Archive for the ‘Şiir’ Category

Bir doğum günüm yoktur benim.

Saturday, January 9th, 2010

şimdi
utançtır tanelenen
sarışın çocukların başaklarında.

ovadan
gözü bağlı bir leylak kokusu ovadan
çeviriyor o küçücük güneşimizi.

taşarak evlerden taraçalardan
gelip sesime yerleşiyor.

sesimin esnek baldıranı
sesimin alaca baldıranı.

ve kuşlara doğru
fildişi: rüzgarın tavrı.
dağ: güneş iskeleti.

tahta heykeller arasında
denizin yavrusu kocaman.

kan görüyorum taş görüyorum
bütün heykeller arasında
karabasan ılık acemi
- uykusuzluğun sütlü inciri -
kovanlara sızmıyor.

annem çok küçükken öldü
beni öp, sonra doğur beni.

Cemal Süreya (1931, Erzincan – 9 Ocak 1990, İstanbul)

İthaf

Saturday, December 26th, 2009

küçüğüm şimdi sen on sekizindesin
güzelliğin gün günden dillere destan
hatırımda herbiri seninle canlanan
izmir’in günlerinde, gecelerindesin.

sönmüş yanardağlar, kaleler eteğinde
yüzyıllardır uyuyan şu bizim izmir
o âşık kadınları, levent erkekleri nerde?
sahiden yaşayıp göçtüler mi kim bilir?

balkonlara, yalılara dalar düşünürüm
o günler uzaklaşan yelkenlerin peşi sıra
akan bulutlar gibi geçmiş; ne iz, ne hatıra!
sır şimdi bunca güzel hayat, güzel ölüm!

sır şimdi gözyaşları saadet dilekleri
bize gelen yüzyılların hikâyesi sır
eski izmir diye ne varsa şunun bunun bildiği
yaşlıların kırık dökük anlattığıdır.

aşkı şehirler yaratır, şehirler yaşatır
ben gönlümce yaşadım, gönlümce sevdim
bilirim saadetim, yalnızlığım bundandır
seni bulduğum, kaybettiğim günden bilirim.

aşklarının tarihi bir şehrin tarihidir diyorum
gün gelir aşklarıyla anılır şehirler anılırsa
niyetim sevdalı sözler etmek olmasa
izmir için ne yazarsam sana adıyorum!

Necati Cumalı

Kaktüs

Monday, December 21st, 2009


Sonunu istemiyorum sessizliğin,
Yokluğu istemiyorum bu akşamüstü çınlamasında,
Yüzümü dizlerime dayıyorum, bitiştiriyorum
Kollarımı da.
Bir kaktüs olmalıyım ben, dışıma yağan bir sağnak
Olmalıyım.
Uçsuz bucaksız dünyada
Güneşin doğuşunu bekleyen.

Ufukta ansızın bir ışık çizgisi
Avuçlarımdayım belki.

Edip Cansever  (8 Ağustos 1928–28 Mayıs 1986)

Kiel’de Bir Vapur Yalnız Bir Adam Taşır

Saturday, November 28th, 2009

Bild0347

Almanlar çay kültürünü anlamadıkları yetmezmiş gibi, kütüphane meşrebini de bilmiyorlar. Veyahut yeni nesil Almanlar, disiplin ve saygıdan bencil bir yüzsüzlüğe geçmiş durumdalar. Yine veyahut benim kafam artık öğrenci ortamlarını kaldırmamaya başlamış. Kütüphaneden toplanıp çıkıyorum, okulun karşısındaki yokuşu inince küçük iskeleye varıyorum. Pek rağbet görmeyen ufak tefek bir vapur ile şehrin diğer yakasına geçiyorum. Taş çatlasa 50 kişilik vapurun içinde de çay servisi yok. Benzerlik içersinde yabancılık çekmek de böylesi birşey. Bu şehri pek sevmiyorlar. Çirkin deyip kesiyorlar şehir üzerine açılan sohbeti. Belki de 2. Dünya Savaşı’ndaki bombardımanı hatırlamak, buradaki donanma atölyelerinden bahsetmek istemiyorlar. Herşeye karşın, yaşanıyor burada da işte. Baltık üzerinde mekik dokuyan bir vapurcuk -cidden tek olduğunu düşünüyorum-, uzun ve geniş caddeler, kırmızı tuğlalı acele işçilikli 50′lerden kalma apartmanlar ve kanıksanamamış bir kentlilik duygusu ile yaşıyor Kiel. Bense dışarısı ile olan bağlantımı Orhan Veli ile kesiyorum:

