Die Zeit gazetesinde birkaç gün önce Ömer Toprak röportajı yayınlandı. Daha önce herhangi bir blog sayfasında ya da medyada çevirisini bulamadığım için, Almanca’dan çevirip burada yayınlamanın ve Almancı futbolcuların Almanya’da nasıl görüldüklerini yansıtmanın yararı olabileceğini düşündüm. Röportaj 11 Ekim tarihinde yayınlanmış fakat sanırım Azerbaycan maçı öncesinde yapılmış, asıl metin burada.
Zeit: Bay Toprak, tamtamına bir haftadır Türk Pasaportuna sahipsiniz. Bir sabah uyanıp, “Bugünden sonra Türk’üm” demek nasıl bir şey?
Ömer Toprak: Türk ya da Alman olmak benim günlük yaşantımda hiçbir şeyi değiştirmez. Ben hâlâ aynı insanım. Sadece kağıt üzerinde bir şeyler değişti.
Z: Muhtelemen Salı akşamı Türk Milli Futbol Takımı için ilk kez sahaya çıkacaksınız. Birkaç gün önce takımınızın Almanya karşısındaki oyununda, Türk Takımı’nda iyi savunmacılara ihtiyaç olduğu görüldü. Türkiye Milli Takımı’nda karar kılmanızda bu da bir sebep miydi?
OT: Bu karar hakkında uzun uzun düşündüm, ailemle bu konuyu pek çok kez konuştum, her şey ölçüldü ve tartıldı ve şu sonuca vardım: Türkiye için ter akıttığımda, daha iyi hissedeceğim.
Z: Yani siz, önce Almanya’yı seçen fakat sonra Alman Milli Takımı’na tekrar seçilemeyen ve mümkün olsaydı Türkiye tarafından büyük bir memnuniyetle takıma kabul edilebilecek meslektaşınız Serdar Taşçı’nın kaderi hakkında hiç düşünmediniz?
OT: Hayır, karar verirken kimse hakkında düşünmedim. Çünkü önünde sonunda bu karar ile yaşamak zorunda olan benim. Ayrıca inanıyorum ki, Serdar Taşçı gerçekten çok iyi bir oyuncu ve zamanı geldiğinde yeniden Alman Takımı’na seçilmeyi başaracaktır.
Z: Aile içinde bu konuyu tartıştığınızda, ne tür argümanlar paylaşıldı? Ya da aksine, baba(nız) “Oğlum böyle yapmalısın!” diyerek kestirip attı mı?
OT: Hayır, hiçbir zorlama yoktu. Ebeveynlerime tavsiyelerini sordum, fakat en sonunda kendi iç sesimi dinledim. Almanya ne zaman Türkiye’ye karşı oynasa, kendimi hep Türkiye’ye biraz daha yakın hissederdim. Özellikle 2008 Avrupa Şampiyonası’nda ve Ekim ayındaki ilk maçta bundan emindim. Bu son kararı vermemde etkili bir faktör olmuştur.
Z: Hangi özellikleriniz Alman ve hangi özellikleriniz Türk?
OT: Bunu yanıtlamak zor. Burada İstanbul’da kendimi iyi hissediyorum, ama ha keza Almanya’da da, nihayetinde orada büyüdüm. Fark ediyorum ki, bende elbette her şeyden önce futbol sahasında Alman disiplininin etkisi var. Özel yaşamda ise, birçok davranışımın Türk mentalitesine göre şekillendiğini fark ediyorum. Ailemden çok şey aldım, örneğin günde beş vakit namaz kılıyorum. Bu milliyetim ile doğrudan bağlantılı olmasa da, inancım önemli bir rol oynuyor.
Z: Alman Futbol Federasyonu ne zamandır Türk Federasyonu’nun bahsedilen agresif tarama faaliyetleri hakkında şikayet ediyor, tabi ki özellikle Almanya scoutu ve Bundesliga’da daha önce top koşturmuş olan Erdal Keser üzerinden. Sizde süreç nasıl gelişti?
OT: Erdal Keser ilk defa iki yıl önce ben kaza geçirdiğimde aradı. Sadece nasıl olduğumu sordu. Takım ve federasyon değişikliği kesinlikle söz konusu değildi, çünkü o zamanlar uzun süreli sakatlığım vardı. Ama zaman içinde devamlı nasıl olduğumu öğrenmek istedi. Çok iyi gitmediğinde dahi, insanı tabi ki sevindiren bir şey.
Z: Peki sonra?
OT: Freiburg’a maçlara geliyordu, evimizde de bizi ziyaret edip ebeveynlerim ile sohbet ettiği de oldu.
Z: Herhangi bir gün kendinizi baskı altında hissettiğiniz oldu mu?
OT: Hiç olmadı. Öyle hissetseydim, “Yeter, istemiyorum!” diyebilirdim.
Z: Size ilk onbir garantisi verildi mi?
OT: Hayır, tekrarlayayım: Hiçbir baskı kurulmadı ve kimseye hiçbir söz verilmedi. (Erdal Keser’in) Onun bana söylediği sadece bu değişiklik konusunda ne düşündüğüydü. Ona ne düşündüğümü söyledim ve sonrasında da görüşmeler sürdü. Neden devamlı agresif bir istek olması gerekiyor bilmiyorum. Benim için daima oldukça rahat geçen bir süreçti.
Z: Yalnızca Alman pasaportunuz vardı. Yeni bir Türk pasaportunun bu kadar çabuk elde edilmesi normal mi?
OT: Ben de gerçekten şaşırmıştım. Şimdiden elimde olacağını hiç düşünmemiştim. Ama federasyon “Hallederiz” dedi ve evet görüldüğü gibi bazen çok çabuk olabiliyormuş.
Z: Arkadaş çevreniz ve hayranlarınız kararınız hakkında ne diyor?
OT: Bazıları çok iyi bir karar olmadığını ve Almanya Futbol Federasyonu’nda kalmam gerektiğini söylüyorlar. Diğerleri gayet olumlu karşılıyorlar. Bu hep böyledir. Her iki tarafı da memnun edemeyeceğim. Sadece kendi memnuniyetim önemli.
Z: Birçok genç Alman-Türk’e kötü bir örnek olduğunuzu düşünmüyor musunuz?
OT: Hayır, neden ki? Almanya’da yaşıyorum, kendimi Almanya’da rahat hissediyorum, Alman arkadaşlarım var.
Z: … fakat Almanya için oynamıyorsunuz.
OT: … evet, ama integrasyon mutlaka Alman olmam gerektiği anlamına gelmiyor. Ya da tam tersi: Yalnızca Türk olduğum için, Almanya’ya integre olmayacağım ya da bir şekilde buna karşı çıkacağım anlamına gelmez. Burada herhangi bir bağlantı göremiyorum. Beni tanıyan herkes, Almanya’da ne kadar severek yaşadığımı bilir.
Z: Türk Milli Marşı’nı duyduğunuzda neler hissettiniz?
OT: Tüylerim diken diken oldu.
Z: Futbolcu olacak bir oğlunuz olsaydı ve sizinle aynı karar aşamasında olsaydı, ona ne tavsiye ederdiniz?
OT: Ona hiçbir şey önermezdim. Bu onun yalnız vereceği kararıdır. Ve (verdammt -lanet olsun?) çok çok zor bir karardır.