Archive for the ‘Rakı’ Category

@RT_Erdogan Âkif yerine Süreya okuyun.

Tuesday, July 20th, 2010

Başbakan, Alkol-Üzüm denklemi kurunca aklıma Cemal Süreya’nın şu dizeleri geldi:

damakta serçe gibi seken bir şarap şimdi
ustamın üzüme attığı enfes düğüm;
ve gözetimi altında çarkıfeleklerin
uzak buzulların soluğuna yatırılmış
binlerce saptan çekilen şu narin rakı
kumaşı çürütüyor lâcivert-beyaz hışmıyla,
nicedir içimde taşımakta olduğum
uçuk minerva’ya göktaşları gönderiyor;
bir çözülme dilimde sulardan yıldızlardan,
diyorum; nerede olursa olsun
bir ısırganı bile koynuna alıp yatabilir insan,

… (Sımsıcak, Çok Yakın, Kirli – Mayıs’68)

Kendisi de Âkif yerine Süreya okusun, sırf üzüme atılan enfes düğümleri anlayabilmek için.

Balık Ağzı

Thursday, July 9th, 2009


bu bir kılıçbalığının öyküsü
yazılmasa da olurdu
ama bizi yeni sulara götürecek akıntı durdu
uskumrunun arkasından gidiyorduk
sürünün içinde ben de vardım

sırtımda bir zıpkın yarası
mutlu olmasına mutluydum
nedense gitmiyordu kulağımdan
bir türlü o “ağ var” sesleri

deniz kızı girmiş düşünceme
ben iflah olmam
dalyanları birbirine katmak orkinosların harcı
dolanınca ağa çok geçmeden küserim
bir çocuk bile çeker sandala beni
bu kadar ağır olmasam
beni böyle koşturan yaşama sevinci
kanal boyunca bir o yana bir bu yana

siz yok musunuz siz derya kuzuları
kestim kılıcımla karanlığını dibini
yakamoz içinde bıraktım suları
ah ayaz gecelerde olur ne olursa
sırtımda bir zıpkın yarası

alın beni mor kuşaklı bir takaya götürün
iri gözlerimde keder
kılıcımda hüzün
satın beni satın beni
rakı için

halim şefik

Dünyamız Alt Üst Olmuş Zaten

Tuesday, April 7th, 2009

Rakıya deniz suyu katmayı düşünmemin üzerinden çok geçmeden rast geldim bu fotolara. Mevsimi de rast geldi, cumartesi gireceğim gastro-endoskopiye inat, yine çipuranın yanak eti, yine rakının en beyaz hali…

Rakı İçilesi İnsanlar – I

Monday, January 5th, 2009

Biri şimdi size “Haydi” dese, hiç itiraz etmeden gider misiniz?

Ölümün en büyük ceza olmasının nedeni nedir? Çünkü insanların her birinin içinde bir gün kaybolacağının tümörü vardır. Bunu unutmak isterler. O zaman mutluluğun ve başarının tarifini yapmak gerekir. Mutluluk zamanı unutmak demektir. Mutlulukla başarı yan yana gelmez. Başarı, ahlaklı olduğun için değil, ihtiyacın olmadığı için yalan söylemeyecek düzeye gelmektir. Niye hapishaneye koyarlar insanları? Zamanı unutmasın diye. Bunu bilen adam da yazar olur.

Çetin Altan

Rakı, Zeybek ve Ben

Friday, January 2nd, 2009

Okunan blog Trofolo, rakı Klüp Rakısı.

Her daim sert değil, Kordon Zeybeği gibi hafif de içerim rakıyı. Öyle büyük tantana etmeden, hemen elimin altındaki ya Yeni ya Tekirdağ ya da rakıların kralı Klüp Rakısı şişesinden az sulu bir rakı dökerim çay bardağına. Hafif kavramım budur, çay niyetine. Büyüklerim ya rakı içerken ya da zeybek oynarken kızarırdı, sonrası ya Kasap Havası ya da yaşlı ağlaması ki çok dokunur bana. Zeybekten hal tavır öğrenirsin ve rakıdan da bu hali yumuşatmayı öğrenirsin. Şimdilerde görüyorum ki bu iki konu da sulandırıldı. Yaş üzümler, zeybeklerin adını rakılara vermeler ve bilmeden içmeler, bilmeden oynamalar. 23 yıllık yaşantımda bu iki konuya öncelik verdiğim için bir kaç kelam etme hakkına sahibim diye düşünüyorum.

