Archive for the ‘Sansür’ Category

Türkiye’nin Yasak Internet’i

Monday, March 7th, 2011

Eyleme geçmenin bazı kuralları vardır. Bunlardan birisi eyleme geçiren kanâatlerin ve eylemde kullanılan niteliklerin birbirlerine yakın düzeyde fakat kolayca çeşitlenebilir olması gerekliliğidir. Türk Internet kullanıcıları da belli aralıklarla “Trending Topic” olmak üzere eyleme geçiyorlar. Ortaya çıkan sonucun etkili ve ses getirici olması en büyük dileğimdir, amma velakin çoğu zaman katılımcıları aynılaştıran ve aynı zamanda omuzdaşlığa yakışmayacak düzeyde tekleştiren hareketler peydah oluyor. Geçtiğimiz hafta, para karşılığında yayın yapan bir kuruluşun aldırdığı mahkeme kararı ile blogspot.com alan adına erişim bir kez daha engellendiğinde oluşan eylem gruplarında da gözlemlediğim başka bir şey değildi. Savunma ve savlama çizgilerinin belirlenmesinden yaratılan dile kadar her noktaya itiraz edebilecek durumdayım. Çünkü bu yasağı düşünce ve ifade özgürlüğü sahasına indirgemeyi yanlış buluyorum. Çünkü bu yasak üzerinden şöhret ve takipçi kazanmayı yanlış buluyorum. Çünkü bu yasağı telif haklarına bağlarken YouTube yasağının sözkonusu görüntülerin telif haklarının satın alınması ile çözüldüğünü görmezden gelmeyi yanlış buluyorum. Çünkü bu yasağı ben hiç kâr amacı gütmeden eleştirirken, bloguna reklam alan ya da blogu sayesinde kitap çıkarmış Internet yazarının amacından emin olamıyorum. Para ile spor yayını yapan bir kuruluşun varlığı dahi bana anlamsız gelirken, bu anlamsız yapıda, o yapının içinden bakma mecburiyeti ile yorum yapmanın, eyleme geçmenin bir değeri yoktur. Türk mahkemeleri bu konuda uzmanlaşsa bile yani bir alt alan adı veya herhangi bir üyenin paylaştığı bir içerik için tüm alan adını engellememeyi öğrenseler bile, desteklediğin takımın maçını izlemek ve sevdiğin sporu takip etmek bu kadar reklama bulanabilir, bu kadar satılabilir ve bu kadar ihale edilebilir bir şey olmamalı. Aslına bakarsak bundan birkaç yıl önce WordPress ya da Blogger ağlarına erişim engellendiğinde eyleme geçmek için daha haklı sebepler vardı. O günlerden bu yana Türkiye ve Dünya -olumsuz yönde- çok değişti. Artık açgözlü aslanların tuzak sözlerine kanıp da verilecek kurbanlık öküz kalmadı. Bu nedenle, şimdiye kadar blogun düşünce içermese dahi, yasaklanıverince “Vay efendim düşünce özgürlüğü” diye yaygarayı basmak yerine, Internet’te yararlı içerik ürebilmenin ve paylaşabilmenin yollarını ara. Şimdiye kadar zorluk çıkarmasa dahi, servis sağlayıcın yasağı uygulayınca “DNS ayarlarımı değiştirmek istemiyorum” keyfiyetini öne sürmek yerine, Internet’te anonim ve özgürce gezinme özgürlüğünü elde etmenin yollarını ara. Aksi takdirde, aslanlar yine gelecekler, yine kurban isteyecekler. Vereceğin öküzlük adına bir kurban değil, özgürlük adına gerçekçi bir mücadele olsun.

Internet’i Bulmak İstediği Gibi Bırakanlar

Thursday, September 30th, 2010

Türkiye’de Vimeo da yasaklandı. Nedeni kişisel ya da toplumsal rahatsızlık nedeniyle başvurulan bir mahkeme kararıdır büyük olasılıkla. Gelen haberler de bir siyasetçinin uygunsuz durumdaki videosunun “bu seferki” yasağa neden olduğunu söylüyor. Kişilerin ya da toplumsal kesimlerin duyarlılıkları ve hassasiyetleri olabilir. Ancak mevcut yasal düzen, Internet’i her bir kişinin ya da tüzel kişiliğin bulmak istediği gibi bıraktığı umumi bir tuvalete benzetiyor. Öyle ki genel durum şöyle: “Engelliweb.com tarafından şimdiye kadar erişime engellenmiş 7365 websitesi bulunmuştur;“.