Bilmezler yalnız yaşamayanlar
Nasıl korku verir sessizlik insana
İnsan nasıl konuşur kendisiyle
Nasıl koşar aynalara
Bir cana hasret olmayı bilmezler…

Balık Ağzı

Thursday, July 9th, 2009


bu bir kılıçbalığının öyküsü
yazılmasa da olurdu
ama bizi yeni sulara götürecek akıntı durdu
uskumrunun arkasından gidiyorduk
sürünün içinde ben de vardım

sırtımda bir zıpkın yarası
mutlu olmasına mutluydum
nedense gitmiyordu kulağımdan
bir türlü o “ağ var” sesleri

deniz kızı girmiş düşünceme
ben iflah olmam
dalyanları birbirine katmak orkinosların harcı
dolanınca ağa çok geçmeden küserim
bir çocuk bile çeker sandala beni
bu kadar ağır olmasam
beni böyle koşturan yaşama sevinci
kanal boyunca bir o yana bir bu yana

siz yok musunuz siz derya kuzuları
kestim kılıcımla karanlığını dibini
yakamoz içinde bıraktım suları
ah ayaz gecelerde olur ne olursa
sırtımda bir zıpkın yarası

alın beni mor kuşaklı bir takaya götürün
iri gözlerimde keder
kılıcımda hüzün
satın beni satın beni
rakı için

halim şefik

İyi kaleci şansını da yanında getirir.

Wednesday, June 10th, 2009

Gece. Sıcak gece. Bazen sivrisinek. Düşünmekten düşlemeye geçiş. Ama sen gelme rüyalarıma, ben gelirim. Sana yazmasın sonra sabah pişmanlıkları, ben sana yazarım.

yıldızlı bir gece,ay da vardı;
sen gülümseyince,
yüreğimde bir balık oynadı.
– Metin Altıok

…ben bir şehre geldiğim vakit…

Friday, April 3rd, 2009

ne olur kim olduğunu bilsem pia’nın
ellerini bir tutsam ölsem
böyle uzak uzak seslenmese
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
otelleri bomboş bulmasam
içlenip buzlu bir kadeh gibi
buğulanıp buğulanıp durmasam
ne olur sabaha karşı rıhtımda
çocuklar pia’yı görseler
bana haber salsalar bilsem
içimi büsbütün yıldız basar
bir hançer gibi çıkıp giderdim

ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
singapur yolunda demeseler
bana bunu yapmasalar yorgunum
üstelik parasızım pasaportsuzum
ne olur sabaha karşı rıhtımda
seslendiğini duysam pia’nın
sırtında yoksul bir yağmurluk
çocuk gözleri büyük büyük
üşümüş ürpermiş soluk
ellerini tutsam pia’nın
ölsem eksizsiz ölürdüm…

Attila İlhan

Gayri Uzatman Sözü

Friday, January 16th, 2009




Madem ki bu kerre mağlubuz,

N’etsek n’eylesek zaid,

Gayri uzatman sözü.

Madem ki fetva bize aid,

Verin

Basak bağrına

Mührümüzü.

İnadına

Sunday, November 16th, 2008

Aynada başka güzelsin
Yatakta başka…

Aldırma söz olur diye
Tak takıştır
Sür sürüştür
İnadına gel
Piyasa vakti
Muhallebiciye…

Söz olurmuş
Olsun
Dostum değil misin?

Söz/Orhan Veli

biz yine de aşkla bağlayalım sözü #2

Sunday, November 2nd, 2008


göğü yıldız, yeri buz bir gecede;
sırtımda demirbaş battaniyem,
seni gördüm düşümde

sevda üzre “bap26″ / metin altıok

#1