Archive for the ‘Erasmus’ Category

Şirin bir ilçemiz : Rotterdam

Monday, August 11th, 2008


Arabayı kirala, Almanya’nın çıkışına götüren autobahn 3′ü kullanarak Arnheim’den Oranjes ülkesine giriş yap. Yağmurun biraz daha az yağdığına sevin, arabayı Polis Merkezi’nin yanındaki Galerij sokağına bırak. Hem şehir merkezinde hem güvenli. Salınmaya yolun hemen karşına geçerek başla. İki Fortis binası arasında rahatça salınabilirsin. Zencilerden korkma, çünkü onlar zaten Türklerden korkuyorlar. Yolda gördüğün herkese istediğini sorabilir, karşıcinsinize ilgili davranabilirsin. Suratlar güneş gibi. Geceye Coconut gibi kluplerden başlayıp, Sorbonne gibi güzel bir yerde bitirebilirsin. Kluplerdeki parti gecelerine dikkat edin. Yanlış zamanda yanlış yerde olma. Şehrin köprülerini, Ajax ve Yahudi düşmanlığını gör. Bu canlılığı İzmir’e benzetin. Dönebilirseniz, dönün.

“All idiots speak English here, relax!”

Şirin bir ilçemiz : Frankfurt.

Tuesday, August 5th, 2008


Güzel şehir Frankfurt! Kaiserstraße’den salınarak Alter Oper’e kadar yürüyün, Avrupa Merkez Bankası’na yüz vermeden Hauptwache’ye ulaşın, oradan eski şehir merkezine, oradan da Dom’a geçin. Main’e gidilebilir artık, ara yollardan nehir kıyısına çıkın, saat kulesini ibre belleyerek karşı taraftaki barlar sokağına geçin, oradan dönerken Main kıyısındaki İstanbul Balık-Ekmek teknesinde karnınızı doyurun. Dönüş için Avrupa Merkez Bankası önünden Hauptbahnof’a varın. Bahnof’ta insanları izleyerek treni bekleyin. Trene binin. Güle güle. Biletsiz binmek 40 €. Dikkat edin. Junkyler, penerlar geride kaldı.

Buradan yol olur

Sunday, August 3rd, 2008

Burada da nefes alınarak yaşanıyor. Sadece sistem bu nefes alma şekliniz hakkında fazla kafa yormuş. Kim olursan ol, bir yerden sonra hiç istemediklerin ya da hiç düşünemediklerin ile aynı sınıfa dahil oluyorsun. Almanya’nın şirin ilçesi Gießen’de belli bir saatten sonra insanlar evlerine çekildikleri için, ancak o saatten sonra sen sen oluyorsun. Almanya’nın genelinde o isen osundur düşüncesi / bakış açısı mevcut. Şaşırıp durmaları bu yüzden. Şu küçük ilçede bile uluslararası nüfusu tutturmuş olmaları büyük olasılıkla bu bakış açısına dayanıyor.

Dışarıdan gelenlerin belirli bir çizgiyi geçmeyeceklerini düşündükleri için rahatlar. Şu günlerde göçmen ülkesi tabirini tartışmaları belki bu bakışlarını değiştirir. Yalnızca şu noktayı kaçırıyorlar : Göçmenlerin alt sınıflarda kalması ile ülkelerinin yine kendi kültürlerini yansıtacakları savı, alt kültürdeki yoğun Türk ve İtalyan kültürü sızması sonucu çürümüş bile! O yüzden sevgili Hans, bana ne sadece Türkmüşüm gibi ne de sadece Erasmusmuşum gibi davranma, o güzel suratındaki boş gülümse salt insan olduğum için de suratında yer alsın. Siz Almancılar, siz de her defasında buradaki hayatınızın ne kadar zor olduğunu anlatmaya çalışmayın, bana İzmir’deki pavyonlardaki tanıdıklarınızı sorup durmayın.

Almanya ilginç memleket olmuş çıkmış. Ama elbette ki daha sakin Türkiye’den. Bu yaz Türkiye’deki yoğun gündemden uzak olmak, bazı konulara daha doğru bakmamı sağlıyor. Yangının ta içinden değil, dışından yanmak tabi biraz daha koyuyor insana…


Nazım usulcacık okşar vapuru, ah yanar elleri …!

EU!

Friday, August 1st, 2008

EU … Infect Like A Virus !

Hans oder Helga.

Gelmiş bulundum …

Friday, August 1st, 2008


Bir aylık laptop ve internet sıkıntısından sonra vira bırost! diyoruz. Almanya sen mi büyüksün, ben mi büyüküm !!??

well now then mardy bum

Monday, June 23rd, 2008


“… you know …” lar ile bezeli bir konuşma dinledim bugün. Alman İngilizcesi her zaman Türk İngilizcesinden daha iyi olmuştur. Ama Türk Almancası da Türk Türkçesinden daha iyidir. Diller ve onları kullanan insanlar arasında bir bağ olduğuna inanırım zaten. Bazı diller bazı insanları gülümseterek konuşturur. Bittabi, hiç bir dilde gülerek konuşmayı beceremeyenler de var.

