Türkçe

Sonuna Kadar Gitmek

Ne kadar azaldık, ne kadar uzaklaştık hiç mi hiç üzülmüyorum. İnsan, kişilik denen kaba kendi benliği ve anıları dışında bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda insanı da alır  ve eğer yalın bir yaşam seçmişse bu kadar az insanla beraber yürüyor olmak bu yolculuğu çekilmez bir yolculuk yapmaz. Herkesin dostu, herkesin sevgilisi olmak bir sanat ise yılların içinden süzülerek saflaşan bir bizimkiler sofrasını donatabilmek bir zanaattır. Soyut ya da somut bir de insanın çocukluğundan gelen yaraları var, düşleri var. Bunların ardından orta sınıfın büyütmek zorunda olduğu bir kariyer beslemesi var. Kim isterdi elbet masaların, sandalyelerin, klimaların, telefonların içinde geçen bir ömrü… Küçük kaçamaklar ve çarpmaz yakmaz elektrik kaçakları dışında en büyük çılgınlığın bu kafesten çıkmak için sayılı günle izin almak ve doğru ya da yanlış mevsimde uzak diyarlara uçmak olduğu bir ömür. Çok da kötülemeye gelmez aslında, bir kere içindeki canavarla bir anlaşmaya vardın mı bu tutsak ömür senden alışveriş yapan tatsız tuzsuz bir aile babası oluverir. Gelsin gitsin senden alışveriş yapsın, amacımız  eksiye düşmemek bu alışverişte. İnsanlar, yaralar, düşler ve zorunluluklar içinde bizim ne için yanıp tutuştuğumuz belirler son sözümüzü. Ayıp değil topu topu 60 yıllık farkındalığımızı başkalarının cehaletine ve kararlarına kurban etmeyi istememek. İlk bakışta korkaklık ya da bencillik gibi gelir de çekinir insan. Fakat üstüne üstüne gitmek gerek bu yanlış algının. Zorunda değilsin, gelişmemiş bir beynin verdiği kararın yarattığı şiddetin içinde tükürüklere boğulmaya… Zoraki değil, hiç kitap okumamış bir dimağın yarattığı nefret fırtınasında alabora olmak… Zorlama yok, dünyayı anlamayan kafaları değiştiremeyeceksen onlarla birlikte yaşamaya… Kesintisiz kavganın bize kaybettirdiği bir şeyler var: Zaman kaybederiz. Gelişime odaklanamayız. Yanlışa yöneliriz. Kendimizle hesaplaşamayız. Duyularımız körelir. Aralıksız didişmenin bize kaybettirdiği bir şeyler var: Sessizliği bozarız. Sadeliğimiz bulanıklaşır. Beyazımız karalanır. Düşlerimiz güçsüzleşir, bizsizleşir. Bu yüzden içe dönüp binbir aynalı odada kendimizi görmeli. Doğaya dokunmalı. Ne istediğimizi bilmeli. Kafamızda o mücadeleyi kazanmalı önce. Akıllıca kullanılan zaman, güçlenen kişilik ve sivrilen yetenek bizi birkaç adım öne alacaktır. Tüm istekler ve düşler, iyice hesaplanıp, uğruna çalışılınca ve utanılmayınca gerçekliğe dönüşüp beklenen şarkıyı çalmaya başlarlar.

Zaten bir raund daha dövüşmeden inmeyin ringden. Telaşla sizi bataklıklarına ya da nefretle sizi savaş meydanlarına çağıranlara sadece sonuna kadar gitmek istediğinizi söyleyin. Teslim olmak için acelemiz yok. Daha az ve öz, daha çok ve sık, daha sakin ve yalın ve daha nice güzellikler öyle ya da böyle yaşanacaklar. Yeter ki bu ana kadarki yolculuğumuzdan ve yaşam haritamızdan utanmayalım, çekinmeyelim. Biz buna sonuna kadar gitmek diyoruz.