Archive for the ‘Futbol’ Category

Tweetleri Anlamak

Thursday, June 10th, 2010

Sentiment Analysis gerektiren bir projeyi başarıyla sonuçlandırmış bulunuyorum. Araştırma düzeyinde yeterli olsa da tabi ki büyük kitlelerin kullanımına açılacak bir tasarım değil. Dünyanın gittiği yön hakkında fikir versin diye söylüyorum, diğer insanlara açık bir şekilde söyledikleriniz sadece sizi tanımlamakla kalmayacak, benzerleriniz ve onların benzer düşünceleri ile birleşerek bir olguyu, emeği ve yatırımı tanımlayan, onun hakkettiği karşılığı ya da ağzının payını veren hızlı ve atak bir sivil topluma dönüşecek. Bir şey hakkında söylediklerinizin kutup ve öznellik analizi yapılsın diye, aslında şu andan itibaren alıştırma yapılacak veri yığınlarını yine siz oluşturuyorsunuz, makinalar böyle öğreniyor.

Bunun uzun, upuzun bir öyküsü de yazılabilir. Fakat okuyanı az olur, zira herkes fikrini beyan etmekle meşgul. Devam edin, ziyan olmasın. Şuraya da bakın lütfen, artık maçın adamı seçmek için sms tabanlı sponsorluklara ihtiyaç duyulmadan, tweetlerin analizi yeterli olacaktır. Bir maçın hasılatı ve belki bahis oranları dahi maçtan bir gün öncesinde hesaplanabilecektir. Güvenlik önlemleri, reklam anlaşmaları ve maçın yayını bu hesaplara göre belirlenecektir. Çekinmeyin, bilgi yığınlarını besleyin. Yarın sizin hakkınızda daha çok şey bilecekler, izninizle.

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

St. Pauli ist die einzige Möglichkeit!

Monday, May 17th, 2010

100. Yıl bir spor kulübü için neden önemlidir? Bir kalemde üç ya da dört adet neden sayabilirim; Şehrin ya da semtin gençleri 100 yıldır bir araya gelip yarışmalarda ve karşılaşmalarda semtin adını duyurdukları ve gücünü temsil ettikleri için önemlidir. Geçtiğimiz yüzyılın rekabet ve estetik anlayışına göre kendilerini destekleyenlerin yüzünü kara çıkartmadıkları için önemlidir. O topluluğa yeni katılan bireylere aidiyet ve devamlılık duygusu hissettirdiği için önemlidir. Hele bu yüzyıllar bir şehrin ve semtin kimliğinde önemli yer tutmuşsa bu gelenekten bihaber ve başarıya odaklı uzak kitlelerin manasız desteklerine çok da gereksinim duymadan, işte o 100 yıl bir gurur nedenidir. Bu yüzden 3 Büyükler’den semtine biraz daha sadık kalanının yani Beşiktaş’ın yüzüncü yılı daha anlamlıdır benim gözümde. İzmir’de 2012′de Karşıyaka ile başlayacak olan yüzüncü yıllar daha sıcaktır ve daha oralıdır, dışarıdan bakınca. Trabzon’un, Bursa’nın ve diğer gelenek sahibi şehir takımlarının -kesinlikle belediye takımları değil- 100. yılları da öyle gelecektir gözüme. Daha bir sahip çıkılmış, daha bir “Biz 100 yıldır buradayız” diyen kutlamalar ve gurur yürüyüşleri olacaktır. Zira burada da Bayvera ve hatta Almanya’nın tekil silahşörlüğüne soyunmuş bir Bayern Münih’in 10 yıl önceki 100. yılından ziyade, Hamburg içinde “Unut Hamburg’u, Burası St. Pauli” diyen devrimci semt St. Pauli’nin öyküsü daha önemlidir benim gözümde. Sanayi devlerinin, para babalarının ve Arap şeyhlerinin reklam, transfer ve doğrudan hissedarlık ile emek ve birliktelik dolu bu 10, 50, 100 ve daha uzun yıllara el koyması ya da sulanması bu yüzden çirkinleştiriyor sporu ve geleneği. Sporun doğasında olan fiziksel güç farkına eklenen -daha doğrusu direkt üzerine abanan- ekonomik güç farkı o semtte büyüyen bir çocuğun renk aşkını kirletmekten başka bir işe yaramıyor, küçük ve güzel cümleler kurulmadan gelir-gider tablosunun üst ve alt satırları renk aşkından farklı bir biçimde çirkin bir kümelenme sevdası yaratıyor. Tüm bu ekonomik çizelgeler, spor aşkının “AŞ”leşmesi, birileri dünyayı durdursa ve bize “Ne yapıyorsunuz?” diye sorsa, sporun sevinçli ve saf kaynağından uzaklaşmanın hezeyanı ile yanıt verememize yol açacak gibime geliyor.

