Archive for the ‘Şiir’ Category

“vakıtlarla yarışıyorum bir onlar öne geçiyor bir ben”

Saturday, August 21st, 2010

Hıfzı Topuz’un yaptığı büyük iş! Ondokuz yaşımdan beri yanımda taşıdığım, hangi soğuk odaya yerleşirsem yerleşeyim yaşam alanımın merkezinde yer açtığım ve Vera’nın da yazdıklarını okuyunca daha da derinlerine daldığım o şaheseri temiz kaydı ile bizim gibi Nazım’ı her yönü ile tanımaya çalışan düşkünlerin kucağına bırakıvermiş.

Aç sesini müzikçaların, dinle, ya da temizle boğazını gürül gürül oku şarap içerken, ve fakat her keresinde hayatını gözden, aşkını dilinden geçir!

oralarda on dokuz yaşıma rastladım
birbirimizi birde tanıdık
oysa birbirimizin yüzünü görmüşlüğümüz yoktu fotoğraflarımızı bile
ama yine de birbirimizi birde tanıdık şaşmadık el sıkışmak istedik
ama ellerimiz birbirine dokunamıyor aramızda kırk yıllık zaman duruyor
uçsuz bucaksız donmuş duruyor bir kuzey denizidir
ve Stırasnoy Alanı’na şimdi Puşkin Alanı kar yağmağa başladı
üşüyorum hele ellerim ayaklarım
oysa yün çoraplıyım da kunduralarımla eldivenlerim kürklü
çorapsız olan oydu bezle sarmış postallarında ayaklarını elleri çıplak
ağzında ham bir elmanın tadı dünya
on dördünde bir kız memesi sertliği avuçlarındaki
gözünde türkülerin boyu kilometre kilometre ölümün boyu bir karış
ve haberi yok başına geleceklerin hiçbirinden
onun başına gelecekleri bir ben biliyorum
çünkü inandım onun bütün inandıklarına
sevdim seveceği bütün kadınları
yazdım yazacağı bütün şiirleri
yattım yatacağı bütün hapislerde
geçtim geçeceği bütün şehirlerden
hastalandım bütün hastalıklarıyla
bütün uykularını uyudum gördüm göreceği bütün düşleri
bütün yitireceklerini yitirdim

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

@RT_Erdogan Âkif yerine Süreya okuyun.

Tuesday, July 20th, 2010

Başbakan, Alkol-Üzüm denklemi kurunca aklıma Cemal Süreya’nın şu dizeleri geldi:

damakta serçe gibi seken bir şarap şimdi
ustamın üzüme attığı enfes düğüm;
ve gözetimi altında çarkıfeleklerin
uzak buzulların soluğuna yatırılmış
binlerce saptan çekilen şu narin rakı
kumaşı çürütüyor lâcivert-beyaz hışmıyla,
nicedir içimde taşımakta olduğum
uçuk minerva’ya göktaşları gönderiyor;
bir çözülme dilimde sulardan yıldızlardan,
diyorum; nerede olursa olsun
bir ısırganı bile koynuna alıp yatabilir insan,

… (Sımsıcak, Çok Yakın, Kirli – Mayıs’68)

Kendisi de Âkif yerine Süreya okusun, sırf üzüme atılan enfes düğümleri anlayabilmek için.

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

If

Wednesday, February 10th, 2010

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Bir doğum günüm yoktur benim.

Saturday, January 9th, 2010

şimdi
utançtır tanelenen
sarışın çocukların başaklarında.

ovadan
gözü bağlı bir leylak kokusu ovadan
çeviriyor o küçücük güneşimizi.

taşarak evlerden taraçalardan
gelip sesime yerleşiyor.

sesimin esnek baldıranı
sesimin alaca baldıranı.

ve kuşlara doğru
fildişi: rüzgarın tavrı.
dağ: güneş iskeleti.

tahta heykeller arasında
denizin yavrusu kocaman.

kan görüyorum taş görüyorum
bütün heykeller arasında
karabasan ılık acemi
- uykusuzluğun sütlü inciri -
kovanlara sızmıyor.

annem çok küçükken öldü
beni öp, sonra doğur beni.

Cemal Süreya (1931, Erzincan – 9 Ocak 1990, İstanbul)

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

İthaf

Saturday, December 26th, 2009

küçüğüm şimdi sen on sekizindesin
güzelliğin gün günden dillere destan
hatırımda herbiri seninle canlanan
izmir’in günlerinde, gecelerindesin.

sönmüş yanardağlar, kaleler eteğinde
yüzyıllardır uyuyan şu bizim izmir
o âşık kadınları, levent erkekleri nerde?
sahiden yaşayıp göçtüler mi kim bilir?

balkonlara, yalılara dalar düşünürüm
o günler uzaklaşan yelkenlerin peşi sıra
akan bulutlar gibi geçmiş; ne iz, ne hatıra!
sır şimdi bunca güzel hayat, güzel ölüm!

sır şimdi gözyaşları saadet dilekleri
bize gelen yüzyılların hikâyesi sır
eski izmir diye ne varsa şunun bunun bildiği
yaşlıların kırık dökük anlattığıdır.

aşkı şehirler yaratır, şehirler yaşatır
ben gönlümce yaşadım, gönlümce sevdim
bilirim saadetim, yalnızlığım bundandır
seni bulduğum, kaybettiğim günden bilirim.

aşklarının tarihi bir şehrin tarihidir diyorum
gün gelir aşklarıyla anılır şehirler anılırsa
niyetim sevdalı sözler etmek olmasa
izmir için ne yazarsam sana adıyorum!

