Archive for the ‘Rakı’ Category

"Dinmiyor Hiç Bu Akşam"

Tuesday, January 29th, 2008

Dostça söyleyeyim “Dinmiyor hiç bu akşam …” , kandırmadan özce ekleyeyim “ne gözyaşım ne acım”…

Hediye geldi bak bu bir şişe Tekirdağ Rakısı , “Güldüğünce içesin” diye not düşmüş dostum , ama yok güleceğim yani senle olacağım , karşılık oturup sevgiyi haykıracağımız , küçücük mutfağımızda mutluca meze hazırlayacağımız filan yok.Her şeyi hazır alacağım yine , balığı ya Midyeci Ahmet Ağabey’de ya da Şirince Balık Evi’nde pişirteceğim , mezeleri o nazik hanımın parlak camlı dükkanından alacağım , kimseye soramayacağım “Şakşuka mı Gömme mi?” diye , düşünsene bi’ yo’ beni.Mutad yazgımla oyunlar oynuyorum kendimce , bir gün Ezine peyniri , bir gün Bergama tulum , ve en son yaşlı bakkaldan yusyuvarlak bir köy ekmeği alıp , zar zor sığdırarak yarım kucağıma eve yollanacağım.Bir hafta yeter bana bu ekmek , zaten beş günü buzlukta geçirecek bu sıcaklarda.

Salatamı bari kendim yapayım dedim , bir atom marul aldım , yapraklarını incelemedim senin gibi , yanına rendeleyecek biraz havuç , biraz da limon ve az soğan sarımsak.

Sarımsak hiç bi’ işime yaramayacaktı ama aldım , aklıma düştü diye Sarımsaklı adının nereden geldiğine dair iddialaşmamız , aldım.Karşıma aldım sarımsakları , aklımda Ayvalık akşamüstleri , ufkumda Midilli , soğuk sular tabanlarımda , sordum sual eyledim , neydi doğrusu diye?”Bizim bir alakamız yok” dediler , ben kazandım.Sarı saçlı sevgilisini dünyanın en verimli topraklarına , en renkli baharlarına , en soğuk sularına gömen genç kaybetti , ben kazandım.

Üzdünüz beni be yıllar , birkaç yıl değiştirdi her şeyi bak , hayal bile kuramıyorum artık. Geceleri ışıkları sayıyorum dar sokaktan gözüme çarpan , ışıkları tanıyorum artık , işte bu mutlu bir ailenin ışığı , bu kavga edenlerin , bu ise sevişenlerin yalaz yalaz ışığı. Ben yalnızım , gel eğil kulağıma , getiriver şu şarkının gerisini , derbeder sokak çalgıcıları gibi uydura uydura söylüyorum , çalıyorum şarkıları ama bu şarkının devamına ihtiyacım var.Öyle dokunuyor ki içime , öylesine benim için ki…

Gel önce eğil , kulağıma yavaşça nefesini vur , sonra adımı fısılda , bak ne buldum de , gözlerimi açtırma , ılık elinle yavaşça kapat hatta ve en son al kadehimi elimden ılıdıysa rakım , deyiver o masalsı mısraları ; “Bu akşam her akşamdan sana pek çok muhtacım /
Senden başka kimseye yok benim ihtiyacım”

Çilingir Sofrası

Thursday, January 24th, 2008

Otur ki sandalye hatırlasın
Sandalye olduğunu.
Masa da unutur masalığını,
Elini komasan üstüne.
Bakışlarını ayırmaya gelmez,
Sürahi boşalır sonra suyundan.
Kadehim kadehim dediğin şey,
Dudağını değdirmedikçe kadeh değildir.
Mezeler de bilmez renklerini, lezzetlerini,
Çatalını dokundurmazsan.
Fakat farkında mısın?
Cahit Sıtkı Tarancı