<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Durmuş Çetin Akman&#039;ın Blogu &#187; Avrupa</title>
	<atom:link href="http://blog.durmuscetinakman.com/category/avrupa/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://blog.durmuscetinakman.com</link>
	<description>müjgan gibi ben de birbirimize ettiğimiz sözleri ettiğimiz yeminleri unuttum!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 16:58:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Venedik!</title>
		<link>http://blog.durmuscetinakman.com/2011/03/23/venedik/</link>
		<comments>http://blog.durmuscetinakman.com/2011/03/23/venedik/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Mar 2011 23:48:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Durmus Cetin Akman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Başka]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.durmuscetinakman.com/?p=1931</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><iframe title="YouTube video player" width="560" height="345" src="http://www.youtube.com/embed/h5MlcYSKPp8?rel=0&#038;hd=1" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.durmuscetinakman.com/2011/03/23/venedik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eşitlik</title>
		<link>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/11/13/1590/</link>
		<comments>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/11/13/1590/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Nov 2010 09:00:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Durmus Cetin Akman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[İskandinavya]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Erkek Eşitliği]]></category>
		<category><![CDATA[Tutuculuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.durmuscetinakman.com/?p=1590</guid>
		<description><![CDATA[Almanca sınıfımda Norveç&#8217;ten Bangladeş&#8217;e kadar birçok ülkeden öğrenciler var. Ben jeopolitik olarak tam ortalarında duruyorum. Norveç&#8217;ten başlayıp, tüm İskandinavya üzerinden İtalya&#8217;ya inen, oradan Yunanistan üzerinden bana ulaşan, ardından Suriye&#8217;ye girip, Ermenistan&#8217;a uğrayan, devamında Rusya&#8217;dan Asya&#8217;nın güneylerine inen ve Hint altkıtasında sonlanan beşeri bir yolculuk. Geçtiğimiz yıl ve yine bu yıl bazı zamanlarda bu insan izlerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Almanca sınıfımda Norveç&#8217;ten Bangladeş&#8217;e kadar birçok ülkeden öğrenciler var. Ben jeopolitik olarak tam ortalarında duruyorum. Norveç&#8217;ten başlayıp, tüm İskandinavya üzerinden İtalya&#8217;ya inen, oradan Yunanistan üzerinden bana ulaşan, ardından Suriye&#8217;ye girip, Ermenistan&#8217;a uğrayan, devamında Rusya&#8217;dan Asya&#8217;nın güneylerine inen ve Hint altkıtasında sonlanan beşeri bir yolculuk. Geçtiğimiz yıl ve yine bu yıl bazı zamanlarda bu insan izlerine Meksika ve Çin&#8217;den de izler karışıyordu. Onlar, şimdilik bu atlasta yoklar. Alfabeyi, söyleyişleri ve kelimeleri kavrama hızı da elbette ülkelerle orantılı olarak farklılık gösteriyor. Latin kökenli sözcüklerde, Avrupa ve Avrupa&#8217;ya yakın ülkelerin avantajı varken, Çinli arkadaşlar sözgelimi &#8220;hormon&#8221; kelimesini dahi anlamakta zorluk çekmişlerdi. Aslında dört duvarın arasında dünyadaki en zor dillerden birisini öğrenmek için çaba gösteren bu insanların birbirlerinden farklılıkları, sadece dile hakim olma hızındaki farklılıklarından ibaret değil; sınıfta dağıtılan okuma yazılarında bahsedilen konulara olan yaklaşım farklılıkları da mevcut. Geçen hafta bir kelimeden çıkan tartışma da bunun kanıtıydı. Kelimemiz: &#8220;Schuhmacher&#8221;. Anlamı ayakkabı yapıcısı, ayakkabıcı, kunduracı. &#8220;Schuster&#8221; ile eş anlamlı. Ne var ki, bu kelimenin Almanca&#8217;da ünvanlara ve meslek adlarına eklenen -in eki ile üretilen kadın hali yok. Burada yatan mantığın ne olduğu üzerine çıkan tartışmada Ermeni bir arkadaşın (kadın) &#8220;Kadınlar her işte başarılı olamazlar zaten&#8221; özetli sözleri, sınıfı bir anda BM Genel Kurulu&#8217;na çevirdi. İskandinavyalı arkadaşların feminizme varan yanıtları ve Pakistanlı arkadaşın Recep Tayyip Erdoğan&#8217;a benzer şekilde &#8220;Tabiatımız gereği eşit olamayız&#8221; cümlesi arasında aslında iki tarafı da anlayabildiğimi hissettim. Ermeni kız, büyük olasılıkla erkeklerin daha çok göz önünde bulunduğu ve el üstünde tutulduğu Doğu&#8217;nun basit bir önermesi ile sorunsuz şekilde yaşıyordu. Ta ki, feminist mücadelenin büyük aşamalar kaydettiği İskandinavlar ile karşılaşıncaya kadar&#8230; İskandinav genç kadınlar ise belki de ancak büyükannelerinden duyabilecekleri bir önerme ile karşılaşınca ülkelerindeki kazanımların önemini ve değerini ilericiliğin bazen duyarsız olabilen ketumluğu ile dışavurdular. Derken, belki de yaşamında ilk defa bu kadar çok konuşan kadın gören Pakistanlı arkadaş, adeta tek referanstan hareketle yaratıcılık ile ilgili sözleri söyleyiverdi, çünkü ona bu tek referansın dünyadaki tüm sorunları çözebileceği öğretilmişti.</p>
<p>Ben bu tartışmanın hangi tarafındaydım? Annem kimi zaman geri adım atılsa da okutulmuş, yılların hoca&#8217;nımı&#8230; Kızkardeşim benimle aynı mesleği seçmiş, İstanbul&#8217;da yalnız yaşayan genç bir kadın&#8230; Arkadaşlarımın yarısı çeşitli mesleklere yönelmiş başarılı genç kadınlar&#8230; Öte yandan ülkemin yaşadığı türban, kızların okullaşması ve cinsiyet eşitsizliği tartışmaları&#8230; Fakat yaşadığım ülkede belediye otobüsü kullanan, erkeklerle birlikte futbol oynayan ve kendi yaşam çizgilerini belirleyebilen özgür kadınlar&#8230; Tüm bunlara karşın burada muhatap olduğum ülkemle ilgili gelişmişlik endeksi soruları&#8230; Tartışma sürüp giderken iki tarafa da aslında aşina olduğumu, bu iki sesi de ülkemde çoktan bir arada duyduğumu düşündüm. Belki Alman toprakları için bu kadar farklı düşüncelerin aynı odada yankılanması ilginç ve az rastlanır olabilirdi, oysa ben bu savları ülkemde neredeyse gündelik olarak duyabilmiştim. Bir tarafta kadınların haklı özgürlük mücadelesi, diğer yanda din referansı ile yaşamı düzenlemeye çalışan tutucular ve üçgenin üçüncü köşesinde ise tutucu ya da gerici erkeklerin yanında yer alan, onlara daha da cesaret veren diğer kadınlar&#8230;</p>
