Archive for the ‘Proje’ Category

Ara Sıra Bazı Bazı

Wednesday, March 10th, 2010

Uzun zamandır yazmamışım. Yok, düzeltmeliyim: Uzun zamandır buraya yazmamışım. Yani, aslında birçok yere ve birçok kişiye yazılar, kartpostallar ve küçük notlar yazdım. Yazmadan kafamı boşaltamıyorum, sonrasında rahat bir uykuya ancak varıyorum. Hem buraya ne yazmam gerektiği konusunda 2 yıl sonra tekrardan ikilemlere düşüyorum. Ne yazık, moda blogu yazacak kadar param ve havam yok;  futbol blogu yazacak kadar maç izleyemiyorum. Holstein Kiel taraftarı sağcıymış, o maçlara gidemem; sinema blogu yazacak kadar film de izleyemedim bu aralar; müzik blogu yazacak kadar ise Türk Müziği’nden nefret etmiyorum. Bu sebeplerimle ilgilenen dahi yoktur herhalde. Yine de buradan beni takip eden, merak eden varsa, tüm bu sebeplerimin yanında birkaç küçük seyahat de beni buradan alıkoydu diye belirtmeliyim. Önce Siegen, sonra Berlin ve bu seyahatlarin getirdiği iş ve yorgunluk yükü… Yakında da Belçika yapılabilir örneğin, yazın ortasında da Portekiz göründü sanırım. Bunlarla da sizi meşgul etmek istemem doğrusu, zira insan biraz nankör ve biraz riyakar. Biliyorum ki, uzaklarda yaşayan arkadaşlarını salt bir merhabadan ve hal hatır sormaktan çok o taraflar hakkında tüyolar almak için arayanlar, onlarla konuşanlar var. Öte yandan, buralara gelenleri içten içe bir sinir ile hayatlarından dışlayanlar, onları görmezden gelenler var. Neyse ki, sakinim, sakiniz.

Onu yapmıyorum, bunu yapmıyorum diye sebepler saydım suskunluğa fakat bakın, ben çok yemek yapıyorum şu aralar. Bu konularda konuşabiliriz bi’ kuple. Mutfak, ölçünü bilme sanatıymış bunu öğrendim. Berbat olan emekler, unutulan gereklilikler ve ölçüsü kaçan katkılar, hepsi mutfakta birleşiyor, oradan da belki hayata dair bir izdüşüm çıkıyor. Umarım bir yıl içinde yemek yapmayı öğrendikten sonra, elime belik belik bakıp yemek yapan erkek seksiliğini göstermemi isteyen bir kadın ile tanışmam. Oturduğu yerden kalksın da beraber yemek  yapalım, beraber zevkini sürelim masanın. Geçtiğimiz gün tavuksote yaparken, daldığım düşüncelerden yüzeye şöyle bir sonuç ile çıktım: Ben bir kadını ne kadar çok sevebileceğimi biliyorum da onların beni ne kadar çok sevebileceklerinden emin olamıyorum. Bunun son bahsettiğim konuyla da bir alakası yoktur, zira sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı?

Şu an içersinde bulunduğum bir proje çerçevesinde üniversitemi bir Türk olarak temsil ediyorum. İnsanlar toplantılarda bana Almanca konuşmaya çalışıyorlar, Almanya ile ilgili güzel sorular soruyorlar, benim verebildiğim yanıtlar sınırlı oluyor ya da hiç olmuyor. Almanca konusunda belli bir seviyede olsam da, bir ülke hakkında sorulara yanıt vermek için dışarıdan gözlemci olmak da yetmiyor. O nedenle bazı konularda fikirlerim değişiyor. Politika ve günlük yaşamın ayrılması gerektiğini ve dahi bir ülke hakkında fikir beyan ederken uzaktan görünen politikacılar kadar, görünmeyen bir halkın da olduğu gerçeğini akıldan çıkarmamak gerekir. Yine de son tahlilde kendimi Mesut Özil gibi hissetmiyorum. Belki göçmenlik katsayısı düşünülürse, Ferzan Özpetek olabilir. Ya da burada yapacaklarıma yeni bir model çıkabilir ortaya. Saçmalıyorum galiba. Fakat Büyük İskender’in yaptıkları aklımdan çıkmıyor.

