Archive for the ‘Futbol’ Category

Özlenen Topçu

Friday, December 25th, 2009

Kluivert’ı özledim.

Güzel Adam

Monday, July 20th, 2009
Zarif konuşan güzel adam, akvaryumu yorumlarken akvaryumist olduğunu değil akvaryumu güzel anlatmaya çalıştığını iddia ederdi. Balıklar ve balıkları o akvaryumdan bu akvaryuma aktaranlar hep olacaksa da, balıkların devinimlerini güzelce yorumlayacak var olacak mıdır? Beşiktaşlılarda hep bir güzellik var iken, nedir bu azalma ve yitme hali?

Nuevo Jugador

Monday, July 6th, 2009


CR9 an itibariyle Bernabéu’da turlarken köşeden kendisine mikrofon uzatan güzel spikeri öptü. Şimdi de sanırım yönetim ve efsane topçular Di Stefano ve Eusebio ile toplu fotoğraf çekiliyor. Organizasyonun tek hakimi Başkan Perez, CR9 sahneye çıktığından beri onu uyarıları ve el işaretleri ile yönlendiriyor. Şu anda kadraja akredite olmuş bir Japon gazeteci girdi. Arkadan Real Madrid marşı çalıyor derken sahaya atlayan bir taraftar imza almayı başardı. Işık ve lazer gösterileri henüz yok, belki de hiç olmayacak. Acıklı bir şarkı çalmaya başladılar. Bu acıklı marştan sonra Real Madridli olabilirim, bana şarap açtıracak şimdi. Bu arada saha kenarında bir karışıklık daha, bir taraftar saldırırcasına attı kendini CR9′a doğru. Yakın çekimden çıktılar. Coşkusuz ve beklediğimden sönük geçti.

Bir de ben imza atsam bir yerlere iyi olacak…

Kehanet

Thursday, June 11th, 2009

Sene 2003. Beckham, galaktikos-1 teknesine yeni binmiş. Üstüne daha Robinho filan da gelecek, lakin teknenin tıpaları ile oynanınca batacak galaktikos-1. Tufan bitince, Perez tekrar dönecek ve yeni yaptırdığı tekneye galaktikos-2 adını yaldızla yazdıracak. Bu sırada Beckham’ın ayrıldığı diğer tekneye miço olarak giren abeci tipli yağız delikanlı semirecek ve galaktikos-2′nin lostromosu olacak. Yeryüzündeki en pahalı Ronaldo olacak.

Transferi Bomba Sanmak

Wednesday, June 10th, 2009

En sevdiğim topçu transfer edilmesi mümkün görünmeyen topçudur. Böyle topçuları inadına transfer eden bir adam olan Fiorentino Perez yine iş başına gelince o transfer edilmesi mümkün görünmeyen topçuların en kadife ve en sert oyunları bir arada götürebilen kesiminden Kaká Madrid’in yolunu tuttu. Bu işlerde para konuşur şeklinde bir görüşüm yok, aksine bu işlerde yeteneklilerin macera tutkusunun daha çok rol oynadığını düşünüyorum. Transferin sansasyonel maliyetinin yanında öne çıkan ironik bir yanı da var, o da sezon ortasında Arapların Manchester City’sini reddeden Milanlı Kaká’nın gitmesine yakın Milan hisselerine Arapların talip olması. Biri şu Araplara, şu Rus oligarklarına, şu doğulu zenginlere desin ki, yeryüzünde herkese yetecek kadar futbol takımı var, rahat olsunlar.

Bu arada, Guardian olası transferlerin bir dökümünü burada çıkarmış, bu yazın hareketli geçeceğinin bir işaretidir. Şimdi havalar iyice ısındı, turnuvasız yazın oyuncuları kararsız topçular, iddalı başkanlar, kurnaz menajerler ve onlardan demeç almaya çalışan gayretli muhabirler… Yazın sonuna doğru, elimizde arkasındaki isim ve numara belki anlamsızlaşarak, belki bir teşekkürün tezahürü olarak kalacak olan forma ıslanacak, yalnızca bizim halısaha terimizle…

Beşiktaş Şampiyon

Saturday, May 30th, 2009

Beşiktaş’ın şampiyonluğu her zaman iyiye işarettir.