<p>Feminist Hareket&#8217;e öneriler vermek ya da Feminist Hareket&#8217;in tarihi hakkında ahkam kesecek değilim. Benim dünya görüşümde kadın ve erkek eşittir. Sosyal olarak gelişen ve muhafaza edilmeye çalışılan farklılıkları, doğadan gelen farklılıklarmış gibi göstermek gerizekalılıktır. Kadınların bu özgürlük savaşımı için kuşakların geçmesini beklemek yerine, enerjilerini kuşaktan kuşağa geçirmeleri gerekmektedir. Toplumsal ve hukuksal olarak gelişmiş bir ülkede, ardıl kuşakların yaşam alanlarının ve alışkanlıklarının olumlu biçimde değişmesi beklenir. Ancak her bir kuşağın bu olumlulukları koruyacak ve benimseyecek cesarete sahip olması da gereklidir. İskandinav ülkelerinin sağlayabildikleri budur. Yine tartışma sonunda başbaşa konuştuğumuzda ülkelerinde bile politakaya erkeklerin egemen olduklarından dert yanmaları bunun göstergesidir. Dünya&#8217;nın başka bir köşesinde ise Batı&#8217;nın uygarlık seviyesini kendine hedef belirlemiş toplumlarda, bu hedefe erişme yolundaki en büyük engel kadın-erkek eşitsizliğidir. Bu üretilmiş ve uydurulmuş eşitsizliği, gerici tutumlar ile muhafaza etmeye çalışmanın getireceği sonuç açıktır: Kendine yeni yaşam referansları belirleyemeyen her toplum ve ülke gibi, bu ülkelerin de tarihin sayfalarında bir kargaşa ile ayak altından çekilen hasta adamlar olarak anılacağına şüphe yok. Fakat Türkiye bu öykünün neresinde?</p>
<p>Türkiye bu öykünün, benim de hissettiğim gibi, tam ortasında. Ülkenin büyük bölümü biliyor ki: Evet, olması gereken çağdaşlık Batı&#8217;dadır, fakat Doğu&#8217;nun önermeleri de hala geçerlidir. Buna karşın, son zamanlarda bu gelişmeye açık düşünce ikliminin havası bozuldu, özgür kadınların, erkeklerin cinsel ve psikolojik baskınlık isteklerine yanıt vermek zorunda olan azad edilmiş köleler olarak görülmesi gibi bir iğrençlik peydah oldu. Bunu pekiştiren bir diğer olumsuz nokta ise, kadınların özgürlük sorunlarının yalnızca erkekler tarafından konuşulması oldu. Yani, kısacası, kadınların sesleri duyulmaz, cisimleri ise erkeklerinin tercihlerine zıt gidemez oldu. Bu geriye gidiş, Batı&#8217;nın uygarlığını yakalama ülküsü ile kendine yabancılaşmış bir toplumun, devrim heyecanı geçince kendine oryantalist bir aynada bakmasından çok, Batı uygarlığı ile hiç ilgilenmemişlerin diğerlerine baskı ile birer rol biçmesinden kaynaklanıyor. Bunun çözümü ise, ülkenin hedefini ve eksenini ayarlamaktan ziyade, gerçeği ve doğruyu tekrar tekrar yüksek sesle ilan etmektir: &#8220;Her insan eşit doğar, eşit yaşar, eşit ölür.&#8221; </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/11/13/1590/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Özil&#8217;i Yuhalamak</title>
		<link>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/10/09/ozili-yuhalamak/</link>
		<comments>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/10/09/ozili-yuhalamak/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Oct 2010 21:19:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Durmus Cetin Akman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Futbol]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Entegrasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Hiddink]]></category>
		<category><![CDATA[Özil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.durmuscetinakman.com/?p=1465</guid>
		<description><![CDATA[Oyunun geneli hakkında söylenecek çok şey yok. Chelsea&#8217;nin başında geçirdiği 6 aylık dönemde, o sezon fırtınalar estiren ve hâlâ estirmeye devam eden Barcelona&#8217;yı durdurabilen tek taktisyen olan Guus Hiddink&#8217;in bu defa rakibe göre kurgulanmış oyunu tutmadı. Aslında bunda Aurelio&#8217;nun sakatlığından çok o bölgede derin ve kesici oynayabilen oyuncu yetiştirememizin (ya da yetişmekte olanlara güvenememizin) olumsuz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="wp-caption aligncenter" style="width: 497px"><img alt="" src="http://25.media.tumblr.com/tumblr_l9zx4rUQ8o1qbxeg5o1_500.jpg" title="Özil Pankart" width="487" height="700" /><p class="wp-caption-text">(AP Photo/Martin Meissner)</p></div>
<p>Oyunun geneli hakkında söylenecek çok şey yok. Chelsea&#8217;nin başında geçirdiği 6 aylık dönemde, o sezon fırtınalar estiren ve hâlâ estirmeye devam eden Barcelona&#8217;yı durdurabilen tek taktisyen olan Guus Hiddink&#8217;in bu defa rakibe göre kurgulanmış oyunu tutmadı. Aslında bunda Aurelio&#8217;nun sakatlığından çok o bölgede derin ve kesici oynayabilen oyuncu yetiştirememizin (ya da yetişmekte olanlara güvenememizin) olumsuz etkisi daha fazladır. Bu kadar çabuk seçeneksiz kalan bir takım şayet bir kulüp takımı olsa idi belirli gerekçeler öne sürülebilirdi, ancak Ulusal Takım sözkonusu olunca çok da kem küm etmeden seçenek yaratmanın daha ciddiye alınması gereken bir iş olduğu kabul edilmelidir. Sakatlık anına kadar bizim tarafımızda, Alman spikerin dahi söylediği gibi, Türkler&#8217;den beklenmeyecek düzeyde pas alışverişi ve taktiksel bir düzen vardı. O an yapılan değişiklikten itibareb kıtır kıtır yanan gül gibi keten helvayı izler olduk. Sonuçta, Almanya&#8217;nın oynayıp da aldığı bir maç oldu.</p>