Neyse, Almanya’dan bizleri tanımaya gelen Peter Löffler nam-ı diğer Kaya Kaşıkçı (sünnet fln olup Türk olduğu yok, adının mealini güzelce açıkladı adamcağız bize) iyi bir adam. “Çarşamba gecesi tüm Türkiye ağlayacak.” diyor. Bu kısmı Türkçe söylemesi de ayrı bir hoş. Alman ve Türk ilişkilerine başka açılardan bakıyor. Göremediğimiz ve belki de hiç göremeyeceğimiz noktaları açığa çıkarıyor. Sözgelimi, ülkemizdeki laik-dinci çatışmasına dair, kendi ülkesindeki Katolik bağnazlığı ve ona karşı nasıl özgürlükçü olabildiğini anlatıyor. Bu adamla bira/şarap/rakı içmek zevkli olacak. İlk konuşmanın ilerlediği minval -Almancılar -Türkiye -İzmir -Havalar -Küresel Isınma -Cem Özdemir, Vural Öger -Alman Federal Sistemi -Futbol -Gießen -Dindarlık -Tatilller …

Cebimde vize, karşımda konuk Erasmus koordinatörü olunca şu son bir kaç ayın sıkıntısı unutulup gidiyor. İş ve ülke ile ilgili detay bilgileri almak da zahmet bile değil bu aşamadan sonra. Üstüne üstlük AB Ofisi bütçesinde de sıkıntı yok hala, ilk haftalarda bursumuz elimizde olacak. Ülkemizi temsil ehliyetimiz de konuşuluyor tabi. “Gerçek olanı bizlere gösterin” diyor Löffler. Pek çok dert edinmiş ama profesör işte…

Neyin ne olacağını ya da ne olduğunu haftaya görmeye başlayacağız.

Uçalım

Wednesday, June 11th, 2008


Memlekette uçak/pilot/hostes sıkıntısı var ki, bu uçmalar bildiğimiz uçma değil. Anlaşılan o uçaklara, o soğuk hosteslere yeteleleri bayılacağız. Germanwings de derdimize çare olacak gibi değil. Aslında İzmir Adnan Menderes Havalimanı transitlere açıktır, ancak uçağa az binen millet olduğumuz için cesaret edemiyoruz. Her neyse, koskoca memleketin havayolları, bu güzide genci Avrupa’ya uygun saatte aktarmasız uçurup, geri getirmek için 833 ytl istiyor. Yanında ne veriyorlar henüz öyle bir lansman gelmedi.

Erasmus yolcusu olmak heyecan verici, denge bozucu ve plan yaptırıcı. Evet, güzel projelerim var, JUSOS ile görüşmek ve Motosikletçi Çe Üstad gibi her milletten sevgili yapmak. Sonra da ahkam kesmek Küçükpark köşelerinde.

Bunun için kullandığım aygıt(MühendisTürkçesi), fısbuk. Tabi ki, siyasi bağlantı için buradaki dernek ve vakıflardaki arkadaşlardan bağlantı kurmalarını istiyorum ama şu dar gün ve dünlerde bana fısbuk ilaç oldu. Bu garip icada gereksiz diyenler utansın.

Gezmek için, sevmek için planlarımız da yok değil. Bir liste var ki elimizde, Acun firardayken bu programı uygulamaya cesaret edemezdi. Kanımca eğleneceğiz, öğreneceğiz, öğrenirken eğleneceğiz. Kafayı dik, enseyi kapalı tutacağız.

Gitmeye az kaldı.

Pasaport

Wednesday, May 28th, 2008

Sabahtan kalktım ki ezan sesi var. Beni finaller öncesi bir sabah daha meşgul edenler utansın. Evin önündeki asfalt her daim gürültülü, çocuklar için ölümcül benden söylemesi. Arada sırada arabanın yol tarafındaki aynasını dürtmüyor değiller. Tek güzel yanı son model Mercedes ve Pejo minibüslerin tam da kapının önünden geçmesi. Ulaşım dediğin böyle olmalı, aktarma ve yürüme sevmiyorum.

Atladım Şemikler-Karşıyaka minibüsüne, Şemikler içinde bir kaç adam ezme vakasından sonra elde ettiğimiz bonuslarla, Serinkuyu’ya çıkarken bir canı kaybetme durumuna geliyorduk ki, küfrane bir korna sesi bizim pilotu uyardı. Devlet hastanesine kadar sorunsuz geldik ve fakat bu sorunsuzluk Ordu Caddesi’ne inerken bizleri rahatsız etti. Rampalı virajda bir savrulma ile kendimize geldik. Dedim ben iniyorum.