Kalkıp göç eylediğim bu ellerde ise tuvaletlerde genellikle şöyle bir uyarı vardır: “Lütfen diğer insanların iğrenmeden kullanabileceği şekilde bırakınız.”. Bizim alaturka hela kullanımı ile arasındaki fark çok bariz.

Yaşım henüz geç ancak ülkem bile beni “Ben zamanında demiştim” noktasına getirdi. Şurada demişiz ki:

Internet’in en önemli servislerinin kaynaştığı WWW’yi (Dünya Geneli Ağ) sansürlemek ile tek elde edebileceğimiz, bilgi çağında arka sıralarda kalmış bir toplumdur. Internet servislerinin yasaklanabilir olduğu algısı, eğer Internet kullanımı kültürünün öğrenilebilir ve paylaşılabilir bir kültür olduğu algısının önüne geçerse, ülkemiz bir çağı daha ıskalamış olacak. Bu durumda kimlerin nasıl bir yarar gördüğünü anlamakta zorlandığımız gibi, bu kesim ve kişilere de özgürlüğün gerçek tanımını hatırlatarak soruyoruz: Yasaklanabilecek başka neyimiz kaldı?

Başka da sözüm yoktur.

Hala vakit var.

Tuesday, June 16th, 2009

Alem buysa, kral sensin.

Tuesday, June 2nd, 2009
Bu sitelere erişim zaten engelliymiş be. Kılıfını buluvermişler. Uysa da koymuşlar uymasa da. Ahlaklı bir girişimci aranıyor gibi yapılıp, ahlaklar şart oluyor ihalelerinde. Girişimcilik de bizim köyün havasından icap eder zaten. Biz yaptıysak olmuştur. Köyün okumuşu ise bunlardan daha da dertli, zira takılıp kaldığı yüzyıl ancak ve ancak ondokuzuncusu…
Ve bize ne gerek? Biz de köylüyüz onu söylemek gerek, köyün geleceği böyle de olabilir demek, bu köy bizim de köy, icabında.



Yıldırım
“Youtube yetkilileri ne zaman gelecek?” sorusuna, “as soon as possible (en makul zamanda)” yanıtını verdi.

Yıldırım, Youtube yöneticilerinin kendisi ile görüşmek için randevu talebi olduğunu söyledi. Türkiye’nin kendi video paylaşım sitesini kurmasını öneren Yıldırım, “Ne işimiz var elalemin sitesinde?” dedi. Ulaştırma Bakanı, kanuna göre bütün içerik sağlayıcıların güvenlik belgesi alması gerektiğine dikkat çekti: “Türkiye’de kayıt altına alınmalı. ‘Bunu yapmayız’ diyorlar. Böylece vergi ödemiyorlar. Ancak reklam almışlar vergisini vermiyorlar. Söz konusu site İsrail’de, Almanya’da da var. 21 ülkede yapmış. Bize gelince ‘Yapmayız’ diyor. Yapamazsan allah selamet versin.”

Bu erişime erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir.

Monday, May 11th, 2009

SansüreSansür – 01 from adboy on Vimeo.

A’dan Z’ye her işimiz bozuktur.

Monday, April 13th, 2009
Google’ın arama sayfasını açıp, aklınıza gelmesi muhtemelen en kolay (!) söz öbeğini yani “Kemalizm’in karın ağrısı” yazıyorsunuz. Arama sonucunda gösterilen bağlantılardan birine tıklarsanız, Google’ın ücretsiz barındırma hizmeti üzerinden yayın yapan bir siteye giriyorsunuz. Bu sitenin içeriği sizi rahatsız ediyor. Ne yapmalı, ne etmeli derken aklınıza “Youtube” yasakları geliyor. Neden olmasın deyip, savcılıktır mahkemedir üşenmeden “Google” kapansın, erişimi engellensin istiyorsunuz. Ve becerdiğiniz iş, basına yansıyınca o site daha çok hit alıyor, bu görüntülenmelerden dolayı da zaten Google’ın ücretsiz barındırması için eşik değerini aşıyor ve nihayet o siteye erişim duruyor. Bu yetmez tabi ki. Dava ise henüz açılmadı, açıldığında tedbirli bir karar gelirse o zaman sevinirsiniz herhalde. Derneğin adı Atatürkçü Düşünce Derneği, davalı Google, gerekçesi yukarıda anlattığım akışa koşut olarak Atatürk’e hakaret…

Sökelim fiberleri, telgrafa geri dönelim.
Ben artık bu sansürcülük üzerine yazmak, fikir belirtmek istemiyorum. Youtube yasaklarının açtığı yolu usul usul geçtik, daha Internet nedir, neden özel isimdir bilmeyenler, bu çağın da ıskalanmasına neden oldular. Davos Fatihi neyse, Google Fatihi de benim için odur. Hadi minütlerinizi de alın gidin!

