Hiç kimse istemez istenmeyen olmayı ama oluruz.
Sunday, January 1st, 2012Güzelliğe ve geçiciliğe inanmaya başladığım bir yıl oldu. Birbirine düşman bu iki kavrama birden inanmaya başlayınca, belki ben fark etmeden, daha hafif, daha yüzeysel ve daha hızlı bir yıl oldu ve arkamda bıraktığım yolun uzunluğu ve zorluğu ile ilgilenmemeye başladım. Zira saçımdaki beyazların yıllardır olduğu gibi tek tük görünmek ile yetinmeyip artık şakaklarıma doğru inmeye meylettiği yıllara girdim. Bu esnada bir başkası, dünyanın başka bir köşesinde henüz yeni terlemeye başlayan bıyıklarının telaşını duyabilir, diğer bir başkası, belki biraz daha yakınlarımda, belirginleşen gül memelerinden utanıp sıkılabilir, hem de bir üst katta yaşlı bir el son kez su bardağına uzanabilmişken. Yani yıllar dahi insanlara göre değişirken, insanların yıllara göre değişmesi fazla kişisel kalıyor diyebilirim. Bu da zaten -tüm diğer insanlar gibi- yürüdüğüm yolları efsaneleştirmekten vazgeçmeye karar vermemin ilk nedeni olabilecek kadar has bir gerçeklik. Efsaneleştirmek konusu açılmışken, her fikrimizin ve beğenimizin arşivlendiği ve kitleye (seçtiğimiz kendi kitlemize de denebilir) açık hale geldiği bir çağda, hangimiz hiç duyulmamış bir efsanenin kahramanı olabilir ki diye sormak gerekir. Ve elbette günlerin yığınlar halinde dizilmesi ve eskitilmesi ile vardığımız sevinçler ve üzüntüler arasında hangimizin öğrendiği ve bellediği diğerlerinin öğrendikleri ve bellediklerinden daha değersiz olur ki? Diğer insanları sönükleştirme hakkını, hem de çok matah bir şeymişizçesine, nereden alırız? Halbuki öğrenilenlerin değerinde oynama olmaz, fakat geçerlilik ve etki bakımından biraz farklıdır, hem insanlar hem de efsaneleri. Çünkü her yıldan veya her günden öğrendiğimiz ve bellediğimiz kurallar, alışkanlıklar ve tavırlar, karar alabilme ve uygulayabilme gücünden yoksun olduğumuz sürece yaşam kitaplığından çekilen bir kitabın harekete geçirdiği mekanizma ile yaşam alanının duvarlarının üzerimize doğru yürüdüğü bir korku filmine dönüşür. Bu gücü de bu yaşa kadar, kastettiğim yaşamın ilk yarısı, elde edemeyenler daha değersiz olmamakla birlikte daha geçersiz ve etkisiz bir yaşama mahkumdur. Böyle bir güçle meydana çıktığımda, hani şu aile toplantılarında yeni aldığınız bir kararı açıklama anı ve o ortamın garip arka sesleri birbirine karıştığında, tereddüt etmeden konuşabilme bahtiyarlığı bende mevcut ve “Burada!” diye bağırıyor. Feylesof Almanlar’ın adını koyduğu gibi: “Dasein”.
Velhasıl-ı kelam, güzel günler yaşadık ve yaşayacağız diye geçiciliği unutmaya ve zamanın çöpleştirici gücünü yadsımaya varoluşumuz ve varolmaya dair hırsımız yetmez. Öte yandan da geçiciliğe ikrar verdik diye de güzelliği ve yaşamdolu olmayı, daha güzel hayaller kurmayı terk etmeye hislerimiz yetmez. Yapılacak diye emrolunmaz fakat yapılsa iyi olur dediğim şey şudur: Yaşam kimi zaman geçici kimi zaman da güzel kararlar vererek yaşanır. Bu sonsuz kıyas, tıpkı “hayat” ve “yaşam” kelimelerinden hangisinin daha güzel ve hangisinin daha geçici olduğuna karar verememek gibidir.
İyisi mi şimdi biraz para kazanalım, sonra kaldıysa insanlığımızdan fakirlere pay ederiz. Acı ama gerçek. Güzel ama geçici.
*Başlıktaki dizeler için, http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=2508158