Berlin’den bahsetsem biraz, sıkılır mısınız? Prusya’nın nazlı kızı. Yok ya ben öyle şehirlere kız muamelesi yapmayı bırakalı yıllar oldu. Yani örneğin Istanbul’a küçük kız gibi davrananlar var, haberleri yok o Istanbul onların dünyasını şaşırtır. Neyse Berlin’e tekrar gideceğim en kısa zamanda. Bir insanın “neredensin?” sorusuna verebileceği en güzel yanıt “Aus Beeeirliiin” oluyormuş bunu idrak ettim iki günde. Bir de Doğu Almanya’dan trenle ilk kez geçtim, dünya üzerindeki tüm doğuların kaderi aynı sanırım, sessizlik, eskilik ve terk edilmişlik.

Altı ay olmuştur ayağıma top değmeyeli. Karda kışta futsal dışında bir olasılık kalmayınca ve biz de salonları genelde parti için kullanınca kondisyon ve motivasyon yok oldu elbette. Şimdi gelen yalancı bahar ve gelmekte olan ilkbahar ile yeşil sahalara döneceğim. Acaba Google beni ve arkadaşlarımı da yukarıdan fotoğraflamış mıdır? İngiltere’de yaşayanlar yanıtı şurada bulabilirler. Böyle bir soru gelince akla, hemencecik başka sorular da geliyor: Yüzerken kadraja girmiş olabilir miyim? Ya da bahçede mangal yaparken? Tüm bunların yanıtlarını bulduktan sonra arada sırada gökyüzüne bakıp gülümsemek de gerekir mi?

Şimdi bu yazıda, yaşamımın son günlerini özetledim sizlere. Yarın bir bakarsınız yaşam sona erer, bir bakarsınız herşey değişir de karşılaşmayız bir daha… Onun için tüm insanlara kendinizi anlatırken, tümünün de sizi beğenmesini beklemeyin, ego üzerinden çıldırmanın manası yoktur. Yazı biterken Ajda Pekkan söylüyor, Bir Köşede Yalnız.mp3.

EXPO geldi gitti

Monday, March 31st, 2008


EXPO’yu neden kazanabilirdik?

1-Temamız mantıklı ve tutarlı idi.
2-Bölgenin EXPOsuzluğu önemli idi.
3-İklim yönünden avantajlıydık.
4-Konuklara termal, dini ve turistik tatil sunabilirdik.

EXPO’yu neden kaybettik?

1-Sunumlar başarısızdı.
2-Merkezi Hükümetin kazanılırsa “ben yaptım” deme hevesi şehrin önünü kesti.
3-Gelişmiş bir ülke değiliz.

**********
“Neden kaybettik?” sorusunu açmaya çalışayım.Nedeni basit değil, kazanmak kadar kaybetmek de zordur.Kentsel bir dalga olması gereeken bu hareket, bir Ankara klasiğine dönüştü.İstanbul medyası zaten “Sexpo Skandalı” dışında itibar etmemişti.Olimpiyat adaylığındaki gaz, “Ha, İzmir mi?Evet kızları güzel” basitliğine döndü.

En azından boyumuzun ölçüsünü görmüş olduk.İzmir ancak ve ancak Napoli ile yarışabilir.Rakip Milano olunca, karşınızda bi’ anda karizmatik bayan belediye başkanı Moratti‘yi, Bush’un rakibi ve çevreci filmiyle sükse yapan Al Gore‘u, iki Milano futbol klübünde de oynamış olan siyahi bir Hollandalı topçuyu karşınızda buluyorsunuz.

Bizim bilindik helikopter çekimi film ve bu filmde Sezen Aksu’nun İstanbullardan konuşması, İstanbul klübü FB’nin emekliliğinde getirdiği Roberto Carlos’un beyaz dişlerini göstererek konuşması ve Taksim Trio diye grup kuran Bergamalı Hüsnü’nün NewYorklu türkçekonuşamaz İlhan Erşahin ile düet yapması böylesine çeşitli bir kente ve ekibe rakip olamaz.

