Bu ne bohemlik.
Sunday, February 5th, 2012Biz, her dilde bohemiz, esriğiz, aylağız, göçebeyiz, hergeleyiz.
Biz, her dilde bohemiz, esriğiz, aylağız, göçebeyiz, hergeleyiz.
Kurda kuşa yem olmak.
Bu, aynı şekilde
Almanya’dakiTürkiye’deki her vatandaşımızın bir damla kanının dahi hesabı sorulacak bir meseledir. Bu konuda kimsenin tereddüdü olmasın. Özellikle son çıkan haberden sonra yakından takip ediyoruz. Bütün hukuki çalışmaları yapacağız. Bu kardeşlerimizin şehit edilmesi, özellikle şehit ifadesini kullanıyorum çünkü siyaseten öldürüldüler. Adli bir vaka sebebiyle değil. Bir ırkçılık dolayısıyla,TürkErmeni oldukları için öldürüldüler, onları şehit addediyoruz. Bizim onurla taşıdığımız kimlik sebebiyle öldürüldüler. Onların hukukunu da sonuna kadar takip ederiz. Bundan kimsenin tereddüdü olmasın Türkiye Cumhuriyeti devletinin kudretinden de kimsenin tereddüdü olmasın. Bu meselenin takipçisi olmaya devam edeceğiz.
Hrant Dink Davası’nda varılan karar sonrası Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Almanya’daki yabancı cinayetleri üzerine yaptığı açıklamada yer alan iki kelimenin (“Almanya’daki”, “Türk”) üstünü çizip yerlerine başka iki kelime (“Türkiye’deki”, “Ermeni”) koyuyorum.
Söylenebilecek her şeyi söylemiş oldum sanırım.
Mi ha imparato fin da bambino che si deve mangiare alle undici prima che il sole ti bruci la testa, e alle quattro della sera. Se no è tutto veleno che ti si pianta qui e che ti va nel sangue.
Doğal olarak İtalyanca yazınca, sanılıyor ki insanın bazen boğazına çöken Avrupa sinemasının sanatsal kaygısından uzun çıkarımlar sonucu züppelik heybeme attığım derin bir replik. Yok kardeşler, aile masasında oturan huysuz ihtiyarın dediği üzere:
Çocukken öğrendim ki henüz güneş başını yakmadan saat onbirde ve öğleden sonra saat dörtte yemek yemelisin. Aksi halde yediğin her şey kanında zehire dönüşür.
Hatırlamak güzel, Fellini gibi hatırlamak daha güzel.

Buradan arşiv kısmına giriyoruz. Açılan sayfadaki başlıklardan “TURKEY” tıklandığında kendi ülkemize dair yeni dünyalar açılıyor. Güzel oluyor
Congratulations !
Today is your day.
You’re off to Great Places!
You’re off and away!You have brains in your head.
You have feet in your shoes
You can steer yourself
any direction you choose.
You’re on your own. And you know what you know.
And YOU are the guy who’ll decide where to go.You’ll look up and down streets. Look ‘em over with care.
About some you will say, “I don’t choose to go there.”
With your head full of brains and your shoes full of feet,
you’re too smart to go down any not-so-good street.And you may not find any
you’ll want to go down.
In that case, of course,
you’ll head straight out of town.It’s opener there
in the wide open air.Out there things can happen
and frequently do
to people as brainy
and footsy as you.And when things start to happen,
don’t worry. Don’t stew.
Just go right along.
You’ll start happening too.OH!
THE PLACES YOU’LL GO!You’ll be on your way up!
You’ll be seeing great sights!
You’ll join the high fliers
who soar to high heights.You won’t lag behind, because you’ll have the speed.
You’ll pass the whole gang and you’ll soon take the lead.
Wherever you fly, you’ll be the best of the best.
Wherever you go, you will top all the rest.Except when you don’t
Because, sometimes, you won’t.I’m sorry to say so
but, sadly, it’s true
that bang ups
and Hang-ups
can happen to you.You can get all hung up
in a prickle-ly perch.
And your gang will fly on.
You’ll be left in a Lurch.You’ll come down from the Lurch
with an unpleasant bump.
And the chances are, then,
that you’ll be in a Slump.And when you’re in a Slump,
you’re not in for much fun.
Un-slumping yourself
is not easily done.You will come to a place where the streets are not marked.
Some windows are lighted. But mostly they’re darked.
A place you could sprain both your elbow and chin!
Do you dare to stay out? Do you dare to go in?
How much can you lose? How much can you win?And IF you go in, should you turn left or right…
or right-and-three-quarters? Or, maybe, not quite?
Or go around back and sneak in from behind?
Simple it’s not, I’m afraid you will find,
for a mind-maker-upper to make up his mind.You can get so confused
that you’ll start in to race
down long wiggled roads at a break-necking pace
and grind on for miles across weirdish wild space,
headed, I fear, toward a most useless place.
The Waiting Place……for people just waiting.
Waiting for a train to go
or a bus to come, or a plane to go
or the mail to come, or the rain to go
or the phone to ring, or the snow to snow
or waiting around for a Yes or a No
or waiting for their hair to grow.
Everyone is just waiting.Waiting for the fish to bite
or waiting for wind to fly a kite
or waiting around for Friday night
or waiting, perhaps, for their Uncle Jake
or a pot to boil, or a Better Break
or a string of pearls, or a pair of pants
or a wig with curls, or Another Chance.
Everyone is just waiting.NO!
That’s not for you!Somehow you’ll escape
all that waiting and staying.
You’ll find the bright places
where Boom Bands are playing.With banner flip-flapping,
once more you’ll ride high!
Ready for anything under the sky.
Ready because you’re that kind of a guy!Oh, the places you’ll go! There is fun to be done!
