<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Durmuş Çetin Akman&#039;ın Blogu &#187; abasıyanık</title>
	<atom:link href="http://blog.durmuscetinakman.com/tag/abasiyanik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://blog.durmuscetinakman.com</link>
	<description>müjgan gibi ben de birbirimize ettiğimiz sözleri ettiğimiz yeminleri unuttum!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 16:58:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Emekten Konuşalım</title>
		<link>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/02/18/emekten-konusalim/</link>
		<comments>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/02/18/emekten-konusalim/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Feb 2010 21:57:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Durmus Cetin Akman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başka]]></category>
		<category><![CDATA[abasıyanık]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Homeros]]></category>
		<category><![CDATA[orhan veli]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.durmuscetinakman.com/?p=906</guid>
		<description><![CDATA[Dahfer Youssef &#8211; Suraj Sen de yemekten hemen sonra masaya tatlı gelmesini bekleyenlerden misin? Öylesindir bir ihtimal, ama şunun yanıtını kimden alabilirim; yemeğe çok tuz ektiğim için mi müptela misali tatlı bekliyorum sonradan, yoksa aksine tatlı isteyebilmek için mi yemeğe çok tuz ekiyorum? Yanıtsız kalacaksa kalsın, elbet birisinin diğerinden çoktur zararı. Perhizlere mecbur hasta bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://blog.durmuscetinakman.com/wp-content/uploads/2010/02/12-Suraj.mp3">Dahfer Youssef &#8211; Suraj</a></p>
<p>Sen de yemekten hemen sonra masaya <strong>tatlı</strong> gelmesini bekleyenlerden misin? Öylesindir bir ihtimal, ama şunun yanıtını kimden alabilirim; yemeğe çok <strong>tuz </strong>ektiğim için mi müptela misali <strong>tatlı</strong> bekliyorum sonradan, yoksa aksine tatlı isteyebilmek için mi yemeğe çok tuz ekiyorum? Yanıtsız kalacaksa kalsın, elbet birisinin diğerinden çoktur zararı. Perhizlere mecbur hasta bir bünye, beynine hükmetmeye çalışırken, açlıklara mecbur yarı ölü yarı diri bir bünye, nefsine hükmetmeye çalışırken, <em>ne önemi var neyi nasıl yediğimizin zararlarının</em>? Fakat can çeker. Ve yine fakat can bilmezken <em>emek ile öğün ilişkisi</em>ni, domatesleri seçerek satın alan elin nasırı, rendenin acımasızca sıyırdığı parmağın kanayan derisi, -olur da emeğin verilmezse karşılığı- sofrada gelip boğaza duran yumru, <em>emek ile öğün ilişkisi</em>ni bilir. O yüzden nasıl çaresiz bir <strong>çocuk</strong> elmaşekerini dişlerse öyle benimseyerek dişlemeli canın ne çektiyse. <strong>Elmaşekeri</strong> kaçar senden, dişine denk düşmez, şekeri biten taraf ekşi elmanın kekremsi suyunu salarken canın sıkılır ve hepsi bitince bir çubuk ile kalakalırsın. Sonuçta demem o ki, o çubuğu dahi uçurtmaya çakacak <em>yaşama sevinci</em> olacak içinde. Sevinirken de öğreneceksin emeğin gücünü. Emeğinin kazandığını israf etmeden zevkini süreceksin, <em>aşkın bile</em>.</p>