<p>Maç süresince gerçekleşen moral bozucu olayların ötesinde, takımın maça eğilirken Özil faktörüne oyun açısından olduğu kadar oyuncu psikolojisi açısından da odaklanıldığı görüldü. Basının yaptığı rutin maç öncesi yayınlar beklendik ve bilindik olsa da, takımı maça hazırlayan ekibin böyle bir odaklanmadan kaçınması ve oyuncularını sakınması gerekirken tam tersine Almanya kökenli oyuncuların bu tartışmaların içinde olduğunu gördük. Tüm bu tartışmaların Özil&#8217;in dengesini bozacağını ummak, onu saha içinde her top ile buluştuğunda yuhalamaktan daha kötü bir harekettir. Kaldı ki, ben yuhalamaların arkaplanındaki nedenleri anlayabiliyorum. Geride bıraktığımız iki yıldır, Almanya kamuoyuna adeta bir entegrasyon makinesi olarak sunulan Die Mannschaft&#8217;ın beyninin bir Türk&#8217;ün oğlu olması o tribünlerdeki onbinlerin büyük çoğunluğu için kabul edilemez bir durum. Üstelik, modern zamanlarda biz sıradan insanlara gerçek savaşların yerine izlettirilen bu ulusal lejyon savaşları havasındaki maçlar, milliyetçilik damarlarına kan pompaladıkça pompalıyor. Göçmen Türk, Almancı Türk ya da Gurbetçi Türk, adlarına ne derseniz deyin, Berlin&#8217;de tribünlerde kırmızı forma giyenler aslında Mesut&#8217;u değil, çifte vatandaşlığın kaldırılması üzerine mecburen aldığı Alman pasaportunu yuhalamıştır, kendisi bu kadar çaba içinde olmasına karşın tam olarak ne Türk ne de Alman olabilmişken çoktan bir yol seçmişleri yuhalamıştır, şu meşhur entegrasyon makinesinin yakıtını üreten kendi kan emeklerini yuhalamıştır, bozuk Türkçe&#8217;ye baskın gelen Almanca&#8217;yı yuhalamıştır. Eh, biz zaten biraz da heptenciyizdir, hep beraber kötü olalım, hep beraber şu hallaç pamuğu gibi atılan savunmanın açıklarının acısını içimizde duya duya şu maçı bitirelim, hep beraber deneyelim ama başaramayalım isteriz. İstisna yaratacak talepleri duymazdan gelir, kaderimizle başbaşa kalırız. Gel gör ki, kabullenişler, istisnalar ile yıkılmaya başlar ve zaman, insanların gelecek tasarılarını kum saatinde bir aşağı bir yukarı devindirir, nihayet her bir şey değişir. Herşeyde olduğu gibi futbolumuzda da üretim ve gelişim sorununu aşarsak, gol sevincini doya doya yaşamaması bile gönlümüzü okşayan Özil yerine bizim adımıza attığı goller ile gönlümüzü okşayan vicdanı ve düşüncesi özgür Özil&#8217;leri konuşur oluruz.</p>
<div class="wp-caption aligncenter" style="width: 510px"><img alt="" src="http://30.media.tumblr.com/tumblr_la03t38psD1qbxeg5o1_500.jpg" title="Özil" width="500" height="321" /><p class="wp-caption-text">(spiegel.de)</p></div>
<p>Türkiye&#8217;nin dün gecenin hatırlattıklarını daha geniş açıdan bakarak düşünmesi gerekir. Şimdilerde, yurtdışında yaşayan Türkler arasında yaşanan kuşak çatışması dikey olarak değil, yatay olarak yaşanmaya başlandı. Üstelik bu çatışma ne sadece forma seçiminde ne de yazlık sitelerde dalga geçilen gurbetçi genç özelinde yaşanıyor. Çatışma, bizzat burada olgunlaşan üçüncü kuşak ve Türkiye&#8217;den buraya beyaz yakalı olarak çalışmaya ya da okumaya gelmiş yeni bir birinci kuşak arasında yaşanıyor. Çatışma sözcüğünün köşeli çağrışımı aldatmasın tabî ki. Ne kadar farklı olunsa da, sohbetler ve dolayısıyla etkileşimler güler yüz ve anlayış ile ilerliyor. Çünkü, iki taraf da başkasının hayatına müdahil olma meşrebine aileleri kadar sahip değiller. Ancak yine de eğitim ve yetişme tarzı nedeniyle oluşan farklılıklar bu iki kesimi birbirine uzaklaştırıyor, diğer kesimden kaynaklanan genellemelerden nefret eder hale geliyorlar. Türkiye&#8217;nin yurtdışında yaşayan Türkler&#8217;in entegrasyon sorunlarına bir de bu açıdan bakması ve bu insanları memleketi ile, anadili ile ve kültürü ile çatışmayan gerçek elçiler olarak değerlendirmesi gerekir. Aksi halde, en basitinden gördüğümüz gibi bir Mesut sahada oynarken, diğer Mesut tribünden onu vatan haini ilan eder ve sahada ter döken emekçi adaşını yuhalar, yazık olur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/10/09/ozili-yuhalamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Elveda Allianoi!</title>
		<link>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/09/25/elveda-allianoi/</link>
		<comments>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/09/25/elveda-allianoi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 25 Sep 2010 16:14:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Durmus Cetin Akman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Allianoi]]></category>
		<category><![CDATA[Bergama]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.durmuscetinakman.com/?p=1404</guid>
		<description><![CDATA[Kayıtlara geçsin, Allianoi&#8217;yı sulara gömüyoruz. Ne onu bizden yabancılar çaldı ne de doğa onu bizden kendi elleriyle aldı. Su Perisi&#8217;nin yurdunu su ile işgal edip, periyi sıkıcı müze odalarına kapattık. Sular yükselince Berlin&#8217;de Pergamonmuseum&#8217;a hapsedilen Altar&#8217;ın merdivenlerinde sıkışan kalbimi ne yaparım bilemiyorum. Su Perisi&#8217;ni vatansız bırakan sular bitinceye kadar &#8220;Elveda Allianoi&#8220;! Not: Bir de hiç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="wp-caption alignnone" style="width: 510px"><a href="http://www.fotoritim.com/yazi/birgul-erken---deger-erken--suyakarisan-su-perisi"><img alt="" src="http://www.gaxxi.com/fotoritim/fotoritim/gorsel/dosya/1212219912allianoi-6.jpg" title="Allianoi" width="500" height="750" /></a><p class="wp-caption-text">Birgül &#038; Değer Erken / Su Perisi</p></div>