Necati Cumalı

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Kaktüs

Monday, December 21st, 2009


Sonunu istemiyorum sessizliğin,
Yokluğu istemiyorum bu akşamüstü çınlamasında,
Yüzümü dizlerime dayıyorum, bitiştiriyorum
Kollarımı da.
Bir kaktüs olmalıyım ben, dışıma yağan bir sağnak
Olmalıyım.
Uçsuz bucaksız dünyada
Güneşin doğuşunu bekleyen.

Ufukta ansızın bir ışık çizgisi
Avuçlarımdayım belki.

Edip Cansever  (8 Ağustos 1928–28 Mayıs 1986)

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Kiel’de Bir Vapur Yalnız Bir Adam Taşır

Saturday, November 28th, 2009

Bild0347

Almanlar çay kültürünü anlamadıkları yetmezmiş gibi, kütüphane meşrebini de bilmiyorlar. Veyahut yeni nesil Almanlar, disiplin ve saygıdan bencil bir yüzsüzlüğe geçmiş durumdalar. Yine veyahut benim kafam artık öğrenci ortamlarını kaldırmamaya başlamış. Kütüphaneden toplanıp çıkıyorum, okulun karşısındaki yokuşu inince küçük iskeleye varıyorum. Pek rağbet görmeyen ufak tefek bir vapur ile şehrin diğer yakasına geçiyorum. Taş çatlasa 50 kişilik vapurun içinde de çay servisi yok. Benzerlik içersinde yabancılık çekmek de böylesi birşey. Bu şehri pek sevmiyorlar. Çirkin deyip kesiyorlar şehir üzerine açılan sohbeti. Belki de 2. Dünya Savaşı’ndaki bombardımanı hatırlamak, buradaki donanma atölyelerinden bahsetmek istemiyorlar. Herşeye karşın, yaşanıyor burada da işte. Baltık üzerinde mekik dokuyan bir vapurcuk -cidden tek olduğunu düşünüyorum-, uzun ve geniş caddeler, kırmızı tuğlalı acele işçilikli 50′lerden kalma apartmanlar ve kanıksanamamış bir kentlilik duygusu ile yaşıyor Kiel. Bense dışarısı ile olan bağlantımı Orhan Veli ile kesiyorum:

Bilmezler yalnız yaşamayanlar
Nasıl korku verir sessizlik insana
İnsan nasıl konuşur kendisiyle
Nasıl koşar aynalara
Bir cana hasret olmayı bilmezler…

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Balık Ağzı

Thursday, July 9th, 2009


bu bir kılıçbalığının öyküsü
yazılmasa da olurdu
ama bizi yeni sulara götürecek akıntı durdu
uskumrunun arkasından gidiyorduk
sürünün içinde ben de vardım

sırtımda bir zıpkın yarası
mutlu olmasına mutluydum
nedense gitmiyordu kulağımdan
bir türlü o “ağ var” sesleri

deniz kızı girmiş düşünceme
ben iflah olmam
dalyanları birbirine katmak orkinosların harcı
dolanınca ağa çok geçmeden küserim
bir çocuk bile çeker sandala beni
bu kadar ağır olmasam
beni böyle koşturan yaşama sevinci
kanal boyunca bir o yana bir bu yana

siz yok musunuz siz derya kuzuları
kestim kılıcımla karanlığını dibini
yakamoz içinde bıraktım suları
ah ayaz gecelerde olur ne olursa
sırtımda bir zıpkın yarası

alın beni mor kuşaklı bir takaya götürün
iri gözlerimde keder
kılıcımda hüzün
satın beni satın beni
rakı için

halim şefik

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

İyi kaleci şansını da yanında getirir.

Wednesday, June 10th, 2009

Gece. Sıcak gece. Bazen sivrisinek. Düşünmekten düşlemeye geçiş. Ama sen gelme rüyalarıma, ben gelirim. Sana yazmasın sonra sabah pişmanlıkları, ben sana yazarım.

yıldızlı bir gece,ay da vardı;
sen gülümseyince,
yüreğimde bir balık oynadı.
– Metin Altıok

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

…ben bir şehre geldiğim vakit…

Friday, April 3rd, 2009

ne olur kim olduğunu bilsem pia’nın
ellerini bir tutsam ölsem
böyle uzak uzak seslenmese
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
otelleri bomboş bulmasam
içlenip buzlu bir kadeh gibi
buğulanıp buğulanıp durmasam
ne olur sabaha karşı rıhtımda
çocuklar pia’yı görseler
bana haber salsalar bilsem
içimi büsbütün yıldız basar
bir hançer gibi çıkıp giderdim

ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
singapur yolunda demeseler
bana bunu yapmasalar yorgunum
üstelik parasızım pasaportsuzum
ne olur sabaha karşı rıhtımda
seslendiğini duysam pia’nın
sırtında yoksul bir yağmurluk
çocuk gözleri büyük büyük
üşümüş ürpermiş soluk
ellerini tutsam pia’nın
ölsem eksizsiz ölürdüm…

Attila İlhan
Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)