Lüfer

İstanbullu’ların lüfer ile ilgili başlattıkları kampanyayı duymuştur sanıyorum herkes: “İstanbul Lüfere Hasret Kalmasın“. İlk duyduğumda kampanyanın İstanbul ile sınırlı kalan bakışaçısı itici gelmişti. Yani İzmirli bir yurttaş İstanbul hasret kalmasın diye, “Ege açıklarında lüfer avlamayın kardeşim!” mi diyecek, diye düşünmüştüm. Ötesi kampanya daha çok lüfer yeme amacı güttüğü için de garip gelmişti. Yanlış anlaşılabilir belki bu noktada, açık açık yazayım ben denizden babam çıksa yerim ve aynı zamanda duyarlılık sebebi ile et-balık ürünleri tüketmeyenlere de sözüm olamaz. Ancak bu ikisi arasında kalıp, “Biraz büyüsünler sonra yeriz” kıvamındaki düşünce olsa olsa Fikir Sahibi Damaklar’a ait olur. Zira damak zevkini efkar ile bulayınca ortaya ilk başta garipsenecek bir tutum çıkıyor.

Öte yandan Greenpeace üyesi bir arkadaşıma geçen yıl beni ziyarete geldiğinde Kordon’da balık yemeyi önerdiğimde, yasadışı avlanmaya ve balık çiftliklerine karşı olduğu için “Boşver, makarna yiyelim” demişti. Bu arkadaşa hak vermiştim, çünkü yediğimiz balıkların, taze ya da konserve, geldikleri ve geçtikleri üretim tesisleri tamamı ile delinen yasaların ve içine edilen doğanın göbeğinde etkinliğine devam eden yerler. Örneğin, yediğimiz ton balığı konservelerinin çoğunun da ağlara takılan ya da taktırılan yunuslar ve balinalar olma ihtimalinden bahseden bir insana karşı gelemezsiniz. Bu ihtimali duyduğumdan beri ALDI’de çiçekyağı içindeki ton balığı konservesinin neden 0,85 € olduğunu daha iyi kavramaya başladım. Tabi, koşullar yurt mutfağında balık halinden alacağım Sprotte’leri ızgara yapmama müsait değil, yağ içindeki ton balığından alabileceğim besin değeri ile ikame ediyorum deniz mahsulü tutkunu bünyemi.

Tekrar kampanyaya gelirsem, kampanyanın destekçilerinden Milliyet Cadde yazarı Mehveş Evin bugünkü yazısında şöyle demiş:

* Lüferin en önemli yataklarından biri Dikili’de. Bu bölgede avın yasaklanmak yerine teşvik edilmesi, balığın Ege’den Çanakkale yolu ile girişini tamamen kesecek.
* Yani lüfer dostları alt limiti 14’ten 20 cm yapmayı başarsa dahi, balık kalmayacağı için anlamı olmayacak! Bu da Bakan’ın iki dudağı arasında.

Ortaya şöyle bir durum çıkmış, “Egeliler suyumuzu bulandırmasın”. İyi güzel de, o küçücük Dikili’de kaç balıkçı teknesi dolu olduğu halde dönüyor denizden. Çoğu zaten çiftliklerden çekiyor malını. Ayrıca o bölgede sık anlatılan bir şeydir, sınır ihlali ile Yunan sularından balık çeken reislerin öyküleri. Yani yorganımızı İstanbul’un ayağına göre uzatırken, yatağın beri yanında açıkta kalan Ege’yi, Akdeniz’i ve diğer bölgeleri unutuyoruz. Her işimizin A’dan Z’ye bozuk olma durumu sözkonusu yine. İstanbullu fikir sahibi damak, yıldızlı şeflerinin yardımı ile yer tabi 20cm’i de 25cm’i de, fakat korkarım İstanbullu’nun doyan karnı çözüm olmaz balıkların kulaklarında çınlayan “Ağ var!” seslerine.

Greenpeace demişken, bugün akşamüstü okuldan dönerken, feribot iskelesinin karşısında Greenpeace’in Esperanza gemisini gördüm. Bu Cuma günü Kuzey’e doğru açılacaklarmış. Rotaları ve amaçları hakkında bilgi burada (bağlantı Almanca’dır). Özetle Kuzey Kutbu’ndaki iklim değişikliğinin etkilerini, okyanuslardaki asitleşme tehlikesini ve balık stoklarının kontrolsüzce sömürülmesini inceleyecekler. Fikir Sahibi Damaklar’a oradan selam gönderirler herhalde.