Gece Bülteni

Friday, May 29th, 2009

Dünya dönüyor, gündem değişiyor ve kayda almanın dayanılmaz hafifliği yazamadıkça omuzlara daha da biniyor. Bugünlerde hırslanasım, konuşasım, planlayasım ve gidesim varken Dünya’da ve Türkiye’de ilginç gelişmeler oluyor.

Mayından arındırılacak arazinin durumunu konuşurken ortaya atılan faşizan eylemler söylemi, askerlik-vicdani red tartışmasında birden ortaya çıkıveriyor, cinnetler ve cinayetler mayınlardan daha çok göz önündeyken dahi kimseler haber değerinden fazla değer vermiyor bu cinnetlere ve cinayetlere. Baştan başlayalım, büyük bir mayın hattı devredışı bırakılacak ve bu mayınların döşeli olduğu süre boyunca vatana millete hayrı-şerri nedir konuşulmadan kapitalist bir oldubitti ile halledilmek istendi bu süreç. O mayına basan oranın insanı ölmedi mi? Tarım her gün biraz daha gerilerken tarımın bu denli verimli bir arazide ortakça yeniden canlandırılması neden düşünülmemiştir? Tasarı geri çekilse de, hain bir silahın öyküsü yazılmadan ve tarım üzerine konuşmadan, vatan-millet-sakarya-siyonizm diyerek erteledik bu haltı da. Diğer yandan vatandaşlık yasası kapsamında TBMM’de tartışılan askerlik mevzuu çok basit bir düzlemde “askerlik yapacak kadar Türk ve erkek” olanlar ile olmayanlar tartışmasına döndü. Böyle bir tartışmanın yarar getirmesi beklenemez. Çünkü askerlik bir engelse en çok üniversiteyi yeni bitiren gençlerin önünde yükselen bir engel. Anti-militaristlerin ya da herTürkaskerdoğarcıların önünde bir engel değil, çünkü ilk kesim düşünceleri uğruna tüm zorlukları göze alıp vicdani redci olmaktayken, diğer kesim genellikle askerlik aşamasında olmayanlardan oluşuyor. Kısıtlı dinleyebildiğim programlarda da herhangi bir vicdani redciye rastlayamadım ya, neyse. Bu tartışmanın eksik tarafı, tartışmayı sorunun çözümüne götürecek olan genelin görüşüdür, Lisans ve Yüksek Lisans eğitimlerini tamamlayan gençlerdir. Bu gençler yaşam kurma aşamasında askerliklerini zaman ve biçim açısından uygun bir dönemde yapma telaşı içine girip tam bir bocalama yaşıyor. Genele yayılmış olan bir AÖF ve mecburiyetten Yüksek Lisans seçeneklerini de eklersek, boşa giden bir iş ve beyin gücü karşımıza çıkıyor. Ve biz gençlerin seçimi, yapmayalım ile yapalım arasında değil, çünkü seçim söz konusu değil, eğitim emeklerimi boşa getirmeyecek bir şekil arama söz konusu olan. Vekiller ve partiler ise zengin milliyetçilik damarını bulmuşken, oy kaybetmek pahasına bu soruna el atamıyor. “Zamanı gelince gitmek” algoritmasından daha zengin bir çözüme ihtiyaç var bu noktada. Cinnet ve cinayetlere gelirsek, söylenecek çok şey yok aslında. Bir yandan muhafazakarlaşırken diğer yandan akla hayale gelmeyecek cinayetler işleniyor bu ülkede, reklamlara bakarsan cennet ülke Türkiye…

Hafta arasında Barcelona’nın zaferini de kaçırmadık. Yakışanı giydiler üzerlerine, maçı yazabilirdim ama şu blog aleminde her yan çakma Mehmet Demirkol, her yan çakma Rıdvan Dilmen, biz haddimizi bilelim.