<p>Kayıtlara geçsin, Allianoi&#8217;yı sulara gömüyoruz. Ne onu bizden yabancılar çaldı ne de doğa onu bizden kendi elleriyle aldı. Su Perisi&#8217;nin yurdunu su ile işgal edip, periyi sıkıcı müze odalarına kapattık. Sular yükselince Berlin&#8217;de Pergamonmuseum&#8217;a hapsedilen Altar&#8217;ın merdivenlerinde sıkışan kalbimi ne yaparım bilemiyorum.</p>
<p>Su Perisi&#8217;ni vatansız bırakan sular bitinceye kadar &#8220;<a href="http://video.ntvmsnbc.com/zaman-yolcusu-18-eylul-2010.html">Elveda Allianoi</a>&#8220;!</p>
<p>Not: Bir de hiç sıkılmadan &#8220;Köylünün çiftçinin tarım yapma hakkı ne olacak?&#8221; derler. O mevkinin 20 km ilerisinde <a href="http://gencsosyaldemokratlar.blogspot.com/2008/04/av-noyan-zkan-ile-grme.html">altın çıkarmak için katledilen toprakları</a> hatırlatırım ben de.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/09/25/elveda-allianoi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Velespit ve Toplumsal Dayanışma</title>
		<link>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/08/25/velespit-ve-toplumsal-dayanisma/</link>
		<comments>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/08/25/velespit-ve-toplumsal-dayanisma/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Aug 2010 20:27:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Durmus Cetin Akman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Bisiklet]]></category>
		<category><![CDATA[Geri Dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[Kiel]]></category>
		<category><![CDATA[Radmobil]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.durmuscetinakman.com/?p=1354</guid>
		<description><![CDATA[Bisikletimin sol pedalı sallanmaktaydı, son günlerde de pedal çevirmeyi engelleyecek hale gelmişti. Üstelik bir kaç küçük arızası daha vardı. Alet takımı sordum soruşturdum, gerekli olan aletleri bulamadım. Bu durumda bir tamirci bulmaktan başka yol kalmamıştı. İstikamet, kelime haznesi darlığı yüzünde Almanca&#8217;nın kastıracağı ve bundan emindim işlerin inanılmaz yavaşlıkta ilerleyeceği bir tamirciydi. Çocukluğumun yazlarında bahçenin girişine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bisikletimin sol pedalı sallanmaktaydı, son günlerde de pedal çevirmeyi engelleyecek hale gelmişti. Üstelik bir kaç küçük arızası daha vardı. Alet takımı sordum soruşturdum, gerekli olan aletleri bulamadım. Bu durumda bir tamirci bulmaktan başka yol kalmamıştı. İstikamet, kelime haznesi darlığı yüzünde Almanca&#8217;nın kastıracağı ve bundan emindim işlerin inanılmaz yavaşlıkta ilerleyeceği bir tamirciydi. Çocukluğumun yazlarında bahçenin girişine mini bisiklet atölyesi kurmaya götürecek kadar bu işlere yatkın olduğumdan olacak, tamirciye gitmek ağrıma gidiyordu. Zaten, hizmet sektörü gibi garip isimli ve acayip ödevleri olan bir sektörü barındırmayan bu memlekette iki vida sıkmak için istenecek para, beni buradan Hamburg&#8217;a -yolu yordamı bilindiğinde- en az dört defa götürecek paraya denk olacaktı, öyle de oldu ve bu yetmezmiş gibi &#8220;Bugün git yarın gel&#8221; denildi. Kaçar gibi uzaklaştım o kibirli ustanın 1200€&#8217;luk bisikletler de sattığı dükkanından. Derken, bir arkadaşın önerisi ile yakınlarda bulunan bir <a href="http://www.radmobil-kiel.de/index.php?id=16">tamir atölyesi</a>nden haberim oldu. İnsanların randevusuz -<em>bu memlekette randevusuz gelene insan muamelesi yapılmaz</em>- gelebildiği, her türlü araç ve gereci teklifsiz kullanabildiği, gerekli yedek parçaları 1€ gibi oldukça sembolik rakamlara satın alabildiği ve bazı bazı takas dahi yapabildiği bir tamirci demek, benim için cennet demekti. Bisiklet kullanımının artması ve bu kültürün her bir birey tarafından öğrenilmesi amacıyla çeşitli kurslar da düzenlenen bu küçük atölyede bisiklet satışı -tabî ki ucuz- var, fakat bisiklet alışı yok. Bunun yerine sadece bağış olarak kabul ediliyor bisikletler, tamir edildikten sonra da satılıyorlar. Öğleden sonramı bu güzel mekanda harcayıp, bisikletimi tamir etmek ve gelip geçen yardımsever yoldaşlarla muhabbet etmek kadar olumlu bir tamir senaryosu olamazdı. Ters taktım, düz taktım, velespitin orasını burasını yamulttum ve imece usulü işletilen tamirhanede  nihayet eski hızına kavuştu kerata. Bisiklet sevdamın şurada kalan birkaç haftalık sonbahar sıcaklarında da sürecek olması değil bahsetmek istediğim asıl mevzu. Mevzuubahis başkadır.</p>
<p>Şimdi, bizim ülkede halkın yardımlaşma geleneğinin hâlâ sürdüğü ve yoğun yaşanan ekonomik krizlerden ileri derecede etkilenmeden çıkmayı başaran ailelerin bu yardımlaşma geleneği sayesinde bunu başardıkları söylenir. Son yıllarda sadaka ve gösteriş ikilisine bulanan bu geleneğin artık lafta kaldığı bir gerçektir. Zira, bu tür gelenekler üzerinden yaftalanan Batı ülkeleri, eğer halkçılığı ve dayanışmayı içinde sindirmiş bir demokrasiden bahsediyorsak, toplumsal dayanışmanın ve ortak üretilen zenginliklerine sahip çıkma konusunda bizim gibi evinden çıkan üç dört parça eskiyi eskiciye leğen karşılığında saydıran ya da sokak başındaki spotçuya satan ülkenin çocuklarına söylenecek söz bırakmıyor. Bunun arkasındaki ilkeler, geri dönüşüm anlayışının ve tekniğinin, atık ürünlerin tekrar kullanıma kazandırılmasında olduğu kadar, toplumun ortak üretilen zenginliği eşit paylaşmasında da geçerli olmasına dayanmaktadır. Büyük yıkım yaşanan I. ve II. Dünya Savaşları&#8217;nın ardından enkazlar arasında çivi toplayan insanların öyküsü buralarda henüz canlılığını yitirmemiş. Mobilyaların ve elektronik ev eşyalarının atılmak ya da ille de para karşılığı satılmak yerine apartman girişlerine, sokak köşelerine ve çöp kutularının yanına istiflendiği, bit pazarlarının her şehirde şehrin kesinlikle ücra olmayan meydanlarından açıldığı ve kültür insanlarının sadece kültür mevzuları ile ilgilenmeyip imece usulü çalışan tamir atölyeleri açtığı bu ülkeden öğrenecek çok şey var. Ve elbette aksi yönde onların da bizden öğrenecekleri vardır. Eziklik duygusuna kapılmak yerine, geri dönüşüm ve toplumsal dayanışma ilkelerini inceleyip ülkemizde de bir an önce uygulamaya başlamak gerekir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/08/25/velespit-ve-toplumsal-dayanisma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ulusal Marşlar</title>