Galeri için http://www.fcstpauli.com/galerie/galerie.php?menuid=2200&topmenu=186

Bahsettiğim St. Pauli’nin 100. yılında ise UNESCO Kültür Mirası’na girmiş bir semtin insanları geleneğe saygılı olarak dikkat çekici ve imrendirici etkinliklere imza atıyorlar. Tüm semtin sokaklarına yayılmış etkinliklerde, ırkçılığa karşı turnuvalar, NAZI’lere karşı gösteriler, bisiklet turu, film ve belgesel gösterimleri, kadınlara yönelik etkinlikler, paneller, özel maçlar ve çeşitli konserler geçtiğimiz haftadan başlayarak Eylül ortasına kadar devam edecek. Zaten hareketli bir semt olan Dammtor – Millerntor – Reeperbahn üçgeni bu etkinlikler ile dünyanın her köşesinden insanlara açık ve belki de “karakafalara” kesinlikle ters gözle bakmayan tek metropol alanında gerçekleşiyor. St. Pauli’nin 100. yılı için hazırlanan websitesine buradan erişebilirsiniz. İki gün önce oynanan FC St. Pauli Allstars – FC United of Manchester maçının en güzel olayı ise Klasnic‘in St. Pauli forması ile tekrar arz-ı endam eylemesiydi. Hamburg doğumlu bu göçmen çocuğu, St. Pauli’de parlayıp oradan dünya sahnesine açılmıştı. Klas adamdır bence. Geçtiğimiz yaz “transfermarkt.de” websitesinde yayımlanan röportajında “Henüz dönmek için erken” diyordu ancak bu maçla küçük bir prova yapmış oldu. Tabi St. Pauli’nin şimdiki Klasnic’i büyük ihtimal Deniz Naki’dir. Bu güçlü golcüyü önümüzdeki sene Bundesliga maçlarında takip edebilirsiniz.

Şimdi bu kadar anlattım, peki semtteki atmosfer nasıl? Geçtiğim cuma günü St. Pauli’deydim. Türkiye Başkonsolosluğu’nda halletmem gereken işler nedeniyle Dammtor’da inip, işleri hallettikten sonra semti bir kez daha gezme şansı buldum. Konsolosluk’ta yaşadıklarımı yazmama gerek yok sanırım, Türk işi sıra konuşmaları ve kavgaları, memleket havası almış oldum 20 metrekarelik bahçede. Dammtor’dan yürüyerek Schanze’ye oradan da Feldstrasse üzerinden Reeperbahn’a kadar yürüdük kapalı havada. Şehrin bu bölgesine sinmiş anarşizm ve St. Paulilik şampiyonluk sevinci (St. Pauli 100. yılında tekrar Bundesliga’ya dönmeyi başarmıştır) ile birleşince ortaya gündüz vaktinde dahi şenlikli bir semt çıkmış. Semtin 100. yılına sahip çıktığı Millerntor Stadyumu etrafındaki havadan ve taraftar mağazasındaki kalabalıktan belli oluyor. Yarınki Glasgow Celtic maçından önce de İskoçlar için bastırılan broşürden görüldüğü üzere sevincini basmakalıp benmerkezcilikten çıkarıp tüm dünya insanlarıyla kutlamaya hevesli bir semt ve kulüp olan St. Pauli, çok düşünmeden söyliyeyim, endüstriyel futbola karşı tek yoldur, yani başka deyişle, St. Pauli ist die einzige Möglichkeit!

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Van Basten Misin?

Friday, January 1st, 2010

Bu şahane golün tişörtü var. Atamadığım goller anısına almak istiyorum bu tişörtü. Yeni yıl hediyesi babında…

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Özlenen Topçu

Friday, December 25th, 2009

Kluivert’ı özledim.

