Türkçe

Yol

Altı aydır tek kelime yazmamışım. Günlük namına düzensizce tuttuğum küçük notlar dışında başımdan neler geçtiğine dair bu sanal geridönüşüm merkezine herhangi bir katkım olmamış. Aslında bilinçli olarak beynimi ve ellerimi başka işlerle meşgul ettiğimi itiraf etmeliyim. Ve elbette biraz da paylaşma düşüncesine yabancılaşmamın katkısı olmuştur bu duruma. Şimdi fark ettim de heybeye elimi daldırdıkça ıvır zıvır şeyler çıkıyor. Dürüst ve kısa cümleler ile yazmaya söz vermiştim oysa ki. Bilinç dedim. Hani şu kendimizi kontrol altına almaya çalıştığımız demir parmaklıklarla örülü eski otobüs garajı… Yabancılaşma dedim. Bilincin bilmediği ya da yanında yakınında görmek istemediği olaylar, ortamlar ve kişiler… Bir de heybe kurasında çektiğim son şey: Telaş. Evet, hayatımda hiç olmadığım kadar telaşlıydım son aylarda. Saçlarımı -aslında sadece saçlarım olsa iyi sakallarımı bile- beyazlatan bir telaş hüzmesinin arkasında kalan dünyayı görmeye çalıştım ben. Sonuç: Ağlardan kurtulan vahşi bir hayvan, çiftliğimizde mutlu ve güvende ama henüz doğal yaşama dönecek kadar güçlü değil, güçlenebilmiş değil.

Benzetmelerin ardında hayattaki kazanımlar, dağınıklıklar, vazgeçişler var. Yol boyunca belli belirsiz seçilen tabelaların gösterdiği yönlere doğru ilerlerken yazılan seyir defterini bazen lime lime edip arabanın penceresinde atıverme isteği var. Nefes kesici bir manzara için ya da çayı güzel diye durulan bir mola kahvesinde dinlenen gözler var. Açık açık yazmayı bırakalı çok oldu, başkalarının beğenisi için harcanan saatleri kendi cebime atmaya başlayalı çok oldu, artık ne bir duygu ne de düşünce elimden ekrana düşüyor. Çağımızın şarlatanlıkları ve başımızın belaları için vakit kaybetmeye gerek yok. Bu da yeni yaşımın yeni yolu oldu. Uzun ince bir yol…