		<link>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/07/09/ulusal-marslar/</link>
		<comments>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/07/09/ulusal-marslar/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jul 2010 08:32:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Durmus Cetin Akman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Irkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Brecht]]></category>
		<category><![CDATA[Deutschlandlied]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[Ulusal Marş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.durmuscetinakman.com/?p=1188</guid>
		<description><![CDATA[Ulusal marş konusu hep ilgimi çekmiştir. Kendi ülkemin ulusal marşıyla tanışmam ile başlayan bu ilgi, İstiklâl Marşı&#8217;nın hikayesi, günümüze ve benim dünya görüşüme uygunluğu dahil bir çok konuya temas edip, diğer marşların da künyesi ve eleştirisine kadar genişlemiştir. İlkokul sıralarında, çoğumuz henüz İstiklâl Marşı&#8217;nın ilk dörtlüğünü okuyamaz durumdayken, kimi arkadaşlar tahtaya çıkar ve tüm dörtlükleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://blog.durmuscetinakman.com/wp-content/uploads/2010/07/ottofrank.jpg"><img src="http://blog.durmuscetinakman.com/wp-content/uploads/2010/07/ottofrank.jpg" alt="" title="Otto Frank" width="360" height="241" class="aligncenter size-large wp-image-1023" /></a></p>
<p>Ulusal marş konusu hep ilgimi çekmiştir. Kendi ülkemin ulusal marşıyla tanışmam ile başlayan bu ilgi, İstiklâl Marşı&#8217;nın hikayesi, günümüze ve benim dünya görüşüme uygunluğu dahil bir çok konuya temas edip, diğer marşların da künyesi ve eleştirisine kadar genişlemiştir. İlkokul sıralarında, çoğumuz henüz İstiklâl Marşı&#8217;nın ilk dörtlüğünü okuyamaz durumdayken, kimi arkadaşlar tahtaya çıkar ve tüm dörtlükleri bazı yerde vurgulu ve ağdalı bazı yerde de yanlış tınılar kullanarak ezberlerinden okurlar ve henüz okumayı sökememiş olan diğerlerine ibretlik bir milliyetçilik dersi olurlardı. Bu açığı çok geçmeden kapattık ve itiraz edemediğimizden olacak bu ezber zincirine hitabeler, şiirler ve dualar kenetleniverdi. Ezberin ve ezberlemenin neden olduğu telaşın da anlayarak öğrenmeye vurduğu darbeyi burada belirtmenin ve altını çizmenin bir gereği yok. O kadar ki, belirli gün ve haftalar nedeniyle &#8220;belirli&#8221; resimler çizmeye mecbur bırakılmış bir nesiliz. Yine de, o günlerde Barış Manço sayesinde TV&#8217;de dua ve ilahi ezberleyen çocuklar ile İstiklâl Marşı&#8217;nı ezberleyen çocukların amansız rekabetleri yerine &#8220;AOÇ&#8221; izlenebiliyordu. Üstelik pazar sabahları &#8220;kovboy filmleri&#8221; de revaçtaydı.</p>
<p>İstiklâl Marşı ile ilgili ilk eleştirisel görüşü Nâzım Hikmet&#8217;in eserlerinden birinde yakalamış ve o güne kadar kafamda olgunlaşmayı bekleyen düşünceleri olgunlaştıran o 2-3 dizeye ses veren Dar-ül Muallimin mezunu Nurettin Eşfak o günden sonra hiç aklımdan çıkmamıştı. O günden bugünlere gelinceye kadar tecrübe ettiğim yurtiçindeki ve yurtdışındaki insanlar ve olaylar aslında çok da akılcı olmayan bir 20. yüzyıl yaşandığını ve akabinde 21. yüzyılın savaş ile barış arasında yapılacak bir seçimin yüzyılı olacağını öğretti bana. Bu nedenle yeryüzündeki ulusal marşların yaratıldıkları çağ ve ortamın etkileri düşünülmeden değerlendirilemeyeceklerini de öğrenmiş oldum. Sözgelimi, Hollanda halkının, kraliyet ailesinin Germen kökleri ve o köklerin en geniş devamı olan Almanya ile ne kadar barışık olduğu ortadayken, Hollanda Ulusal Marşı&#8217;ndaki &#8220;kan&#8221; ve &#8220;soy&#8221; meselesi basitçe irdelenemez. Hollanda&#8217;yı ağırlıklı olarak betimleyen turuncu renginin kraliyet ailesini de temsil eden renk olduğundan hareketle, o halkı bir arada tutan bileşenlerden biri olan bağımsızlık savaşının simgesi de olan Wilhelmus van Nassouwe&#8217;nin Alman kökleri ve kanı bu noktada önemsizleşiyor. Krallıkların simgesel olarak sürdürüldüğü birkaç Avrupa ülkesinde, bu simgeselliğin marşların üzerindeki yansıması da net bir biçimde görülmesine karşın, Avrupa&#8217;yı şekillendiren savaş ve siyaset tarihinin yakın geçmişi bu simgeselliği gündelik yaşamda silip atıyor tâbi ki. Bu silinme aslında yakın tarihlerinde diktatörlük yaşamış ülkelerde daha net ve daha kesin bir biçimde hem diktatörlük esnasında hem de diktatörlük sonrasında görülmüştür. İspanya&#8217;da yaşanan ulusal marş sözleri tartışmaları buna örnektir. Dünya üzerindeki güftesiz birkaç marştan birisi olan bu marşa Kraliyet, İkinci Cumhuriyet ve Franco dönemlerinde uyarlama sözler yazılsa da bu sözlerin yeterliliği hakkında ortak bir görüşe varılamamıştır. Kademe kademe yaşanan her değişimin aslında o devrin tipikliğini yansıtması, insanların o devre ait kötü anılarını hatırlamasına yol açıyor zannediyorum. Bugün, İspanya&#8217;nın ulusal marşı sözsüz olarak icra edilmekte ve bundan 2-3 yıl kadar önce yaşanan tartışmayı açan şu sözler de milliyetçi bulunmuştur: </p>
<blockquote><p>&#8220;Love the Fatherland,<br />
which knows how to embrace,<br />
below the blue sky,<br />
peoples in freedom.&#8221;</p></blockquote>