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Güzel Adam

Monday, July 20th, 2009
Zarif konuşan güzel adam, akvaryumu yorumlarken akvaryumist olduğunu değil akvaryumu güzel anlatmaya çalıştığını iddia ederdi. Balıklar ve balıkları o akvaryumdan bu akvaryuma aktaranlar hep olacaksa da, balıkların devinimlerini güzelce yorumlayacak var olacak mıdır? Beşiktaşlılarda hep bir güzellik var iken, nedir bu azalma ve yitme hali?
Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Nuevo Jugador

Monday, July 6th, 2009


CR9 an itibariyle Bernabéu’da turlarken köşeden kendisine mikrofon uzatan güzel spikeri öptü. Şimdi de sanırım yönetim ve efsane topçular Di Stefano ve Eusebio ile toplu fotoğraf çekiliyor. Organizasyonun tek hakimi Başkan Perez, CR9 sahneye çıktığından beri onu uyarıları ve el işaretleri ile yönlendiriyor. Şu anda kadraja akredite olmuş bir Japon gazeteci girdi. Arkadan Real Madrid marşı çalıyor derken sahaya atlayan bir taraftar imza almayı başardı. Işık ve lazer gösterileri henüz yok, belki de hiç olmayacak. Acıklı bir şarkı çalmaya başladılar. Bu acıklı marştan sonra Real Madridli olabilirim, bana şarap açtıracak şimdi. Bu arada saha kenarında bir karışıklık daha, bir taraftar saldırırcasına attı kendini CR9′a doğru. Yakın çekimden çıktılar. Coşkusuz ve beklediğimden sönük geçti.

Bir de ben imza atsam bir yerlere iyi olacak…

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Kehanet

Thursday, June 11th, 2009

Sene 2003. Beckham, galaktikos-1 teknesine yeni binmiş. Üstüne daha Robinho filan da gelecek, lakin teknenin tıpaları ile oynanınca batacak galaktikos-1. Tufan bitince, Perez tekrar dönecek ve yeni yaptırdığı tekneye galaktikos-2 adını yaldızla yazdıracak. Bu sırada Beckham’ın ayrıldığı diğer tekneye miço olarak giren abeci tipli yağız delikanlı semirecek ve galaktikos-2′nin lostromosu olacak. Yeryüzündeki en pahalı Ronaldo olacak.
Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Transferi Bomba Sanmak

Wednesday, June 10th, 2009

En sevdiğim topçu transfer edilmesi mümkün görünmeyen topçudur. Böyle topçuları inadına transfer eden bir adam olan Fiorentino Perez yine iş başına gelince o transfer edilmesi mümkün görünmeyen topçuların en kadife ve en sert oyunları bir arada götürebilen kesiminden Kaká Madrid’in yolunu tuttu. Bu işlerde para konuşur şeklinde bir görüşüm yok, aksine bu işlerde yeteneklilerin macera tutkusunun daha çok rol oynadığını düşünüyorum. Transferin sansasyonel maliyetinin yanında öne çıkan ironik bir yanı da var, o da sezon ortasında Arapların Manchester City’sini reddeden Milanlı Kaká’nın gitmesine yakın Milan hisselerine Arapların talip olması. Biri şu Araplara, şu Rus oligarklarına, şu doğulu zenginlere desin ki, yeryüzünde herkese yetecek kadar futbol takımı var, rahat olsunlar.

Bu arada, Guardian olası transferlerin bir dökümünü burada çıkarmış, bu yazın hareketli geçeceğinin bir işaretidir. Şimdi havalar iyice ısındı, turnuvasız yazın oyuncuları kararsız topçular, iddalı başkanlar, kurnaz menajerler ve onlardan demeç almaya çalışan gayretli muhabirler… Yazın sonuna doğru, elimizde arkasındaki isim ve numara belki anlamsızlaşarak, belki bir teşekkürün tezahürü olarak kalacak olan forma ıslanacak, yalnızca bizim halısaha terimizle…

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Beşiktaş Şampiyon

Saturday, May 30th, 2009

Beşiktaş’ın şampiyonluğu her zaman iyiye işarettir.

