Derin Mesele – IV
Monday, May 11th, 2009
Sokak ileride üçe ayrılıyor, sağ sol ve düz devam eden bir yol oluyor. Ötedeki bu küçük kavşak da semti belirgin biçimde yoksul, ortadirek ve varsıl diye üçe bölüyordu. Bizimkinin geldiği taraflar da bi’ biçim mahalle işte, karman çorman, kimi donsuz kimi altın dişli. Birazdan bu kavşaktan sağa dönecek, denize doğru giden sokakta daha derli toplu insanlar ile aynı yöne adımlar atacak. Burada kaynaşan ve ayrılan kaderleri de çok düşünmüyor, zira nicedir küstüğü milli piyango amorti verdi bu hafta. Hayatın devamı için bir ışık, rölantide çalışan motorun vitese takılma anı ve şans ile barışma…
Gecesine biraz daha değişik bir arkadaş çevresi ile devam edecek. “Görsünler bizi mahalledeki sümsükler, onlara mı kalmış bu delikanlı be!” diye içinden tekrarlıyor, farkında değil. Bütün gece de kafasında uğuldadı bu haykırış, ama anlamlandırsa o da bir mantık bulamayacak. Karşısında o geçen seferki tatlı kız, tatlı yiyen kız, tatlı tatlı tatlı yiyen kız… Adı, yok, henüz ne bana ne de ona söyledi. Laf arasında geçmiştir ama varoş gencinin başka bir şey istediği. Kız biraz yakınlasa, biraz ilgilense, biraz soru sorsa istiyor. Gece boyunca ağzını hafifleştirerek söylediği kelimeler de kafasında uğuldayan o haykırışa eklemleniyor, hiç bir şey oluyor, kendini anlatamıyor, siliniyor, yazılamıyor…
Şenlikli dakikalar masalardan kalkıyor, önce yollara, sonra sokaklara ve en son daha dar sokaklara bölünerek azalıyor şenlikleri. Ömrün peşinden düşmüş ve garip bir döngüyü besleyen dakikalar… Ama boka bassa da, cebinde amorti güvencesi, tık ediyor kafası, gidecek buralardan.



