Mavi Marmara, Kara Günler

O yardım konvoyundakiler, komandoların bizzat dehşet saçtığı o gemidekiler, o gemilere ayrıldıkları limanlardan el sallayanlar ve o gemilere Gazzelilerin karınları birazcık doysun diye bir gıdım yiyecek, Gazzeli çocuklar savaş gerçeğinden bir an olsun kopsunlar diye bir iki parça oyuncak koyanların çoğu belli ki inanmış insanlar. İnançlarının verdiği vicdan ve ahlak sınırları ile hareket ediyorlar. Bu kısma bir itirazım yok. Fakat ben onların inandıklarının hepsine inanmıyorum. Benim için yardım edilmesi gereken müslümanlar değil, insanlar vardır. Kaldı ki din kardeşliği uğruna yapılan yardımların Süleyman Mercümek gibilerin elinde ne olduğu da ortadadır. Bunlara karşın, onların ne çabalarına ne de uğraşlarına yasal ve doğru şekilde olduktan sonra diyecek bir şeyim de yok. Gelgelelim bu görüş ve daha fenası böyle bir görüş ayrılığı dahi saygı görmüyor. Bir insanın inandıkları üzerinden bir ülkeyi ve bir halkı belirli bir konuma yönlendirmesi ve bunun bağlayıcılığını savunması, hatta ileri götürerek benzerlerin bir araya gelerek kendilerince formüle ettikleri tek tip Türk’ün dışına çıkanları hakaret geyikleri ile suçlamaları görülmemiş şey değil.

Buradan Roland Barthes’e de varabiliriz, dediği gibi : “Le fascisme, ce n’est pas l’interdiction de dire, c’est l’obligation de dire.” Açıkça ortaya konması gereken, dinî sebeplerle o konvoyu organize edenlerin çağrısına yanıt vermemiş kişilerin, vahşi saldırı sonrası İsrail’e ve Museviler’e, konvoyu düzenleyenlerin belirlediği dinî argümanlar ile karşı saldırıya geçme zorunluluğu da olmayışıdır. Böyle bir saldırıya karşı çıkmak için insan olmak yeterli, tıpkı Gazze’ye yardım etmek için sadece insan olmanın da yettiği gibi.

Saldırıdan sonra dağıttığı görüntülerde, sapanlara, misketlere ve sopalara sanki birer ağır silahmış gibi “zoom” yapan İsrail’in bu saldırısını savunmak ile saldırı sonrası yeni bir pogrom çağrılarına kulak asmamak, saldırıyı tüm Museviler’e mal etmemek, yani kısacası “bu savaş benim savaşım değil” demek arasında çok büyük fark var. Bu farkı görmemek, Türkiye’yi, İsrail’in kendi halkına yaptığı gibi bir propaganda ile savaşa çekmek niyetlerinden ileri gelmektedir. Ve bunu yapanlar, Gazze’deki, Ortadoğu’daki dramların kökeninde savaşın, bombaların ve ölümlerin olduğunu unutuveriyorlar.

Neredeyse bir gün boyunca, konuştuk, dinledik, tartıştık. Zaten biz konuşuyoruz da n’oluyor? Bizi bırak BM’de konuşmuşlar, Taksim’de Beyazıd Camii Cemaati ve Saadet Partililer gösterilere başlamış, NTV’de Mete Çubukçu yayın yaparken İsrailliler arkadan bayrak filan sallıyor… Sonuçta Gazze’de çocuklar yine aç. Alın işte 10 kişi daha öldürüldü, 10 kişi daha barbarca öldürülerek bu dram zincirine eklendi. Fakat insanları yaşatması ne kadar zorlaşmış, farkında değiliz.


Tags: , ,

Comments are closed.