<p>Bir de bazen yürek oyun oynar sana. Hisseder misin bilmem sen de, karında başlayan sıkışmanın ciğerlerindeki havayı hapsettiği ve yüreği daha beter içe gömdüğü o özlem anını. Yüreğin başlattığıdır o aslında. Devr-i daim ederken kanı, canı bir nefes sigara çeker. Böyledir bu, bünyenin zabıtası yok ki kapı dışarı etsin yüreği. O anda etrafın sesinden soyutlanır, uzaklara düşer aklın, sorular gelir ardısıra&#8230; <strong>Anne</strong>ni isterdin galiba en çok yanında olsun diye sen de. <strong>Baba</strong>nı da isteyebilirsin tabi de, baba biraz karaciğerin mevzusu. Onu bir gece sarhoş olmak için tek başına içtiğinde hatırla. Ve yüreğin sigarasının dumanı tekmil efkar olur, şakaklarında beyaza döner. Aynaya dalarsın uzun uzun, beyazları kaybetmeye çalışırsın ışık ile&#8230; Oysa <em>optik kahpeliktir</em>, gel düşme peşine. Daha senin <strong>anane </strong>dediğine, Hayat Bilgisi kitabının neden <strong>anneanne</strong> dediğini anlayamadığın senelerde, yorganındaki pandaları da gözlerini tek tek aç-kapa yaparak kaybederdin. Heyecanını yürekte duyduğun bu ilüzyon kahpelikmiş işte. Ak saçlarla da bunu yapma, yol diyeceğim de yoldukça çoğalırlar, tıpkı yolun gidildikçe çoğaldığı gibi&#8230; Onlara da <em>yüreğimin emeği</em> de geç, yaşın olmuş artık genç denemeyecek kadar, bir oğlun olsun istiyorsun onunla konuşabilmek için, kucağına <strong>Homeros</strong>&#8216;u bırakmak için heyecanlanıyorsun yaşı geldiğinde, işte madem öyle o zaman yaşamı emeğinle yaşadığını kabul et.</p>
<p>Sonra da <strong>şehirler</strong> var apansızca tükettiğimiz. Üzerinde <strong>insanlar</strong> yaşar, bir tanesi <strong>başkan</strong>ları olur, birkaçı da <strong>vekil</strong>leri oluverir ve sonra <strong>devlet</strong> olduğu varsayılır. Neler var neler yok diye bilinmeden çok şeyler varsayılır şehirlerde. Her evde <em>huzur</em> olduğu, her duvarın her <em>ayıb</em>ı örttüğü, her gece geç saate kadar yanan ışığın <em>haylazlık</em> olduğu varsayılır. Bunlara karşın yalnızları varsaymazlar. Oysa ne <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=l%C3%BCzumsuz%20adam">Lüzumsuz Adam</a>lar vardı bu şehirlerde amma velakin <em><a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=bilmezler">bilmezler yalnız yaşamayanlar</a></em>&#8230; Yalnızlar üzerine çok söz söyleyesim yok, ettiğim söz kendinden bahsetmek olacak, sevmem öylelerini.</p>
<p>Ve <strong>çile</strong> var. Mutfağın çilesi, ekmek kavgasının çilesi, özlemin çilesi, yalnızlığın çilesi&#8230; Sanıyorsun ki, tüm bu çileler içinde <em>kendiyle savaşan</em> bir insan, <strong>barış</strong> zamanında yaşadı, yaşıyor ve ölecek. Savaşın diplomasiye bağlandığı yerde, barış insanlara bağlanamıyor bu yüzden. Çünkü insan hep <strong>savaş</strong> halinde kendiyle. Kendi barışını istemiyor en çok. Yine de şunu diyeyim bak; <em>insan birisini arıyor</em>. Beraber <strong>alışveriş</strong>e gitmek için, nasıl da <strong>pazarlık</strong> yapabildiğini gösterebilmek için, sırtının en erişilmez yerini <strong>sabun</strong>latmak için, parayı bazen nasıl <strong>güc</strong>e dönüştürebildiğini göstermek için, biriktirdiği onlarca gereksiz <strong>bilgi</strong>yi tartışmadan birisine kabul ettirebilmek, çevresindekilere vahşi <strong>flört</strong>ünün sonuçlarını gösterebilmek için ve ritimsiz <strong>dans</strong> edebilmek için birisini arıyor. Ben <em>öyle</em> birisini aramıyorum ya da ben birisini <em>öyle</em> aramıyorum ya da ben birisini aramıyorum. Ben hala kendimi arıyorum çilemi sormak için.</p>
<p>Anlamazlar çünkü dilimi bilmiyorlar.</p>
<p><a href="http://blog.durmuscetinakman.com/wp-content/uploads/2010/02/Bild0312.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-908" title="Bild0312" src="http://blog.durmuscetinakman.com/wp-content/uploads/2010/02/Bild0312-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/02/18/emekten-konusalim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://blog.durmuscetinakman.com/wp-content/uploads/2010/02/12-Suraj.mp3" length="10337397" type="audio/mpeg" />
		</item>
	</channel>
</rss>

