100. Yıl bir spor kulübü için neden önemlidir? Bir kalemde üç ya da dört adet neden sayabilirim; Şehrin ya da semtin gençleri 100 yıldır bir araya gelip yarışmalarda ve karşılaşmalarda semtin adını duyurdukları ve gücünü temsil ettikleri için önemlidir. Geçtiğimiz yüzyılın rekabet ve estetik anlayışına göre kendilerini destekleyenlerin yüzünü kara çıkartmadıkları için önemlidir. O topluluğa yeni katılan bireylere aidiyet ve devamlılık duygusu hissettirdiği için önemlidir. Hele bu yüzyıllar bir şehrin ve semtin kimliğinde önemli yer tutmuşsa bu gelenekten bihaber ve başarıya odaklı uzak kitlelerin manasız desteklerine çok da gereksinim duymadan, işte o 100 yıl bir gurur nedenidir. Bu yüzden 3 Büyükler’den semtine biraz daha sadık kalanının yani Beşiktaş’ın yüzüncü yılı daha anlamlıdır benim gözümde. İzmir’de 2012′de Karşıyaka ile başlayacak olan yüzüncü yıllar daha sıcaktır ve daha oralıdır, dışarıdan bakınca. Trabzon’un, Bursa’nın ve diğer gelenek sahibi şehir takımlarının -kesinlikle belediye takımları değil- 100. yılları da öyle gelecektir gözüme. Daha bir sahip çıkılmış, daha bir “Biz 100 yıldır buradayız” diyen kutlamalar ve gurur yürüyüşleri olacaktır. Zira burada da Bayvera ve hatta Almanya’nın tekil silahşörlüğüne soyunmuş bir Bayern Münih’in 10 yıl önceki 100. yılından ziyade, Hamburg içinde “Unut Hamburg’u, Burası St. Pauli” diyen devrimci semt St. Pauli’nin öyküsü daha önemlidir benim gözümde. Sanayi devlerinin, para babalarının ve Arap şeyhlerinin reklam, transfer ve doğrudan hissedarlık ile emek ve birliktelik dolu bu 10, 50, 100 ve daha uzun yıllara el koyması ya da sulanması bu yüzden çirkinleştiriyor sporu ve geleneği. Sporun doğasında olan fiziksel güç farkına eklenen -daha doğrusu direkt üzerine abanan- ekonomik güç farkı o semtte büyüyen bir çocuğun renk aşkını kirletmekten başka bir işe yaramıyor, küçük ve güzel cümleler kurulmadan gelir-gider tablosunun üst ve alt satırları renk aşkından farklı bir biçimde çirkin bir kümelenme sevdası yaratıyor. Tüm bu ekonomik çizelgeler, spor aşkının “AŞ”leşmesi, birileri dünyayı durdursa ve bize “Ne yapıyorsunuz?” diye sorsa, sporun sevinçli ve saf kaynağından uzaklaşmanın hezeyanı ile yanıt verememize yol açacak gibime geliyor.

Galeri için http://www.fcstpauli.com/galerie/galerie.php?menuid=2200&topmenu=186
Bahsettiğim St. Pauli’nin 100. yılında ise UNESCO Kültür Mirası’na girmiş bir semtin insanları geleneğe saygılı olarak dikkat çekici ve imrendirici etkinliklere imza atıyorlar. Tüm semtin sokaklarına yayılmış etkinliklerde, ırkçılığa karşı turnuvalar, NAZI’lere karşı gösteriler, bisiklet turu, film ve belgesel gösterimleri, kadınlara yönelik etkinlikler, paneller, özel maçlar ve çeşitli konserler geçtiğimiz haftadan başlayarak Eylül ortasına kadar devam edecek. Zaten hareketli bir semt olan Dammtor – Millerntor – Reeperbahn üçgeni bu etkinlikler ile dünyanın her köşesinden insanlara açık ve belki de “karakafalara” kesinlikle ters gözle bakmayan tek metropol alanında gerçekleşiyor. St. Pauli’nin 100. yılı için hazırlanan websitesine buradan erişebilirsiniz. İki gün önce oynanan FC St. Pauli Allstars – FC United of Manchester maçının en güzel olayı ise Klasnic‘in St. Pauli forması ile tekrar arz-ı endam eylemesiydi. Hamburg doğumlu bu göçmen çocuğu, St. Pauli’de parlayıp oradan dünya sahnesine açılmıştı. Klas adamdır bence. Geçtiğimiz yaz “transfermarkt.de” websitesinde yayımlanan röportajında “Henüz dönmek için erken” diyordu ancak bu maçla küçük bir prova yapmış oldu. Tabi St. Pauli’nin şimdiki Klasnic’i büyük ihtimal Deniz Naki’dir. Bu güçlü golcüyü önümüzdeki sene Bundesliga maçlarında takip edebilirsiniz.
Şimdi bu kadar anlattım, peki semtteki atmosfer nasıl? Geçtiğim cuma günü St. Pauli’deydim. Türkiye Başkonsolosluğu’nda halletmem gereken işler nedeniyle Dammtor’da inip, işleri hallettikten sonra semti bir kez daha gezme şansı buldum. Konsolosluk’ta yaşadıklarımı yazmama gerek yok sanırım, Türk işi sıra konuşmaları ve kavgaları, memleket havası almış oldum 20 metrekarelik bahçede. Dammtor’dan yürüyerek Schanze’ye oradan da Feldstrasse üzerinden Reeperbahn’a kadar yürüdük kapalı havada. Şehrin bu bölgesine sinmiş anarşizm ve St. Paulilik şampiyonluk sevinci (St. Pauli 100. yılında tekrar Bundesliga’ya dönmeyi başarmıştır) ile birleşince ortaya gündüz vaktinde dahi şenlikli bir semt çıkmış. Semtin 100. yılına sahip çıktığı Millerntor Stadyumu etrafındaki havadan ve taraftar mağazasındaki kalabalıktan belli oluyor. Yarınki Glasgow Celtic maçından önce de İskoçlar için bastırılan broşürden görüldüğü üzere sevincini basmakalıp benmerkezcilikten çıkarıp tüm dünya insanlarıyla kutlamaya hevesli bir semt ve kulüp olan St. Pauli, çok düşünmeden söyliyeyim, endüstriyel futbola karşı tek yoldur, yani başka deyişle, St. Pauli ist die einzige Möglichkeit!