Öncelikle şunu öğrensin herkes, bir İzmir markası olan Efe Rakı çoğu rakıcıya hitap etmez. Çünkü mayalı bir tadı vardır. O alıştığımız mezeler ile hoş olmaz. Ama mayalı içki derken bahsettiklerimiz şarap ve bira olduğu için, daha önce rakı içmemişlere, içememişlere bir çare olabilir. Ben es geçerim, kimse de “sen İzmirli olarak neden Efe içmiyorsun?” diyemez ama diyor teresler… Gelelim yaş üzüm mevzusuna, ille tercih edilecekse Tekirdağ sürümü tercih edilmelidir ve sek içilmelidir. O çiğ ve hafif tat su ile daha da inceltilirse rakı içmemiş, rakı damlatmış olursunuz. Bu da cesaretsizin işidir. Bu rakı çeşitlendirme ve inceltme akımının sebebi tabi ki ürünün özelleşmesidir. Rakının daha çok tüketilmesi, daha çok göze hitab eden bir tasarıma sahip olması böyle sağlanıyor işte. Mey İçki’nin Teksaslılara satılan rakı bölümü bu alanda Efe’nin üreticisi Elda’nın pazara girmesi sonucu uyandı ve ürünleri yenileyip, çeşitlendirdi. Bu noktada içtiğim rakıyı değiştirmeyeceğimi bildiğimden, tek korkum rakıların kralı Klüp Rakısı’nın etiketinde yer alan resmin kaldırılması oldu, şükür ki hala beraberiz o etiketle. Piyasa rakılarında eskiler haricinde en çok beğendiğim Mercan rakısı idi, ama o da üretimden kalktı. Diğerleri boş uğraş gibi geliyor ama yine de emeklerine saygım var.

Durmuş Dedem, abimle benim sünnetimde. O gün yazıhanesine hırsız girdiği için düğüne geç kalmıştı ve üstünü dahi değiştirememişti.

Rakı konusuna daha devam edeceğim ama biraz da Zeybek konusuna değineyim. Bu da İstanbullu (Rumeli ve Ege bağlantısı nedeniyle az da olsa hakları var) ve Orta Anadolulu gençlere albenili geliyor. Bir folklor takımında yer almak bu oyun için yeterli sanılıyor. Bu bölgeden insanların bu oyun hakkındaki güzellemeleri elbette önemli, medyada hakim olan Karadeniz ve Doğulu folklor ile taşra ögeleri belki de bu yolla dengelenecek. Ve fakat anlatmak istediğim az biraz bu oyunu da bulandırmalarıdır. Zeybek bağlama ile çalınmaz. Bu görüşe ben de katılıyorum. Bu alanda zurna, klarnet/gırnata ve davul olmazsa olmazdır. Gerçek oyun tadını onlar veriyor. Sonuçta İstanbul türküsü ya da Ankara seymeni icra etmiyoruz. Roman oyunları gibi vurmalar belli olmalıdır. Çünkü yavaş bir oyun gibi gelse de, özellikle Aydın’da çok sert figürler ile oynanır. Şimdi benim Harmandalı geçmişim dedemden gördüğüm ve sonra arkadaşlar ile mutabakata vardığım çizgilerdir. Zeybekleri ben doğaçlamaya yakın oynasam da bu tavır uydurulmuş kareografilerden daha namusludur. Bunu da Zorba okumadan ya da Ege’de düğünlere katılmadan anlayamazsınız. Harmandalı dışında önemli figürler içeren oyunlar Hantuman, Ötme Bülbül, Feraye ve Koca Arap’tır. Bu konuyu piyasalaşmamış hocalar çok iyi irdeler, gerisi ise yarışma ve TV peşindedir. Zeybeğin çalması da oynaması da özveri ister. Canım çektikçe oynarım ben. Bir gün Ankarada’yım, yıl 2007, aylardan Nisan. Bir üniversite buluşmasındayız. Fasıl yemeğinde sanatçılar hoşuma gitti ve klarnetçi ile konuşup anons akabinde Harmandalı istedim. Gereken görgü kurallarını da yerine getirdim. İstediğim anonstan sonra yavaşça sahneye yöneldim. Kendimi çok önemli bir iş yapar göstermiş miydim diye düşündüğümde sonuçta yerel dansımı yapıyorum, bence halim sıradandı. Derken biri Yozgatlı biri de Bolulu iki genç benden önce davranıp, okul figürleri ile oynadılar. Çekildim kenara, onlar bitirdiler, ben geçtim oynadım, içimden geldiği gibi. Bitince klarnetçi Remzi abi ile selamlaşıp, geçtim yerime oturdum. O gençler ile gözgöze gelip, üçlü de oynayabilirdik ama yapmadım bunu. Zira tahmin ettim ki onlar o ayakların dışına çıkamayacaklar, ben alkollüyüm tabi Zorba’ya, dedeme ve bizim oralara dalıp dalıp oynadım.

