8½ Ay Sonra Türkiye

Bir kapı açıldı, yok ya ne açılması, zorla açtım o kapıyı. Aralıktan girdiğimde karşılaşacağım şeyleri az çok biliyordum, eski bir anımdan hatırlayabildiğim kadarıyla güzeldi, hayat yolunda görülmesi gereken ve katlanılması gereken şeylerdi. İçeride yalnızlık da vardı, ama abartılacak bir şey yoktu. Kapının ötesinden söylüyorum, burada da yaşıyor, burada da yaşlanıyor insan evladı. Hiç sekmesiz aynı ritminde devam ediyor hayat. Sekiz buçuk ayın özetini çıkarıyorum bazen kafamda, bunca ay bulgur pilavı yemeden geçti örneğin, 3 tabağım vardı, içlerinden birisi kaydı elimden, kırıldı ve son 2 aydır 2 tabakla idare ettim, sonra saçımı kesmeyi öğrendim, nasıl diye soranlara anlattım, yeni markalara ve o markaları kullanan insanlara alıştım, bir kadına çok fena aşık oldum, toparlayamadım kendimi, diğerlerinin sözünü etmesem de olur, kısacası sekiz buçuk ay bindiği trenin üzerinde yol aldığı raylardan bağımsızlaşan, kimi zaman uyuklayan kimi zaman da etraftakileri gözlemleyen bir yolcu umarsızlığında geçti. Tek parça halinde ilk arayı veriyorum, bir haftalığına İzmir’e, eve dönüş…


Comments are closed.