Archive for the ‘Okuma Koltuğu’ Category

Salaklık

Wednesday, January 6th, 2010

Werfel ile ilgili düş: Şu anda bulunduğu aşağı Avusturya’da yolda giderken kazara bir adama toslamış, adam da ağzını açıp gözünü yummuş. Tek tek sözlerini unuttum, ama içlerinde “barbarlar” sözcüğünün geçtiğini biliyorum ( dünya savaşından kalma bir sözcük ), en sonda da: “Sizi proleter Turch” deyimi yer alıyordu. İlginç bir deyim: Turch, Türk’ün diyalekt karşılığı; “Türk” sözcüğünün hakaret amacıyla kullanılmasının Türklerle yapılan eski savaşlardan ve Viyana kuşatmalarından kaldığı belli; buna da yeni bir hakaret sözcüğü “proleter” eklenmiş. Günümüzde ne “proleter” ne de “Türk” gerçek anlamda hakaret sözcükleri olarak kullanılmadığına göre, ilgili sözcük birleşimi, hakarete yeltenen kişinin salaklığını ve geri kalmışlığını çok iyi belirtmektedir.

Franz Kafka, Günlükler 2

Marquez

Sunday, April 5th, 2009

Gabriel Garcia Marquez yazmayı
bırakmış. Zinedine Zidane da kafayı koyarak bıraktıydı futbolu. Marquez’in koyduğu kafa “Benim Hüzünlü Orospularım” oldu.

İktidarsiz

Wednesday, April 1st, 2009
İktidarsiz.com geri dönmüş. Ya da geri dönmek demeyelim de, tekrar adım atmaya ve iktidara karşı değil, iktidarsızlığa doğru yürümeye devam etmeye tekrar kani olmuş. Bana çok şey öğretenlerin, birey olarak önceliklerimi ve özelliklerimi düzenlemede yardımcı olanların el emeği göz nurudur. Kafamı açanların memleketidir.


Bir söyleşi yapılacaksa burada, Yiğit Bener aranır. İsmini duyanlar amcası Vüs’at O. Bener’i sorarlar, babası Erhan Bener’i sorarlar. Yüzler parıldar. Kitaplarını da isterler, Eksik Taşlar, Kırılma Noktası ve çevirdiği Gecenin Sonuna Yolculuk… Yiğit Abi, onay verirse takım kurulur: Hüsnü Arkan, Serra Yılmaz, Ayşe Sarısayın, Enis Batur, Birsen Ferahlı ve diğerleri… Söyleşi gerçekleşmese dahi, söyleşinin iletilerde düşünü kurmak bile çok şey öğretir insana. Sözgelimi, İstanbul’da staja mı gitti bir İzmirli genç, yolu elbet Suadiye’den geçer. Kafamda sorular, ben ne yapıyorum bu 50liklerin arasında derken anılarda gençleşen yazarlar, rakılar ve şaraplar… O gece Beşiktaş, Marsilya’ya 2-0 yenilir.

Çizgilere basmadan yürümeye çalışanlardan?

Saturday, November 29th, 2008

Şaşırtmaya da mecalim yok kimseleri. Kurmayı sevmem, yapmayı severim. Ve dahi kimse beni takdir etsin, bana dönsün, beni sevsin gibi dertlerim yok. Bir tek, o Fransız kızı ağlıyor webcamde ona içim acıyor. Neden gelmedin diyor Eylül’de Paris’e? Ne olacak sonumuz böyle sorusunu hiç bir birlikteliğim için kuramadım. Ne kolay kuruyor insanlar, ne meraklılar bu haytalıklarıma… Şaşırtmak için konuşmadıkça, susanlara mı benzedim yoksa; benim de sorunum o olsun mesela. Gönül işleri sorunu kontenjanından… Halbuse varıp, uzakları ev belleyip gideceğim haberiniz olsun.

O tatlı, yamru yumru gidiş haline bıraktım hayatı. Vizelerin vasatlığı anaokulundaki tavşan makas maceralarımı hatırlatıyor. Anaokul öğretmenim el işlerimi beğenmiyormuş, eh be dedim bendeki hayalgücü yeter, işim sevimsiz tavşan makası mı? Ki anaokulunu bırakmaya teşebbüs etmiştim sırf bu yüzden, müdür engelledi beni. İkinci firar teşebbüsüm annemin okuluna yazılma mücadelemdi aslında. O güzel solcu hoca’nımlarla sürgün edildikleri imamhatip lisesinde öğretmenler odasında viski yuvarlayacaktık belki, evrim teorisini anlatacaktık belki… Beni anlamadılar, cebe 1 lira, yok olmazsa bir kaç tokat ve yine o garip ilkokul. Ne garip beynime dolanması bu aralar, yıktılar o okulu, devasa bir kompleks yaptılar. 30ların el emeği, kontrolsüz nüfusa kurban oldu. Okuduğumuz ilkokulu yıktılar, bir ihtimal doğduğum evi de yıkacaklar bir on yıl sonra hiç bana sormadan hem de. Yeşil sahalarda yaşıtımız topçulara da genç topçu demiyorlar artık. Kocadık.

Hayatı gidişine bıraktım demişken, yollarını yapmayı da unutmadım tabi. Yeni yılın ilk gününde nerede olacağım belli olacak. Belirsizliği sevmem. Düşünmemeyi de sevmem. Bu yetim başıma çizeceğim yolumu, hep öyle olmadı mı zaten?

Ne çok para TOEFL, ne çok para Almanca öğrenmek, ne çok para 70lik rakı diye düşünürken bir kitaba rastladım, aldım. Vera yazmış, “Bahtiyar Ol Nazım“… Kitap da çok para. Ama bir yerinde geçiyor, Nazım Vera’ya şöyle yazmış “Döndüğümde mutlaka gramer kurallarıyla yazacağım şekilde Rusça öğreneceğim. Seni böylesine sevmek ve adam gibi yazamamak çıldırtıyor insanı!“. Yürek kepazeliği bizlere bedava, ne kelimelere döndü bu dilim, değmezmiş şimdi anladım.

Music : Surabaya Johnny – Dagmar Krause (Tom Waits / Lost in the Stars)

Vaziyet – II

Monday, October 27th, 2008
Okunuyor

Bir Yunanlı Gazeteci Gözüyle Atatürk – Thomas Vaidis
Dokuz Buçukta Bilardo – Heinrich Böll
Bir Acıya Kiracı – Metin Altıok


Vaziyet

Sunday, April 6th, 2008

Okunuyor … Veba – Albert Camus

Che – Miguel Suarez

Okunacak … Fikrimin İnce Gülü – Adalet Ağaoğlu
Deliliğe Övgü – Erasmus