Zeki Müren’i kaybettiğimiz geceyi hatırlıyorum, 3-0′lık Molenbeek galibiyeti vardı Beşiktaş’ın aynı gece -İnönü’de- ve aşırı bir sıcak, birer külah dondurma pakette ters çevrilmiş. Serinletilmiş balkonlarda otururken insanlar birbirlerine “Başımız sağolsun!” diyorlardı, sarhoşun biri de babama seslenmişti, hiç tanımazken. Galibiyet, dondurmalı sıcak ve bir ölüm… “Koca Zeki Müren… ” diye başlayan ahlar ardından gelen bir boşluk şaşkınlığı, onda rahatlığı görmüştü bu halk, omzundan dokunan bir frapanlık ve cafcaflı efendilik.
Eskilere hürmet onlara da değerse, anlamlı oluyor. Öğrendiğin dili konuşmak gibi, ailende hürmeti öğrendiysen, redingot giyen yaşlı adama da öyle yaklaşacaksın. Eski ne varsa, onlara karşı titiz olmalı. Şarkılara bile, hatta geriye kalan sadece onlarsa onlarla devam edilmeli hürmet davasına. An gelir, duyamadığın ile duyduğun seni geçmişten kopmuş hale getirir.
Kaç gecedir, rüyamın bir yerlerinde eski bir ölüm ile ölüyor Müzeyyen Senar. Halbuki hep canlı tutuyorum dilimde, beynimde. Kolları kartal kanadı, dili bülbül ötüşü, saçları al sancak… Türkülerden şarkılara üşenmeden geçişi, çalgıcıları dost sayması ve elbet kadeh çevirişi, elma kırışı… Bir kere de bir insan ölmeyiverse, büyüttüğü yaşamın bir anına tutunabilse gibi garip düşüncelerle uyanıyorum, korkarak internet gazetelerine bakıyorum. Zor günler atlatılsa, bir rakı içsek karşılıklı ama önce efendice tanışsak… Kimi geç kalmıştır, kimi de beklememiştir ama tanışmalar hep geç olmuştur.
Eski bir ölümden kastım, radyodan ya da balkondan alınan bir haber. Göze sokulmayan anılar ve anlar, doğruluğu kestirme kaygısı, sıcağı üfleme telaşı. Yavaş yavaş dolan evler, yasa yetişen pide ve ayranlar, yasın ilk ayrılıştan sonra düzenlice planlanması ve başta şallar, tülbentler. Ölüye hizmet için ayık kalan bir akraba, dostlar sağolsun der gibi…
Gamzesiyle ünlü bir sevgilim söylemişti; uzağındakiler ölmezler, ölenler uzaklaşır.