Bilişim dünyasında ise çok ilginç atılımlar var, Google Wave var, Bing var ve Hulu Desktop var. Hepsi de daha fazla bant genişliği, daha fazla bütünleşiklik ve daha fazla iş zekası istiyor. İnsanlık bu kadar ilerlediyse, helal olsun…

Hiç denetlemeden yayınlıyorum yazıyı, acilen Belçika’ya bağlanmam gerekli, doei!

Halikarnas Herşeydahilcisi

Wednesday, May 20th, 2009
Her gün ayrı bir hüzün, her gün ayrı bir unutuş, her gün ayrı bir yorgunluk, her gün ayrı bir sabahın 5′i, her gün ayrı bir heyecan, her gün ayrı bir tasa ve tatilin sonu.

Ben yokken, Türkan Hoca’m bırakmış bizi, sabaha karşı beşbuçuk havuzundan sonra oturuyorum 6 haberleri için, ntv ekranında haber sunucusu da ağlayacak, muhabirin sözleri düğümlü zaten ama Türkan Hoca’m ağlamazdı, adım gibi eminim, varsın bize de sorgular, soruşturmalar, ev aramaları, biz gülüşümüzü bırakmayız.

Ben yokken, uzatmalarda elenmiş Karşıyaka, derdi tasayı yorgunluğu unutup Turgutreis’te maçı arıyoruz, SüperLig’e odaklı kahveler, barlar ve restoranlar, tam vazgeçip dönecekken uzaktan bir yeşil kırmızılık, 20. dakikadan ortağız heyecana yine de heyhat 90 dk. sonunda kapanacak lokanta, Emrah Hoca’ya bağlanıyorum, staddan bildiriyor, yenildik.

Ben yokken, sanmışlar ki, eskiye dönecek herşey ama yok; ben hala buz mavisi gözlerdeyim. Gitmek için bir sebep daha, uzatmalardayım.

O Gece Bu Pazar

Friday, May 15th, 2009
“Bağdat’ta oynayın, oraya da geliriz”

Kanımızda az miktarda da olsa alkol ile giriyoruz Küçükpark’a. Mecburiyetten Bornova’da izleyeceğiz maçı. Net söyleyeyim, haftaiçi oynanan kupa maçı için toplanan kalabalık ortalarda yoktu. Eminim, Karşıyaka, tüm Çarşı’sı, Bostanlı’sı, Şemikler’i, Aksoy’u ve bilumum mahallesi ile dopdoludur, coşkuludur. Birbirinin aynısı olan Küçükpark kafelerinden birine dalıyoruz. Maçın başlangıç düdüğü ile klima da açılıyor, hava ultra sıcak.

Maçın başında Karşıyaka’nın en uçta Eser ve arkada Ferhat, Zafer, Cihan üçlüsü ile kurduğu hücum hattı maç uzamayacak havası veriyor. Ama ah o son paslar, son dokunuşlar… Bu saatte maç oynatan federasyona da iki çift laf etmek gerekli aslında, yine de topçular herşeye rağmen iyi dayanıyorlar diye düşünüyoruz maç esnasında. Hele Solakel’in bindirmeleri mest ediyor, Ferhat Messi, Cihan C. Ronaldo ve Zafer de Ronaldinho sanki ama o son paslar, o mantıksız ara pasları… Derken Cihan’ın şutu direkte patlıyor, Taha’nın önüne 4 Bolulu topçu atlıyor, Ferhat’ın serbest vuruşu direği yalıyor. İlk yarı biterken ne gol ne de çay ve tost gelmiyor.

