Türkçe

Ne Yapmamız Gerek

Susmaya başladıktan sonra diğerlerinin sesini daha çok duyar oldum. Memleket ve dünya meselelerine doğru isteksizce açılan sohbetleri kısa kesmeye başlamam da bundandır. Çünkü bu sesler ve sözler en basit sıfat tamlaması ile çirkin söz diye tanımlanabilir. Biraz daha derinlere insek ve bu safsatalara tanım bulmaya çalışsak vasatlık ve öfke dışında bir şey bulamayız. İşin garibi devamlı bu safsataları dinleyenler de bu kurusıkı atan evliyalara inanmaya başlar. Bunlar için evrensel düzlemde yankısız derdim ama gitgide bu vasatlığı her köşede görür olduk. Amerika’nın ve Avrupa’nın savrulduğu saçmalıklar, dünya nüfusunun yüzde kırkını taşıyan Çin ve Hint diyarlarının uğraştığı sorunlar ve o sorunlara bulunan ya da bulunduğu sanılan çözümsü çözümler, Latin ülkelerinin içinde debelendiği bireycilik ve adam kayırmacılık bize çok da umutlu olmamayı salık veriyor. Dünyanın geri kalanı da henüz temel sorunlarını çözemediği için orta direk vasatlığına geçiş yapamıyor. Yoksa onlar için de ver elini yabancı düşmanlığı, ver elini kıçıkırık tarih yazımı ve insanlığın tümden katli…

Ne yapmamız gerek? Bir: Birbirimize daha da yakın durmamız gerek. Herkes ile tanış olabilmemiz gerek. Kabileciliği, aşiretçiliği, sülaleciliği, siteciliği kafamızdan çıkarmamız gerek. İki: Eşit paylaşmamız gerek. Parayı değil, fırsatları ve imkanları. Para bulunur, etkisi nesiller sürecek olan bir imkan eşitliği bulunmaz. Tüm insanlara yayılmamış bir eşitliği bulanlar da bu imtiyazların ve iltimasların peşinde ve kucağında kör olur. Üç: Dünya için üretmemiz gerek. Bu gezegene yararından çok zararı olan üretimi, ne tekelci ne de sadece bazı milletlere mahsus olmayan ve ilerici olan teknoloji ve hizmet üretimi ile yenmemiz gerek. Dört: Gülmemiz gerek. Dünyayı kasıp kavuran aptallıklara ve şaklabanlıklara katıla katıla gülmemiz gerek. Neden oldukları felaketlerden önce ve sonra tüm olanların yine kendi seçimleri olan ilkelliklerinin doğal bir sonucu olduğunu hatırlatarak yüzlerine baka baka gülmemiz gerek.

Dünya biz istesek de istemesek de ikiye ayrılıyor: Salaklar ve akıllılar. Bu bir savaşa evrilecekse tarihte ilk defa sorumsuz bir salaklığın pek de bir şeylerin ardına gizlenmeden en akılsız eylemler için düğmeye basacağını göreceğiz. İlk defa akıllı bir yabancının bizden görünen bir salağa tercih edildiğini göreceğiz. Eğer bu işler daha da kötüleşmeden gereken adımları atabilirsek bu vasatlığın neden oldukları için bir müze açılabilir. Yok eğer başaramazsak tüm dünya yüzyıllar sürecek bir isyan halinde yaşayıp kendi sonuna asık bir surat ile merhaba diyecek. Evimiz yurdumuz bize zehir olacak, panzehiri tüm dünya olan bir zehir.