Bir Devrin Hikayesi, Türkçe

Tarhana, Çay ve Rakı

Ne yaparsam yapayım, ne hayal kurarsam kurayım, bir önceki geceden kalan kuru fasulyenin de katıldığı bol salçalı tarhananın yarım bağdaş kurularak ve TRT FM dinlenerek hızlıca kaşıklandığı sofranın tadı karışıyor elimdeki işe, kurduğum görkeme ve saplandığım bohem histeriye. Sanki çalışkan annem hiç yanıbaşımdan ayrılmamış, bilgi yarışmalarına katılan oğlunu alkışlaması hiç kesilmemiş, telefondaki sesi hiç donuklaşmamış gibi hissediyorum. İleride güzel günler olmayacak diye bir şey yok. Sadece ben çocukluğum ile helalleşmedikçe yaptığım her bir işe o tarhananın yoğun tadı ve kıvamı siniyor. Kardeşlerimle sucuklu yumurtanın nasıl üleştirileceğini konusunda kavga ederken, daha önce bunu yazdım mı bilmiyorum, şimdi kusacak kadar, tavalar dolusu, metrelerce sucuk yesem de eskinin bazen leziz bazen de iç bulandırıcı tadı hep benimle.

Hangi tür bitki çayını içsem, metal çaydanlıkta demlenen, demleyen kişi vakti zamanı unutunca ‘Dişi çıktı’ diye hatırlatılan bizim çayların tadı gelip boğazıma takılıyor. ‘Bunun yanında muhabbet de güzel giderdi’ diyorum içimden, elimde buruş buruş bir sallama çay poşeti, ama herkes işinde gücünde. Öğleden sonra saat 4 gibi teklifsiz gelen çaycının kesme şeker hesabı yaparak dağıttığı çayların verdiği güçle paydostan önce son bir kez daha kalaslara ve tomruklara gömülen dedemin işçilerinin öğüdüne uydum da okudum. Büyük adam olmuşumdur onların gözünde. Çeşit çeşit ülke gördüm, ‘chaivala‘lar, ‘tea party‘ler gördüm de durulmadım. Bizim bıçkının ucundan da tomruk eksik olmuyor işçi abiler amcalar. Ama çok defalar hele şu aralar daha bir sık şöyle ağız dolusu küfür ede ede bir kısa paydos sohbeti yapasım var, işte bu eksik. Onlardan dost olmaz diye bir şey yok. Sadece ben bu düzlemde yürüdükçe aynı noktaya dönme umudumu yitirmeye başladım.

Alkolü de azalttım vesselam, eğlencesi için içiyormuşum zaten, yeme eğlencesi, gülme gülüşme eğlencesi, dalgın suların verdiği mesajı çözme eğlencesi, ama hâlâ içmeye oturunca ben eski rakı masalarımız gibi olacak zannediyorum. Bana isim vererek alkol soruyorlar, ooo çok iyi biradır diyorlar, ooo çok feci çarpar o rom diyorlar, ooo çok cooldur o viski diyorlar, bense soğuklardan güneşe kaçan sokak kedisi gibi rakıya vakıf masalar arıyorum. O serin akşamlarda ‘Hadi kalkalım artık’ denilince bir küçük daha söyleyen dostu arıyorum. Telefonuna değil gözümün içine baka baka ‘Hep beni sev’ diyen kızı arıyorum. Nasılı değil neler yaşadığını anlatan gözü yaşlı, yıkılmış 40lı yaşlardaki adamı arıyorum. Sarhoş olunur, biraz çılgın ve çıkıntı olsan, bir de ağzına bal çalan bir insan olsa çok kolay sarhoş olunur. Sadece ben bu yaşları aldıkça, bu yaşlar neden beni aralarına almıyorlar? Çok içerliyorum.

Beni de alın ne olur koynunuza hâtıralar…