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Gece Bülteni

Friday, May 29th, 2009

Dünya dönüyor, gündem değişiyor ve kayda almanın dayanılmaz hafifliği yazamadıkça omuzlara daha da biniyor. Bugünlerde hırslanasım, konuşasım, planlayasım ve gidesim varken Dünya’da ve Türkiye’de ilginç gelişmeler oluyor.

Mayından arındırılacak arazinin durumunu konuşurken ortaya atılan faşizan eylemler söylemi, askerlik-vicdani red tartışmasında birden ortaya çıkıveriyor, cinnetler ve cinayetler mayınlardan daha çok göz önündeyken dahi kimseler haber değerinden fazla değer vermiyor bu cinnetlere ve cinayetlere. Baştan başlayalım, büyük bir mayın hattı devredışı bırakılacak ve bu mayınların döşeli olduğu süre boyunca vatana millete hayrı-şerri nedir konuşulmadan kapitalist bir oldubitti ile halledilmek istendi bu süreç. O mayına basan oranın insanı ölmedi mi? Tarım her gün biraz daha gerilerken tarımın bu denli verimli bir arazide ortakça yeniden canlandırılması neden düşünülmemiştir? Tasarı geri çekilse de, hain bir silahın öyküsü yazılmadan ve tarım üzerine konuşmadan, vatan-millet-sakarya-siyonizm diyerek erteledik bu haltı da. Diğer yandan vatandaşlık yasası kapsamında TBMM’de tartışılan askerlik mevzuu çok basit bir düzlemde “askerlik yapacak kadar Türk ve erkek” olanlar ile olmayanlar tartışmasına döndü. Böyle bir tartışmanın yarar getirmesi beklenemez. Çünkü askerlik bir engelse en çok üniversiteyi yeni bitiren gençlerin önünde yükselen bir engel. Anti-militaristlerin ya da herTürkaskerdoğarcıların önünde bir engel değil, çünkü ilk kesim düşünceleri uğruna tüm zorlukları göze alıp vicdani redci olmaktayken, diğer kesim genellikle askerlik aşamasında olmayanlardan oluşuyor. Kısıtlı dinleyebildiğim programlarda da herhangi bir vicdani redciye rastlayamadım ya, neyse. Bu tartışmanın eksik tarafı, tartışmayı sorunun çözümüne götürecek olan genelin görüşüdür, Lisans ve Yüksek Lisans eğitimlerini tamamlayan gençlerdir. Bu gençler yaşam kurma aşamasında askerliklerini zaman ve biçim açısından uygun bir dönemde yapma telaşı içine girip tam bir bocalama yaşıyor. Genele yayılmış olan bir AÖF ve mecburiyetten Yüksek Lisans seçeneklerini de eklersek, boşa giden bir iş ve beyin gücü karşımıza çıkıyor. Ve biz gençlerin seçimi, yapmayalım ile yapalım arasında değil, çünkü seçim söz konusu değil, eğitim emeklerimi boşa getirmeyecek bir şekil arama söz konusu olan. Vekiller ve partiler ise zengin milliyetçilik damarını bulmuşken, oy kaybetmek pahasına bu soruna el atamıyor. “Zamanı gelince gitmek” algoritmasından daha zengin bir çözüme ihtiyaç var bu noktada. Cinnet ve cinayetlere gelirsek, söylenecek çok şey yok aslında. Bir yandan muhafazakarlaşırken diğer yandan akla hayale gelmeyecek cinayetler işleniyor bu ülkede, reklamlara bakarsan cennet ülke Türkiye…

Hafta arasında Barcelona’nın zaferini de kaçırmadık. Yakışanı giydiler üzerlerine, maçı yazabilirdim ama şu blog aleminde her yan çakma Mehmet Demirkol, her yan çakma Rıdvan Dilmen, biz haddimizi bilelim.

Bilişim dünyasında ise çok ilginç atılımlar var, Google Wave var, Bing var ve Hulu Desktop var. Hepsi de daha fazla bant genişliği, daha fazla bütünleşiklik ve daha fazla iş zekası istiyor. İnsanlık bu kadar ilerlediyse, helal olsun…

Hiç denetlemeden yayınlıyorum yazıyı, acilen Belçika’ya bağlanmam gerekli, doei!

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)