<p>Aslında beni bu konuda tekrar düşünmeye sevk eden Bertholt Brecht&#8217;in Deutschlandlied olarak da bilinen Alman Ulusal Marşı için yazdığı uyarlama ve bu uyarlamanın Almanya&#8217;nın tekrar birleşmesinden sonra ulusal marş olması yönünde yapılan önerinin değerlendirmeler sonucunda kabul edilmeyişidir. Deutschlandlied, meşhur &#8220;Deutschland, Deutschland über alles&#8221; dizesi ile bilinen, Nazi rejimi sırasında kullanılan ilk bölümünde çizilen anavatan sınırı nedeniyle yayılmacı olarak damgalanan bir eser. Almanya&#8217;da, sevecen bir şekilde de olsa, bir Alman&#8217;a o meşhur dizeyi söylediğinizde alacağınız tepki çok büyük olasılıkla donuk bir yüz ve hoşnutsuzluk belirten bir kaç cümle olacaktır. Dünya Kupası sırasında da, yabancı öğrencilerin sık sık düştüğü bu hataya, kimi zaman Almanya&#8217;ya konser vermek için gelen sanatçılar da -belki alkolün etkisiyle- düşüyorlar. Almanların milliyetçiliği kontrolde tutma politikası ve bunun yanında da birleşmiş bir toplum yaratma politikasi bazen birbiriyle çelişse de, Almanya&#8217;da Nazi rejimi ve aşırı milliyetçilik -hatta yurtseverlik- insanların günlük yaşamlarında yer bulmuyor. Bu nedenle Almanlar futbol maçlarındaki yengilerden sonra bayraklar ile sevinmeyi Türk göçmenlerden öğrenmiş durumdalar.</p>
<p>Almanya&#8217;da şu an ulusal marş olarak aynı eserin üçüncü bölümü kullanılıyor. Birinci bölümdeki yayılmacı ve milliyetçi vurgu kadar, ikinci bölümdeki cinsiyetçi vurgu da bu bölümlerin kullanımını engelleyen unsurlar. Hatta Nietzsche de, o meşhur &#8220;über alles&#8221; nakaratını, &#8220;dünyanın en budalaca sözü&#8221; (&#8220;Die blödsinnigste Parole der Welt&#8221;) olarak nitelemiştir. Bu kadar net ve uzun süren eleştirilerden sonra Brecht&#8217;in yazdığı sözlerin reddedilişi aslında biraz da Brecht&#8217;in referans olarak Deutsclandlied&#8217;i almasından kaynaklanmaktadır. Brecht, Deutschlandlied&#8217;in aksine, Alman halkının geçmişte ortak olduğu suçlara vurgu yapar, anavatanın sınırlarını çizerken gerçek hatlara çekilir ve en can alıcı nokta &#8220;über alles&#8221; yerine &#8220;und nicht über und nicht unter&#8221; der; yani &#8220;ne üstün ne de aşağıyız&#8221; der. Bir ulusal marşın ne gibi özellikler taşıması gerektiği tüm dünya üzerinde hâlâ tartışılan bir konu. Bu tartışmaların içinde, şu anda yaşadığım ülkenin marşını eleştiren bir yazın ürünü bulmak beni bundan 10-12 yıl kadar önce Nâzım Hikmet&#8217;in yukarıda bahsettiğim dizelerini okuduğum florasan lambalı, soğuk ve kalın perdeli odama götürdü. O zamanda beri fikrim aynı: Ulusal marş, ait olduğu topluma dair gösterdikleri kadar, göz önünden kaçırdıkları ile de tanımlanmalıdır. Ve daha barışçı bir dünyada yaşamak istiyorsak Brecht&#8217;e kulak vermeliyiz:</p>
<blockquote><p>Und weil wir dies Land verbessern<br />
Lieben und beschirmen wir&#8217;s<br />
Und das Liebste mag&#8217;s uns scheinen<br />
So wie anderen Völkern ihr&#8217;s.</p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/07/09/ulusal-marslar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>8½ Ay Sonra Türkiye</title>
		<link>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/06/13/8%c2%bd-ay-sonra-turkiye/</link>
		<comments>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/06/13/8%c2%bd-ay-sonra-turkiye/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Jun 2010 10:35:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Durmus Cetin Akman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Başka]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.durmuscetinakman.com/?p=1169</guid>
		<description><![CDATA[Bir kapı açıldı, yok ya ne açılması, zorla açtım o kapıyı. Aralıktan girdiğimde karşılaşacağım şeyleri az çok biliyordum, eski bir anımdan hatırlayabildiğim kadarıyla güzeldi, hayat yolunda görülmesi gereken ve katlanılması gereken şeylerdi. İçeride yalnızlık da vardı, ama abartılacak bir şey yoktu. Kapının ötesinden söylüyorum, burada da yaşıyor, burada da yaşlanıyor insan evladı. Hiç sekmesiz aynı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://blog.durmuscetinakman.com/wp-content/uploads/2010/05/IMG_1094.JPG"><img src="http://blog.durmuscetinakman.com/wp-content/uploads/2010/05/IMG_1094.JPG" alt="" title="potsdam" width="300" height="400" class="aligncenter size-large wp-image-1023" /></a></p>
<p>Bir kapı açıldı, yok ya ne açılması, zorla açtım o kapıyı. Aralıktan girdiğimde karşılaşacağım şeyleri az çok biliyordum, eski bir anımdan hatırlayabildiğim kadarıyla güzeldi, hayat yolunda görülmesi gereken ve katlanılması gereken şeylerdi. İçeride yalnızlık da vardı, ama abartılacak bir şey yoktu. Kapının ötesinden söylüyorum, burada da yaşıyor, burada da yaşlanıyor insan evladı. Hiç sekmesiz aynı ritminde devam ediyor hayat. Sekiz buçuk ayın özetini çıkarıyorum bazen kafamda, bunca ay bulgur pilavı yemeden geçti örneğin, 3 tabağım vardı, içlerinden birisi kaydı elimden, kırıldı ve son 2 aydır 2 tabakla idare ettim, sonra saçımı kesmeyi öğrendim, nasıl diye soranlara anlattım, yeni markalara ve o markaları kullanan insanlara alıştım, bir kadına çok fena aşık oldum, toparlayamadım kendimi, diğerlerinin sözünü etmesem de olur, kısacası sekiz buçuk ay bindiği trenin üzerinde yol aldığı raylardan bağımsızlaşan, kimi zaman uyuklayan kimi zaman da etraftakileri gözlemleyen bir yolcu umarsızlığında geçti. Tek parça halinde ilk arayı veriyorum, bir haftalığına İzmir&#8217;e, eve dönüş&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/06/13/8%c2%bd-ay-sonra-turkiye/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ulan bu yollar sanki Avrupa Birliği mi?</title>
