup olmayacağı önemlidir.