Attırmayın asfalyalarımı…

Rakı ve Zeybek konularında -bakmayın ahkam kestiğime- kendi halimdeyimdir. Ama ne zaman ki, biri bilmeden şöyle içilir, böyle oynanır deyince ona notunu kafamdan veriyorum: 0. Rakı yanında ne içilir sorusuna cevabım: Şalgam, kola ve soda ile içilmez. Zeytinyağını mezeden ya da salatadan alırsın, ayrandaki süt olayını da süzme yoğurt ya da peynirden alırsın. Yıllar geçtikçe gece içtiğim rakıları sek içmeye, gündüz içtiklerime ise çok az su katmayı adet edindim. Buz olayını da rakı mümkün mertebe soğuk oldukça bitirmeye karar verdim. Buz eridikçe rakıdaki yoğunluk değişir, gitgide sulanan rakı ilk tadı aratır. Zaten buz uzonun eşidir, rakının değil. Bu arada yaş üzüm içmekte ısrar edenler uzoya geçebilirler ama onun da geleneğini mahvetmesinler. Şimdi bir de rakı yanında ne dinleyelim sorunu var; istediğinizi dinleyin bence, herkes TSM ile fantazi müziği arasındaki farkı bilemez, bilmek zorunda da değil.

Gelelim alkol ve meşkin kültürümüzde birleştiği meyhanelere… Bazı gençler görüyorum, meyhanenin ortasında uzunca bir masa rezerve edip rakı içmeye çalışıyorlar, sabit menüler ile. Bünye neyi çekerse o anda o olmalı masada. Dilde de arabesk olsa içim yanmaz ama meyil fantazi müziğe doğru görünüyor. Bu konuda ben ağzımın payını Foça’nın Ilıpınar köyünde, bir arkadaşın evinde annesinin sayesinde fasıl yapıyorken aldım. Dilediğim eser, “Pişman olur da bir gün dönersen bana geri“, sert şekilde reddedilince bu konulara kafa yormaya başladım. Frapanlık ve kalitesizlik kıyısından döndüm sanıyorum. Tabaktaki meze idaresini de izleyerek öğrendim. Şarap gibi değil, bira gibi değil, önce rakı yudumu sonra meze. Tersi katiyyen ritmi bozar ve üstelik sek değilse bardak fondip yapılmaz. Ve masadan kalkamayacak kadar sarhoş olmak ayıptır, sevdiğim gündüzden başlayıp gece yarısından sonra eve dimdik dönmektir.

Dedem afili adamdı, rakıyı susuz içerdi.

Rakı, Zeybek, Alexis Zorbas, dedemgil ve görgü hakkında ne zamandır yazmak istiyordum. Bir tek atarak bu konulara tekrar geri döndüm. Mutluyum. Lakin bir de şu rakıyı, zeybeği ve roman havalarını sevseydi ecbeniler…

İzmir yazısı

Efeler yazısı
M. Senar ve Feraye yazısı

Le Rakı Turc

Friday, October 17th, 2008

Sevemedinizse de kadehimizdeki rakıyı, aşkımıza düştünüz sıyırıp gururu, rastgelmenin en yabancı halinde, bizi de bize düşürdünüz, onlardansınız siz de.

Rakı şişesinde balık

Sunday, October 12th, 2008


http://www.buyukkeyif.com

Barba!

Saturday, June 14th, 2008


Dünün evhamını, beyaz örtülü masada yendim. Gömme kadar gururlu, tuzluk ile biberlik kadar benzer ve bi’ büyük kadar şeffaftık.

Rakısız geçen akşamlar niyetine !