		<link>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/05/12/ulan-bu-yollar-sanki-avrupa-birligi-mi/</link>
		<comments>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/05/12/ulan-bu-yollar-sanki-avrupa-birligi-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 May 2010 18:25:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Durmus Cetin Akman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Çile]]></category>
		<category><![CDATA[Tayfun Talipoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[TÜVTÜRK]]></category>
		<category><![CDATA[Vatandaş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.durmuscetinakman.com/?p=1062</guid>
		<description><![CDATA[Vatandaşa cart curt yok!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object width="400" height="224" ><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="movie" value="http://www.facebook.com/v/218547386009" /><embed src="http://www.facebook.com/v/218547386009" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="550" height="380" /></embed></object></p>
<p>Vatandaşa cart curt yok!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/05/12/ulan-bu-yollar-sanki-avrupa-birligi-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ninda-an ezzateni watarra ekutteni*</title>
		<link>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/05/10/ninda-an-ezzateni-watarra-ekutteni/</link>
		<comments>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/05/10/ninda-an-ezzateni-watarra-ekutteni/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 May 2010 13:23:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Durmus Cetin Akman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[Euro]]></category>
		<category><![CDATA[Yunanistan Krizi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.durmuscetinakman.com/?p=1039</guid>
		<description><![CDATA[*Ekmeği yiyeceksiniz, suyu da içeceksiniz. &#8211; Hititçe Zeus’un evlatları, dün Atina’yı yıkıp yıkarken, iyi ki, dedim, şımarık tembellerin değil, her şeye rağmen çalışkan, sabırlı, inançlı insanların ülkesinde yaşıyorum. Böyle buyurmuş Aslı Aydıntaşbaş 6 Mayıs tarihli yazısında. Daha önce yazacaktım ancak araya giren sınavlar nedeniyle şimdiye kaldı. Yazısını ilk okuduğum andan itibaren, karşı çıktığım noktaları tekrar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>*Ekmeği yiyeceksiniz, suyu da içeceksiniz. &#8211; Hititçe</p>
<blockquote><p>
Zeus’un evlatları, dün Atina’yı yıkıp yıkarken, iyi ki, dedim, şımarık tembellerin değil, her şeye rağmen çalışkan, sabırlı, inançlı insanların ülkesinde yaşıyorum.</p></blockquote>
<p>Böyle buyurmuş Aslı Aydıntaşbaş<a href="http://http://www.milliyet.com.tr/yunanistan-avrupa-ya-yakismiyor/asli-aydintasbas/siyaset/yazardetay/06.05.2010/1234250/default.htm"> 6 Mayıs tarihli yazısında</a>. Daha önce yazacaktım ancak araya giren sınavlar nedeniyle şimdiye kaldı. Yazısını ilk okuduğum andan itibaren, karşı çıktığım noktaları tekrar tekrar düşündüm, çeşitli insanlara sordum, soruşturdum. Kendisi hangi kanallar ve yollar üzerinden Yunanistan&#8217;ı ve Avrupa&#8217;yı izliyor bilemiyorum. Benim yararlandığım kanallar ve insanlar genellikle bu krizin birinci dereceden etkilediği kesimlerdendi.</p>
<p>Öncelikle, Yunanistan ve Avrupa&#8217;ya karşı bir <em>oholsunculuk</em> durumu doğru değerlendirme olanağını ortadan kaldırdığı gibi, durumdan çıkartılması gereken dersleri de erteliyor ve zaman ile gündemin karadeliğinde unutulmaya mahkum ediyor. Kriz artık Yunan Krizi diye adlandırılamaz hale gelmiştir, tüm Avrupa&#8217;nın meselesi haline gelmiştir. Bu tip bir krizden önce de Avrupa&#8217;nın üretim gücü olan ülkelerin kamuoylarının Euro Bölgesi&#8217;ne bakışı olumsuzdu ve misal Alman Halkı DM&#8217;li günlerini özlemle yad eder durumdaydı. Şimdilerde bu krizin Avrupa siluetine aşağı ve yukarı yöne doğru tükürmeyi engelleyen birer sakal ve bıyık çiziverdiği bir gerçek. Yerel kamuoylarına anlatılmaya çalışılan yardım kararları ve Euro parabiriminin değerinin düşmesinin yaratacağı tehlikenin ayaksesleri, Avrupa kıtasında yankılanıyor şimdi.</p>
<p>Tüm bu kargaşa içersinde Anadolu insanına pay çıkarılacaksa, orada da biraz düşünmek gerekli. Kim bu Anadolu denen yarımadanın insanı? Kökeni hangi devre tarihleniyor? Hititler&#8217;in başlıkta alıntıladığım sözüne, &#8220;Yarin yanağından gayrı her yerde her şeyde hep beraber!&#8221; diyebilmeyi kim başardı? Geometriciler, tıbbın yaratıcıları ve söylence anlatıcıları bu topraklarda yaşayıp ölürken, ne zamandan beri servet ortak kazançtan daha değerli oldu? Bu soruların yanıtlarını, ulus devlet bakışaçısının yanıltıcı ögelerinden kurtularak vermek gerekir. Biz, bizden kötü olanlar ve bizden iyi olanlar şeklinde gelişen bir algının yarattığı kendini beğendirme hezeyanlarının ve kendini yakıştırma sayıklamalarının sonu insanların biraraya gelmesi ile son bulacak. Çünkü devletlerin ve hükümetlerin yanlışları, öngörüsüzlüğü ve hantallığı herhangi bir bireyin ya da bir halkın daha iyi yaşam hakkını gasp ettiği sürece insanların sabrının bir sonu olacak.</p>