Oradaydım programının sonu gibi yapalım;

Sözkonusu site, yoğun görüntülenme istemi sonucu DOS benzeri bir atak yemiş kadar olmuştur.
Google, dilekçede yazılan “Ancak sayfanın sonuna sitenin Google tarafından desteklendiği yazılmıştır.” cümlesinde bahsedilen desteğin hangi manada destek olduğunu anlamayan insanları muhatap alıp almamaya karar verememektedir.
Türk Adaleti, Başbakan “Ben Youtube’a giriyorum, siz de girin…” dedikten sonra ahkamı geçersiz kılınmıştır.
Türkiye’deki Internet Kullanıcıları, burada örgütlenmeye çalışmaktadırlar.
ADD, siyasi rakipleri dünyanın dört bir yanında faaliyet gösterirken, onlar dernek olarak Türkiye’yi kapalı bir toplum halinde muhafaza etme çalışmalarına devam etmektedirler.
ve Mustafa Kemal Atatürk, büyük olasılıkla “ya benim sansürlenen Medeni Bilgiler kitabım hiç gelmez mi aklınıza?” diye izlemektedir bu olanları.

Boşver Atam, biz de izlemekteyiz.

Başbakan, Öğretmen ve Şube Müdürü

Monday, November 24th, 2008

Daha önce Youtube’un ne sebeple yasaklandığı unutulacak, sebep yerine yasaklanabilir olduğu algısı yerleşecek demiştim. Bu ahval ve şeraitte Başbakan, Youtube’a girdiğini ilan edip, “Siz de girin…” diye buyurunca konu tekrar gündeme geldi. İnsanlar bu yasağı doğru bulup bu yasağa uyanlar, bu yasağı saçma bulup bu yasağa uyanlar ve bu yasağı saçma bulup bu yasağa uymayanlar olarak bölünmüşlerdi. Çok kereler çeşitli ortamlarda bu grupların düşünceleri dile getirildi. İnsanlar bu düşünceler üzerinden birbirlerine satılık, hain, liboş, faşist ve sansürcü dediler. Yani şurada iki gramlık bir interaktif multimedya zevkimiz vardı, onun da içine ettiler diyebiliriz.

Yürütmenin başı ve yasamanın bir vekili olarak Başbakan’ın tavrı, bu yasağı doğru bulup bu yasağa uymayanlar başlıklı yeni bir grubun varlığına işaret etti. Kararı mahkemeler verse dahi mecliste çoğunluğu elinde bulunduran partinin genel başkanı eğer bu yasağın olumsuz etkilerini görüyorsa yasama yoluyla bu duruma müdahele edebilirdi. Bunun yerine bizimle dalga geçermiş gibi “Ben giriyorum. Siz de girin…” demesi bize özgü saçmalıklardandır. Demek ki ya Youtube ile diğer video paylaşım siteleri arasındaki farkı bilmiyor ya da yasaklar sadece biz koyunlar için… Gerçi ben nicedir o koyunbaşlılığı, o diğeryanakuzatmacılığı, o sistemadamcılığını ve o büyüklerinlafıüzerinelafedememciliği bıraktım. Youtube’a bir şekilde giriyorum, hakkım olduğu için giriyorum. Biz de hakkımız olduğu için bunu talep etmeliydik. Sulh ceza mahkemelerinin verkaçlarına “N’oluyor?!” demeliydik. Diyemedik, Başbakan da diyememiş midir dememiş midir orasını mükemmel muhalefetin mükemmel soru önergesinden anlıyoruz : “Çocuklara ve gençlere kötü örnek olmuyor musunuz?

Şimdi o kadar kelam edilir ama hiçbirinin hükmü olmaz. Neden mi? Çünkü Öğretmenler Günü’nde emekli bir öğretmen de konuşturulmamış. Bir dizecik Nazım eklemeli olduğu için konuşması, biraz yüreklice olduğu için metni… O şube müdürüne de selam edelim buradan.

Evet, servet ya da şöhret istemiyoruz elbet, ama güzel okul binaları istiyoruz. Spor salonları, müzik odaları olan. Tiyatro salonları, kantini olan. Yöneticileri, öğretmenleri ve diğer çalışanlarının bilgili, birikimli, fedakar olduğu okullar istiyoruz.

Okullar istiyoruz, yemekhaneleri olan, yemek bedelinin devlet tarafından ödendiği. Tam gün eğitim veren okullar. Öğrencilerin servis hizmetlerinin parasız olduğu okullar.

Servet istemiyoruz evet ama yayınları takip edecek, teknolojiden faydalanacak, insanca yaşayabilecek bir maaş istiyoruz.