There are points to be scored. there are games to be won.
And the magical things you can do with that ball
will make you the winning-est winner of all.
Fame! You’ll be famous as famous can be,
with the whole wide world watching you win on TV.Except when they don’t.
Because, sometimes, they won’t.I’m afraid that some times
you’ll play lonely games too.
Games you can’t win
‘cause you’ll play against you.All Alone!
Whether you like it or not,
Alone will be something
you’ll be quite a lot.And when you’re alone, there’s a very good chance
you’ll meet things that scare you right out of your pants.
There are some, down the road between hither and yon,
that can scare you so much you won’t want to go on.But on you will go
though the weather be foul
On you will go
though your enemies prowl
On you will go
though the Hakken-Kraks howl
Onward up many
a frightening creek,
though your arms may get sore
and your sneakers may leak.On and on you will hike
and I know you’ll hike far
and face up to your problems
whatever they are.You’ll get mixed up, of course,
as you already know.
You’ll get mixed up
with many strange birds as you go.
So be sure when you step.
Step with care and great tact
and remember that Life’s
a Great Balancing Act.
Just never forget to be dexterous and deft.
And never mix up your right foot with your left.And will you succeed?
Yes! You will, indeed!
98 and 3/4 percent guaranteed.KID, YOU’LL MOVE MOUNTAINS!
So…
be your name Buxbaum or Bixby or Bray
or Mordecai Ali Van Allen O’Shea,
you’re off to Great Places!
Today is your day!
Your mountain is waiting.
So…get on your way!
Ben, Aznavour’u boykot edemem, etmem arkadaş. Şimdiden söylemiş olayım. Bende anısı var, ben başka bir adamım, sen başka bir adamsın, o başka bir adam. Başka başka adamlar, illa zoraki bir amaçta beraber saf tutacak diye bir şey yok. En nihayetinde, hepimiz sömürülen duyguların ve emeklerin adamlarıyız.
Henüz gelişme çağında olan, el emeği göz nuru, kimi zaman kitapçının geniş gönlü sağolsun aslında çok da para etmeyen klasikleri taksitlere böldürerek kimi zaman vefat eden koleksiyoncu hocaların kutu kutu mirasından çekinceyle nasiplenerek ve kimi zaman da arkadaşlarım ile takas ederek zenginleştirdiğim, belki de hayattaki tek başarılı projem olan kütüphanemden uzakta, başka bir dilde yığınlarca ve sıralarca kitabın içinde aynı tadı bulamadığımdan fakat yine de yavaş yavaş sözlerin başka bir kültürdeki dizimine alışmaya başladığımdan kadere biraz küskünce Internet üzerinden bir dize, bir cümle ve bir anlatış kırıntısı aradığım günlerin birinde bir şiire rastladım. Aslında rastlaşmak, arayanın ve arananın mevcut olduğunu düşünürsek yalan katılmış bir söz olur. Aradığımın ne olduğu gayet açık: Hem aynı hem de farklı günler ve anılar bundan 10 yıl önce, 50 yıl önce, 100 yıl önce, 1000 yıl önce nasıl ve niye anlatıldı? İnsan aynı dili konuştuğu bir insana bile derdini zor anlatırken, tercümeyle nasıl oldu da bir yandan yeni dünyalara geçildi bir yandan da esas ile olan ince bağ itina ile korundu? Ve yekünde ortaya çıkan dikişsiz ve yamasız libas nasıl her cüsseye uyar hale geldi? İşte ben bu hesapları, küçük kafamda dizdiğim sayılar ve çizdiğim müsveddeler ile yapamam, mutlaka bir arayış serüvenine girişir ve ne kadar süreceği belirsiz de olsa sonuna kadar giderim.
E tabî ki insan, arama ve ortaya çıkarma serüveninde yenilenip, değiştiği için, Metin Altıok’un hüzünlü dizelerinin peşine düşmüş iken, kendimi, Şekspir’i Türkçe’de raks ettiren, bir başka türlü konuşturan ve onu bize bizden bir adammış gibi aksettiren Can Yücel’in ayaklarının dibinde bulduğum, oradan da ruhani bir havale ile Rimbaud’nun o helecan ve heyecan dalgasına binmiş şiirinin belki üç belki dört belki de beş çevirisinde Fransızca bohemyen olma halinin Türkçe’den derbederliği, başıboşluğu, çingeneliği ve göçebeliği kardeş bildiğini öğrendiğim ve hemen ardından Cyrano de Bergerac’ın “Non, merci!” isyanını Türkçe’de “İstemem, eksik olsun!” diye duyduğum geceler gibi düzensizce renklenmiş gecelerim çok olmuştur. Bazı bazı da iki farklı kitabın ana kahramanlarını düşünürken, yazarlar arasında ilginç bir bağ keşfederim, tıpkı Rastignac ile Raskolnikov üzerinde düşünürken Dostoyevski’nin Balzac’a olan meylini öğrenmek gibi… Böylesine delişmen bir serüvenin zararı yok, ama bazı gecelerde de ben daha hiç uğraşmadan bir eser kendini önüme serer, öylesine de itirazım yok. Bir roman, bir şiir ya da bir öykü karşıma çıktığında eğer başka bir anlatının çağrısına kulak asmıyorsam, bu düpedüz önüme serilen “yazılmış”ın ve “anlatılmış”ın tekinsiz oluşundandır. Ece Ayhan da tekinsiz ama bereketlidir. Aşağıdaki şiiri beni çok uğraştırmadan Aylak Adamlar’ın sitesinde yolumu kesiverdi ve dudaklarda yapışkan bir renk bırakan ucuz bir şarap ona eşlik etti.
Carlos Abimizin mekanı burasıymış.
…with our hands and our heart.