<p>Avrupa Birliği&#8217;nin dayandığı üç sacayak, siyaset, ekonomi ve kültürdür diyebiliriz. Birliğin genişleme sürecinde gözönünde bulundurduğu ölçütler, birliğin geleceği açısından olduğu kadar, birliği oluşturan devletlerin halklarına anlatabilmesi için de önemlidir. Birliğin herhangi bir parçasının siyasi, ekonomik ve kültürel ölçütlerden herhangi birine uzak düşmesi, uyum sağlayamaması görünür olduğu zaman biriken öfke ve bıkkınlık duygusu kendini birliğin dönüm noktalarında aşırı bir biçimde gösteriyor. Siyaseten Avrupa Anayasası&#8217;nın reddedilme süreçleri, ekonomi alanında yaşanan son kriz ve kültürel yaşamda göç politikalarına karşı gelişen tepkiler bunlara en sıcak örnekler. AB&#8217;nin de elbette bunlara karşı geliştirdiği öncül ve güncel önlemler var. Yine de Avrupa genelindeki öğrenci ve staj hareketliliği, çok dilli programların ve projelerin desteklenmesi ve Avrupa vurgusu yapan yayınların desteklenmesi gibi önlemlerin çoğu bu tür adımlara sıcak ve yakın davranan bireyler tarafından anlaşılıp benimsense de durağan bir yaşam biçimini benimseyen kesimler tarafından Avrupa yaşam tarzına tehdit olarak değerlendiriliyor. Tüm bu olumlu adımların, şu günlerde beliren genel görünümü toparlayacak bir enerjiye sahip olmadığı, Avrupa&#8217;daki ulusal vurgunun keskinliği köreltmediği ve mevcut pazar yapısının hızlandırdığı Güney Avrupa&#8217;nın çöküşünü durduramadığı çok açık. Bununla birlikte, Avrupa&#8217;nın demokrasi ve eşitlik açısından kat ettiği yolun Yunanistan&#8217;daki gösteriler nedeniyle Aydıntaşbaş ve benzer düşünenler tarafından </p>
<blockquote><p>Ama Olympos’un sahte tanrıları gerçeklik duvarına toslayınca, bir anda çılgına dönüp “demokrasinin beşiği”ni Kırgısiztan’a çeviriverdiler.<br />
O zaman hak ettikleri yer de Avrupa değil Orta Asya olmalı.  </p></blockquote>
<p>şeklinde değerlendirmesi, bu kazanımlardan birşey eksiltmiyor. Avrupa&#8217;nın demokrasisine karşı Hindistan ve Çin benzeri bir kalkınmayı savunmak için ya emek düşmanı ya da demokrasi düşmanı olmak gerekir. Zaten yazarın da belirttiği gibi, demokrasi onun için &#8220;<em>Sıramızı bekleyip, sandığa gidip sessizce oyumuzu atıyoruz.</em>&#8221; diye betimlenebilen sessiz bir dönence, gönül koyulan bir dostluk ya da ruhsal bir meditasyon. İşin aslı öyle değil tabi ki.</p>
<p>Anadolu&#8217;nun dersane parası yüzünden kendini asan öğrenci velileri, İstanbul&#8217;a göç etmek zorunda kalıp fazla mesai parası almadan kuzu gibi çalışan beyaz yakalı kavruk gençleri, sosyal güvencesi olmadan işten işe koşulan taşeron emekçileri ve atanamayan aç öğretmenleri var. Anadolu&#8217;nun sabrı değil sözkonusu olan, burada susmuş ve susturulmuş insanları çaresizlikleri var. Kimsenin &#8220;müslüman kalvinist&#8221; olmaya gönlü de yok hani, alıp buradan bir Amerikan WASP destanı yazalım. Yunanistan&#8217;ın nüfus olarak 7 katı -daha da katlamaya meyilli-, olan bir ülkenin halini Kayseri ile özetlemek kolaycılık kadar, yanıltıcılık da oluyor.</p>
<p>Yunan Krizi&#8217;nden çıkarılacak ders, PASOK&#8217;un Soyvetçi ve Yunan Halkı&#8217;nın da şımarık olduğu değildir. Çıkarılacak ders, sırtını AB&#8217;ne dayayıp turizmin iç pazarı döndürmesini beklemenin ve yolsuzlukları yalan yanlış istatistikler ile örtbas etmenin acı sonuçlarıdır. Batı dünyasına karşı ezikliğimizin, ev ödevini başkalarından saklayarak hırsla yapıp ertesi gün öğretmene hışımla gösteren ilkokul öğrencisinden pek farkı yok. Her fırsatta Yunanistan&#8217;a basarak yükselmenin yolunu aramak da, dünyaya açılan bir ülkenin insanlarına yakışacak bir tavır değildir. Ama neyse ben &#8220;Fransızlar gibi dırdır, Yunanlılar gibi vıdı vıdı&#8221; yapmış olmayayım, zaten<a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=4012082"> gerekirse 135 bin ölü daha verir</a> Avrupa Birliği&#8217;ni bile alırız, Yunanistan&#8217;ı da Orta Asya&#8217;ya gönderiveririz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/05/10/ninda-an-ezzateni-watarra-ekutteni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rüya ve Atmosfera</title>
		<link>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/04/01/ruya-ve-atmosfera/</link>
		<comments>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/04/01/ruya-ve-atmosfera/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Apr 2010 17:31:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Durmus Cetin Akman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Başka]]></category>
		<category><![CDATA[Atmosfera]]></category>
		<category><![CDATA[Milano]]></category>
		<category><![CDATA[Rüya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.durmuscetinakman.com/?p=962</guid>
		<description><![CDATA[Rüyamda bir vagon dolusu insanla yemek yiyorum. Daha doğrusu ben yiyorum, onlar bakıyor ve adımın doğru telaffuzunu öğrenmeye çalışıyorlar. Şetin, setin, cetien sesleri arasında vagon ilerliyor yavaşça, Milano&#8217;da olduğumuzu çakıyorum. Adımı en doğru biçimde söyleyen garson kız oluyor. Vagon başladığı yere geliyor, rüya bitiyor. Milano&#8217;da da böyle bir atraksiyon olduğunu öğreniyorum bugün, o zaman basalım [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://blog.durmuscetinakman.com/wp-content/uploads/2010/04/ATMosfera_duomo_big.jpg"><img src="http://blog.durmuscetinakman.com/wp-content/uploads/2010/04/ATMosfera_duomo_big.jpg" alt="" title="ATMosfera_duomo_big" width="800" height="536" class="aligncenter size-full wp-image-961" /></a></p>
<p>Rüyamda bir vagon dolusu insanla yemek yiyorum. Daha doğrusu ben yiyorum, onlar bakıyor ve adımın doğru telaffuzunu öğrenmeye çalışıyorlar. Şetin, setin, cetien sesleri arasında vagon ilerliyor yavaşça, Milano&#8217;da olduğumuzu çakıyorum. Adımı en doğru biçimde söyleyen garson kız oluyor. Vagon başladığı yere geliyor, rüya bitiyor.</p>
<p>Milano&#8217;da da <a href="http://european-culinary-travel.suite101.com/article.cfm/milans_most_exclusive_restaurants">böyle bir atraksiyon</a> olduğunu öğreniyorum bugün, o zaman basalım gidelim oraya, o garson kızı bulalım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.durmuscetinakman.com/2010/04/01/ruya-ve-atmosfera/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