Ve daha başka istekler… Tüm bunlar, şimdi bize gerçekleşmesi mümkün olmayan istekler gibi geliyor… Evet bana da öyle geliyor ilk başta. Ama sonra Başöğretmen Atatürk geliyor aklıma. O, hedeflerini belirlerken içinde bulunduğu durumun imkan ve koşullarını düşünmedi ve bize de bunu öğütledi. İstersek yapabiliriz ve ben yapabileceğimize inanıyorum.

Tüm bunları hatta daha fazlasını yapabiliriz, yapmalıyız, yapacağız. Biz Türkiye Cumhuriyeti’nin öğretmenleriyiz. Biz ve yetiştirdiğimiz genç ve aydınlık beyinler elele her güçlüğü yeneceğiz.

Şairin dediği gibi güneşli günler göreceğiz.

Emekli Öğretmen Gül Korkmaz

Youtube filan onlara bir girerseniz…

Friday, November 21st, 2008

Başbakan: – “Size daha enteresanını söyleyeyim; Youtube filan onlara bir girerseniz, oralarda aynı partinin bazı toplantılarında maalesef bırakın çarşaflıyı, başörtülülerin dahi oralara nasıl sokulmadığını, onlara karşı nasıl bir mücadele yürütüldüğünün belgeleri bizim elimizde var.”

Bir gazeteci: – “Youtube’a girilmiyor …?”

Başbakan: -“Ben giriyorum, siz de girin…”

Çarşaftan, belediye başkanlığı adaylığından ve adaylarından, parti içi demokrasiden bahsedecektim, gel gör ki bu diyalog beni benden aldı. Sizi de sizden alsın.

Soru

Sunday, October 26th, 2008

Çoğunluk tarafından okunamayacak, kimisi tarafından eksik görüntülenecek bir blog yazmak?

Mantıklı mı? Hazmedilebilir mi?

Böyle olur mu?

Saturday, October 25th, 2008

futbolname’den bir görsel

Bilişim hukuku diye bir kavrama sahip olmadığımızı, olsak bile iflasını daha önce yazmıştım. Böylesine dar düşünceyle ne bilişim olur ne de hukuk… Freud’un ne kadar geliştiğimizi özetleyen “Ortaçağ’da yaşasaydım düşüncelerimden dolayı beni yakarlardı, şimdi o kadar ilerledik ki sadece kitaplarımı yakmakla tatmin oluyorlar.” cümlesi sansürün düşünce düşmanı boyutunu gözler önüne seriyor. Ha, diyecekler ki, yasadışı paylaşım, uydudan çekilen yayınlar ve uygunsuz içerik ne olacak? O zaman da, artık çoklu ortam dolaşımının yeni yönlerini kabullenmemiz gerekiyor. D-smart ile ilgili olduğunu söylüyorlar, peki Çarşamba gecesi benim Turksat uydum ve Digiturk dekoderim ile 20 yıldır izlediğim CL maçlarını artık izleyemez oluşum ne olacak? Eğer dekoder savaşlarından kaynaklı bir durum varsa, TürkTelekom’a ne demeli!? Kendisine internet kullanımı için ücret ödeyen kesimi, başka bir sektördeki kazanç savaşları nedeniyle kendi hizmetinden mahrum bırakması saçmalık değil de nedir?

Milliyetçilik bazlı yasakları burada irdelemiştim. O yazı sansüre karşı kullanılan yazıların en güçlülerinden oldu. Verdiğimiz mücadelenin milliyetçilik ve kapitalizme karşı olması gerektiğini hep söyledim, ne yazık ki bu düşünceler geniş kitlelere yansıtılmıyor. Özgür düşüncenin dile getireni ha ben olmuşum, ha başkası bu nokta önemli değil. Önemli olan ne kadar ve nasıl anlattığımız. YouTube yasağı -yasaktan da öte artık bir yokluk oldu-, imeem yasağı, evrimci site yasakları, sözlük yasağı, wordpress yasağı ve zurnanın “zart zurt hart hurt” -artık ne kadar abzürd ses varsa- dediği yer olan blogger yasağı…

Ben uluslararasılaşma taraftarıyım. Türkçemle, yarım yamalak yabancı dil bilgimle, Türkiye fotoğraflarımla, Avrupa deneyimlerimle, Türk üniversitesinde yetişmiş bir mühendis olarak bu dünyada sınırsızca yer almak istiyorum. Dünyadaki bu ağda özgürlük ve birliktelikle yer almak, web servislerinin paylaşımını arttırmak istiyorum.

Ama nasıl derim başkalarına, “biz hödüğüz” diye?