İkinci yarı başlarken tipik Karşıyaka oyununa dönüyoruz, geç yapılan değişiklikler de takımı iyice yoruyor. Zafer’in iyice yorulup yerine Timuçin’in girmesi de kar etmeyince, Ferhat birkaç hüner daha gösteriyor. Ancak ortasahanın göbeği oyundan düşünce, Bolu’ya fırsatlar veriyoruz. Bolu bu aralarda topu içeri itip, bizi de SüperLig hayalinden uyandırabilir. Kerem’e ve şansa sığınıyoruz. Derken maç bitiyor ve uzatmalar…

Karşıyaka tribünündeki çıplak sayısının Bolu tribünündeki çıplak sayısına oranı nedir?

Bu arada çaydır, tosttur, nargiledir, her türlü servis geliyor masalarımıza ama gol gelmiyor. Penaltılarda Kerem’in büyük emeği ile geçiyoruz bu turu. Küçükpark’ta yankılanan ama kısa süren bi’ Kaf-Kaf’tan sonra arabaya atlayıp eve doğru sürüyorum. Mavişehir sapağından girince, korna sesleri başlıyor, ben de takılıyorum bi’ konvoya. Sahil güzel, insanlar sevinçli, bir sezondur söylenen şampiyonluk şarkısının son mısrası söylenecek pazar günü ve başka bir şarkı başlayacak tam da ben buralardan ayrılırken.

Chelsea – Barça

Wednesday, May 6th, 2009
Maçı Emrah Hoca’ya SMS ile özet geçerken kendimi İlker Yasin’den daha başarılı buldum. Sayın Yasin’in geyiğini çevirme taraftarı değilim, az vukuatla atlatsa da maçı, bir çok blogda gördüğüm üzere bu adamı ve türevi spikerleri istemiyor bu gençler. Bu ısrar nedir, niyedir anlayabilmiş değilim.

Barcelona’nın eksikleri maçın gidişatında belirleyici oldu. Eto’o ve Messi’yi ceza sahası çevresinde kilitlemenin dışında Chelsea’ye yapacak şey kalmıyordu. Puyol’un yokluğunda oluşan defans handikapı ise gol ve goller getirebilirdi, Drogba’nın çimlere yayılmacılığına kurban gitti. Neyse ki, Barcelona hala pas yapıyordu, 30 dk’da tamamlanan pas sayıları 300′e 100 oranındaydı Barça lehine. Ancak Barça’nın Real yorgunluğu ve Messi’nin o maçtan itibaren başlayan formsuzluk ve şanssızlığı ileri uçta sıkıntı yaratıyordu. Hiddink’in kurduğuna da defans hattı denmemeli, daha sert bir terim bulmalı. Terim demişken, Amansız Fatih Terim de tribündeymiş, umarım Guardiola ile Hiddink’in şakalaşmalarını görmüştür.

Nereli sorusuna verilen cevapların en az %99′u İskandinav, ismi nedir sorusuna verilen cevapların ise en az %99.9′u Olaf olacağına kalıbımı bastığım Norveçli hakem uyduruk kırmızı kartı kofti penaltı ile süslemeyince Chelsea’nin kontrollü kontraatak oyunu Barça’ya son dakikalara gelindikçe hep son bir şans veriyordu. Nitekim, kapalı defansın kale önünü sardığı bir anda İniesta çaktı golü. Tabi anmadan geçmeyeyim, sarı kartı görünce finali kaçıran Dani Alves, sanki takım da finali kaçırsın dermişçesine açtığı saçmasapan ortalarından vazgeçtiğinde geldi gol.

Sevindik, çünkü Barcelona ve Pep ve Messi ve Puyol ve hatta Henry bu yıl çok şey hakkettiler. Alacaklar umarım. Yalnız anlamadığım, İlker Yasin’in dediğine göre İngiltere yastaymış. Sanırsın 40 yılda bir o seviyeye takım çıkartıyorlar.

Final, 27 Mayıs’ta, sıcak bir Roma akşamında, beyaz ışıklı Olimpico’da. Barcelona klasik formasını, ManU ise beyaz formasını giyerse seyir zevki tavan yapar. Üstelik Messi – C. Ronaldo kapışması…

Bu arada bu yıl oynanan maçlardaki adrenalin ve zevk bize en az 10 yıl yeter.