Rakım

Tuesday, April 15th, 2008

Rakımı içtim , hazırım , hadi… Daha sıfırdan başlayıp birer iç yüz tasarlayacağız , ara yüzden iç’e , bizi dizginleyen gem’e geçeceğiz. Nereye kadar açığız buna , bu şenlikli teslimiyete… Göreceğiz…

Aşk üç kişilik diyorlar kafamı karıştırıyorlar, tam da bu durulmuşluğumla barışıkken içim, nedir bu? Suçlanışıma dönüşün ne gereği var, kendi kendimi suçlayışıma… Geçmişimde üzüldüklerim var , aldanışları uğruna döndüklerim var , topsuz alanda faullerim var.

Şimdi sen ol , sen var ol diye , sıfıra kurdum temeli , rakım elimde , alçak ya da yüksek fark etmez , arsız imgen beynimde… Aşk ya da meşk eyleriz belki diye üç vakte kadar bütün muslukları kısıyorum , şehir suları taşlı içemiyorum , böbrek taşlarına ilgim var düşüremiyorum hiçbirini. Ağlamana –olmuştur ya sana da- sayısal anlamlar biçiyorum yüzyıllar öncesinden , sen beni Oruç Reis’in yanında zannederken ben Celali idim Anadolu’da, kuyularda kan tükürdüm , lale oyalı tülbendin kuşağımda… Diş kalmadı ağzımda , yanaklarım solgun , saçlarım dökülmüş , hala görmek ve duymak üzüyor beni sırf güzel olamıyorum diye… Kulaklarımda yırtılmaya çalışan bir zar , son ses bana verdiklerini dinliyorum , tam karşımdasın , bu sene burada birleştik işte, geçen sene tanışmıştık , önümüzdeki sene unutacağız bu ipleyişi… Ama ya şimdi , şimdi değilse ne zaman olur ki , eskiteceğin şimdiyi , eskittiğin şimdiye tercih et…

Gel gömleğimin ön cebine , katlanmış mendilim ol , votkam bitti , man’en satılmışlığımın buzu eridi , alkol tadı yoktu , acısı beş kat fazla ama… Gel yakamın kolası ol , tenimin teri , elimin ayası ol , emeğime ortak… Gel aş beni , boğazımda yumru , koynumda kalp sıcaklığı ol… Aşım ol , şıvgınım ol , insan eliyle yetişmezse büyümüz , gelincik olalım , tek bahar vakti susturalım bilmiş insanları , Lokman Hekime çelme takalım , ölümsüzlüğün ta içine edelim… Ölünce bilelim ki döneceğiz toprağa.

Şaraba, vişne şarabına , doğra beni , inan yok içimde başkası , şarapta yalan çıkar meydana , mey meydana süs verir… Tırnağının ucuyla dokun bana , komşun kadar yakınım eski Alsancak’ta , uzağım Haçlıların varacağı mabed gibi Mescidi Aksa’da… Düştüm işte aşkın tuzağına, düştüğüm peşine dolandım , benden oldum , kulum kölenim sen beni sevdikçe , ne anlatayım ki sana…

Olma onlardan arabesk değil bu sevgim , karşılamaz o darlıklar , o bilindikler… Otobüs durağına döndürme sevgimi, küstürme çevre yoluna haritamı.. Başkaca ellere meyilin katlim olur, üç adım ardımdan tam beynime , beyin ölümüm erken olur, kalbim sıcak belki hala , ondan iyi nakil olur.

Sevmenin ihtirassız biçimi aşka getirir insanı , ben geldim.

Sustum.

RAKINAME

Sunday, March 9th, 2008

RAKINAME


İçmesini bilene
Zevkü sefadır rakı
İçmeyi bilmeyene
Cevri cefadır rakı.

Bir münasip miktarı
Muhabbet anahtarı
Kaçırırsan kantarı
Cana ezadır rakı.

Eşşek içince zırlar
Köpek içerse hırlar
Kedi içse tırmalar
İnsanlaradır rakı.

Yarattığı ahengi
Ne saz verir, ne çengi
Terbiyenin mihengi
Dense sezadır rakı.

Nükte, cinas anlayan
Aheng-i bezme uyan
İçip zırvalamayan
İşte onadır rakı.

Adabı, erkanı var
Zamanı, mekanı var
Kimin ki iz’anı var
Ona şifadır rakı.

Mirkelamoğlu der ki,
Had bilmezsen eğer ki,
Öyle rüsva eder ki,
Başa beladır rakı.


Necip Mirkelamoğlu