Önce sen miydin ışıyan aklımda, yoksa kendiliğinden kamaşan gözlerim mi suçlu?
Ve Katja, bir nokta için fazlaca uzun bir öykü… Süren mi desem, tazelenecek mi desem veyahut kendimi kandırmaktan vaz mı geçsem? Birisi var dediler, göreyim demedim, çok güzel dediler, uzatma kağıtlarını yırttım attım, işte orada dediler, bildiğim tüm şarkıları unuttum. Karar vermiş dönerken, bazısının garantisinde uykular uyumaktı tek niyetim. Sonrası, çok fazla oldu, kapanmadı bazı kapılar, kapatılamadı. Bana her şeyini verenin yanında susup gülendi, benim bakışlarım onun üzerinde. Kafamdan gitmeyen siluetti son 3 haftamda, kafaya diktiğim likörün aroması adeta.
Zühre yıldızı parlıyor göğsünde, dudağın hep bana yalancı.
Tutturdum bir Rumeli havası, göçmen kızı… Bana en güzel yalanları sen söyledin, sabaha karşı üçte. O kadar votkadan sonra, çekmiştim seni içeriye, küçük bir çiçek, te geldiğim ilk zamanlardan sakladığım, avucumun içine koymuştum, uzanıp alırken yüzüğünü gösterdin. Ama ben, dedin. Israr ettim, oysa ki tesadüf etmeliydik, yavaşça ısrara dönüşen bir tesadüf. Gideyim ya da giderken yine de güleyim diye öptün beni, biliyorum. Annenin okula gönderişi yavrusunu, arkadaşın arkadaşı öpüşü ama o şarkı zarara döndürdü bu öpüşü. Daha sert oldum diğerlerine, daha unutkan oldum onlara ve zararım ya bana ya onlara, sen o uzakta güzel Almanca’n ile yaşayıp gittin bir süre daha. Daha o gece, nihayet ben dönmüşken beni sevene arkamdan diz attın, benimle dans et diye, şuursuzca döndüm. Sen ve aşüfte kâküllerin ismini söyleşimdeki acılığı yarattınız. Böyle böyle arabesk oldum ben, midem böyle hasta oldu.
…ben kaldım hâlâ o yüreğimin vurgun yediği terkedilişte…
O yağmurlu gün otobüsün camından caddede ters yöne doğru yürüdüğünü gördüm, şoföre
tür dedim,
aufmachen dedim,
bitte dedim, oralı olmadı. Yağmur adımlarınla atbaşı hızlanıyordu. Cebimde pasaportum, bu şehirden kaydımı sildirecektim. Seni görünce yüzbininci kez
belki dedim. İlk durakta atladım otobüsten, koklayarak adeta o caddeyi yürüdüm. Baktım yoksun, şehir bürosuna gittim. Dönüşte yolu uzatıp, yine o caddeye çıktım ve bekledim anasını satayım. Yağmurda, nişanlı olduğunu söyleyen bir kız için, İngilizce bilmeyen bir kız için bekledim. Sırf beni öptü diye… Ve çıkageldin gerisin geriye. Yüzümde beliren telaşlı ve aptal gülüş,
yeleğinle ıslanmışsın dedim.
Şimdi yeni mont almaya gidiyorum dedin. Yürüdük beraber yağmurda, ülkeye dönüşten, yağmurdan ve Oktoberfest’ten konuştuk. Seltersweg’te ayrıldık, dünyanın en aptal insanıyım sanki, dünyanın en boş insanıyım sanki, dünyanın en değmez insanıyım sanki. İçimden bir ses gitme İtalya’ya diyor, koş Rektorat’tan uzatma kağıtlarını al yine diyor ama işler karışık ve her zamanki gibi geç.
Velhasıl kelam, o gece bir haber aldım. Uğruna yalnız bırakmıştım kendimi, öpücüğünle vardığım sabahla göğüslerim gerisini sanmıştım. Öyle değilmiş bu işler, bizden hep ayın öteki yüzü saklanmış ve gariptir saklanan bir öteki yüz olduğunu hep sonradan öğrenmişiz. Öğrenmesek nolurmuş ki?
İhtimal ya fikrinize düşersem, tutturun bir Rumeli havası sizi dinleyenler mest olsun lakin bittabi ki becerebilirseniz beni hayal etmeyi.
Rusya sınırı füsunkar durur buradan bakınca, ne zaman baksam fotoğraflara, onların değil benim yanmış olmam gelir aklıma da bu oyunu bozamam. Hikayen budur özce, sonsözüne bir büyük rakı sakladım.