İndim. İlçe Emniyet’e geldim. Dün başıma gelen saçmalıklardan sonra nezih ve ferah ve alımlı geldi. Karşıdaki liseden çılgın sesler, nöbetçinin tüfeği, komserin telsizi… Değişik bir dünya. Neyse ki, İl Emniyet’teki gibi umrecilere torpil geçilmiyor. Çıktım pasaport müdürlüğüne. Sevecen bakıyorlar. Aferin. Sordum, sual ettim. “İşte, bu centilmen bey size yardımcı olacak” dediler.

Vardım yanına. Len Karşıyaka gözünü seveyim. Medeni yer. Verdik belgeleri ama -AB ofisinde falso olur dediğim- tarih aralığı falso yarattı. İzahatım sonucu ve staj kabul belgemi gösterince “1 yıllık veririz” dediler. Zaten Almanya’ya gidiyorum deyince, Almanya’ya fallafoş olmuş muamelesi yaptılar. Alman Konsolosu biraz imaj çalışması yapsın bence. Memur bey ile güzel sohbet ettik. Dünkü yüzüme anlamsızca bakanlardan sonra iyi geldi. İstediğimiz ne ki şu dünyada? Güleryüzlü memurlar, anlayışlı kafalar.

Derken mekanın bereketi arttı. Kalabalıktan parmak izi vermek için ayrıldım. Osman Yağmurdereli gelsin bu şubenin dizisini çeksin istedim. Parmak izi bölümü bir bayram bir şenlik… Makine dehşet gibi geldi bana. Mühendislik üzerine muhabbet ettik memur abilerle. Verdik parmak izlerini, el falı aletine benzettim. Güldüler.

İşlemler tamam, yarın 17′de alacağım pasaportu. Sonra vize, sonra bilet, sonra Frankfurt. Hibeleri de önceden vereceklermiş. Zulalar bereketlensin. Finaller adam gibi olsun.

İzmir Emniyeti de internet başvuru olayını kaldırsın, bir işe yaramıyor.

Mazeret

Saturday, May 24th, 2008

Geçen hafta Hande Yener’deydim. Bu hafta da Alsancak’ta takıldım. Başıbozuk dinledik. Eğlenceli, güzel de her rak grubunun ille de özenmesi gereken bir grup olmak zorunda mı? Gerçi bu keratalar kendi şarkılarını da yapmışlar, ama biraz Athena’dan ayrılın be kardeşim. Hande ise mükemmeldi. Mete Özgencil’den sonra kadına renk geldi, bana da yeni bir müzik kapısı açtı. Bu iki cuma gecesinin tek ortak yanı, Asabiyim Ben!di.


Asabiyim, mazeretim var. İki gecede de etrafımızdaki masalara su yaptım. Kimseden kavga için tık yok. İnsanlar kavgadan kaçıyor. Bence kaçmamak gerekli sonra cinnete varıyor. Öpüştüğün kadar da gömçüreceksin. Öptüğün yastıksa, yastığa gömçür. Tabi durduk yere kavga çıkarmak istemem ama herkesin de biraz saygıyı, ortak alan algısını öğrenmesi gerekiyor. Yoksa su yapmaktan çekinmem, çünkü herkes paşa olursa bize yazık olur. Bunların hepsine mazeret de diyebiliriz.

Gießen için son 38 gün. Eksiklerim uçak bileti, pasaport ve vize. Pasaport kolaymış, uçak bileti için bir katakulle peşindeyim, vize de zor olmaz umarım. Ama bana hiç iş kalmamış gibi geliyor. Bunlara da mazeret bulasım var. Başkası el atsa tüm işlere, ben üşensem.


Bir hafta sonra finaller başlıyor. Eğitim hayatımın en zor dönemiydi. Her gün asitler bazlar görmüş kadar da yorgun hissediyorum kendimi. Sanki çok iş yapmış gibi etrafta da bizim bölüm zor ayağı çekiyorum. Böyle olmamalıydı.

Frankfurter

Sunday, May 18th, 2008


Gidiyorum. Yurt odamı ayarladım. 10 kişiye bir mutfağın ve bir banyonun düştüğü tek kişilik 10 odalı bir hole aylık €247 ödeyeceğim. Neyse ne, bu saatten sonra duramam. Frankfurt’un gölgesiz sokakları beni bekler. Tabi işin staj boyutu da olunca kafamda “Arbeiten Pis Türk!” endişesi de yok değil. Yine de Erasmus öğrencilerinin %25′ine 2010 itibariyle sahip olalım düşüncesi taşıyan bir kentte çok ağır koşullarda staj yaptırmazlar gibime geliyor.

30 Haziran’a ucuz uçak bileti arıyorum, yardımcı olabilecekler bana ulaşsın.