Uçan kuşla düşman, uçamayanla davalı olduğumuz için, kimsenin aklına İzmir’in hem Türkiye’deki hem de Yunanistan’daki komşu belediyeleri ile oraya çıkartma yapması gelmez, İsmail Cem ile barışa yakın duran eski Dışİşleri Bakanı Papandreu’yu oraya götürmek yine kimsenin aklına gelmez.Sunumu bi Maskeli Beş’in biri olan bi parlamento karşıtı sosyalist olan Memoli’ye ve Büyükelçi kızına yaptırmak gelir, harmandalı yerine hırbo halayı çekmek gelir, modern dans süslü oryantal yaptırmak gelir ama bunlar gelmez.

Sempozyum zamanı konukları Hilton ve Crowne’ye tıkıştırmak aklımıza gelir, ama bütüncül bir şehir silüeti oluşturmak hala bizlere zor gelir.Artık adamlara ne yedirdilerse, bir gevrek bir boyoz bir kokoreç yedirmek ayıp gelir.

E böyle olunca da, haber önce şaibeli gelir, sonra da bize karyola dar gelir.

Aziz Kocaoğlu aday olamaz, şehir karışır, Cumhurbaşkanına tek laf edilmez, bütün projeler iptal olur ki yarısı davalık hala, yeni başkan adayı diye eski isimler karşımıza dikilir, bir de İTO başkanı ağzını fena bozar.

Olacaklar bunlardır.İzmir bir daha zor toparlanır.

EXPO 2015

Monday, March 31st, 2008

EXPO için son 4 saat.

Video

81 ile 81 özerk kütüphane

Thursday, January 17th, 2008


Aydın Özkorucu isimli bir insan bu projeye ön ayak olmuş.Yahoo! groups sayfası burada.

Ben destekleyeceğim sizin de haberiniz olsun ;

“Bu grubun bir oncesi yok, bir projesi de yok. Fakat iki aylik bir iliskiler aginin oldugunu soyleyebilirim. Istersen bunu acayim biraz.

Biz Kasim’in 10′undan beri kucuk bir arkadas cevresi ile İstanbul Elestirel Dusunce Atolyesi adi altinda toplantilar yapiyoruz. Simdiye kadar iki soylesi yaptik. Yarin da Sanat, Ciplaklik ve Vandalizm isimli bir soylesimiz olacak Ressam ve BirGun Gazetesi yazari Erkan Doganay ile. Ayin 20′sinde Feminizme Giris boyutunda bir soylesimiz daha var Mor Cati Gonulluleri ile. Sonra da bu toplanti iste…
Simdi kisa adi ISEDA olan bu olusum ile Ozerk Kutuphane Projesi birbirinden ayri olmasi gereken isler.
Adi uzerinde ozerk olsun diyoruz. Bu ozerklik tanimi onemli;
Ozerklik (autonomie): Yunanca “autos” ve “nomos” sozcuklerinden olusmaktadir. Kendi yasasini kendi koyma anlamina gelir. Bir kisi ya da toplulugun distan gelen bir otoritenin yasalarina ve kurallarina sorgulamadan uyma yerine, kendi yasalarini koyma duurumu. Kant’ta ahlak felsefesinin temel ilkesi.
Dunyaya, Insana ve Topluma Dair, Cornelius Castoriadis, Iletisim Yay. say. 334.
Tanimdan anlasilacagi gibi ozerk olsun derken sadece devletten ayrilsin demiyoruz. Aslinda kamusal alana tekabul eden bu tur gorevleri yine en iyi icra edecek olan devletin kendisidir. Fakat burada acik bir yabancilasma icinde oldugumuz muhakkak. O zaman ileri bir adim atmak gerekli. Biz de simdi bunu yapiyoruz.
Sadece devletten degil, herhangi bir sermaye girisiminden de bagimsiz bir is yapma istegim var. Bu konuytu tabi hep beraber konusacagiz, kararlari hep beraber verecegiz. Karar verme yontemleri, moderasyon vb. pek cok konuyu da tek tek ele alabiliriz.
Sermaye konusunda sunu soylemek isterim. Halka dokunan bir sey yapmaktan bahsediyoruz. Halkin okuyan-yazan cocuklarina. Bu girisimin herhangi bir zaman diliminde kar-zarar iliskileri arasinda yitip gitmemesi icin de surekliligini korumasi icin fiilen o insanlarin karar verme mekanizmalarina katilmasi ve aidat odemesi gerekli.
Bu hususu her daim gecerli kildigimiz takdirde her turlu kisi ve kurumdan yardim alabiliriz.”