Tags: , , , , ,

5 Responses to “Lüfer”

  1. Defne Koryürek Says:

    ben sahiden anlayamadığım için soruyorum, FAO’nun da altını çizdiği, Greenpeace’in de önemsediği, bizim de kampanyamıza sebep olan “en az bir kez üremek” prensibini savunuyor olmanın, yanlış olduğunu mu söylüyorsunuz? yoksa balık yiyor olmak mı yanlış olan? sahiden, sahiden anlamadım.

    şu anda sirkülerde tarifi olan 14 cm’lik lüfer, yani çinekop, henüz yumurta bırakamamış bir balıktır. biz kanunlarda yazılı lüfer avlama alt limitini olan bu 14 cm’i en az 20cm’e çıkartmanın savaşı veriyoruz, ki lüfer bir kez olsun üreme şansı bulsun.

    akademisyenlerinden balıkçısına, bürokratından gazetecisine haklı olduğumuzu herkes söylüyor. ama… bakanlık henüz gerekli adımı atmadı, balıkçılar da “ama sosyoekonomik durumumuz!” diyorlar. biz de “ama lüfer!” diyor ve gündemimizi değiştirmeden, günlük meselelerimizin ağırlığına hızına karşı koruya kollaya kampanyamızı devam ettiriyoruz :)) zira, ayat zap’lamamız yönünde muazzam bir baskı yaratıyor. bir dolu mesele var, lüfer’e bakıp “neeext!” dedirtecek.

    biz, ısrarla takibindeyiz. sirkülere 20 cm yazılmadan işin ucunu bırakmayacağız.

    ve bizim bu gayretimiz sırasında en büyük yanılma da şu oluyor ki, beliki de hoş bir anekdot olarak kalacak ileriye: çıkardığımız gürültüye bakıp insanlar Fikir Sahibi Damaklar’ı WWF, Greenpeace gibi gerçek bir dernek, güçlü bir organizasyon sanıyorlar!

    aslında, oysa, herşeyi kendi ceplerinden yapan bir grubuz, legal manada ne örgütüz ne de dernek ve bu kampanya için çalışanımızın sayısı da 8′i geçmiyor :))

    dolayısıyla, evet, Dikili açıklarında büyük bir kıyım var. evet, sadece lüfer değil soyu tükenen, ama biz, bir avuç insan işin sadece bir ucundan başlayabildik tutmaya!

    evet, biz burada İstanbullu’yu lüfere sahip çıkmaya ikna ederken İzmirli’den Dikili açıkları için bir kampanya alabilsek, eminim lüferin arkası daha kuvvetli olur! evet, gayretimize de keşke İzmirli’nin gayreti de eklense… keşke Mersinli de tutsa bir ucundan, Sinoplu da.

    ama yalnızsak da yalnızız. lüfere sahip çıktık bir kere ve niyetimiz de devam ediyor.

    bu kadarını anlattıktan sonra… ama sizin yazınızda ne önerdiğinizi, sahiden anlamadım.

    sevgiler,
    D.

    not: ayrıca Mehveş Evin demiş dediğniz bölümü bir kez daha okuyun, o seçtiğiniz cümleler benim evvelsi gün Ankara’daki görüşmelerim sırasında yazdığım tweet’ler :))

  2. Durmus Cetin Akman Says:

    Merhabalar,

    Kampanyanızı gerçekten sıkı bir şekilde takip ettiğinize ikna oldum. Başarılı olacağınıza da eminim. Yazımda sizin peşinde olduğunuz olayın daha geniş ve daha çevre odaklı olarak başlatılsa, daha çok destek bulabileceğini ima etmeye çalıştım. Açıkcası Mehveş Evin’in ne yiyip ne yemediğinden çok beni Dikili-Ayvalık açıklarında yapılan tekne turlarında kepçe kepçe dağıtılan papalinaların durumu da ilgilendiriyor. Sanırım daha çok kişiyi arkanıza almanızın ve belki de örgüt olabilmenizin yolu -sözgelimi-”Bugün Lüfer, yarın gerçek Çipura” diye bir açıklama yapmanız olabilir örneğin. Ya da olayın İstanbul’dan ibaret olmadığını daha güzel ve net şekilde anlatırsanız, kampanyanın anlaşılabilirliği güzelce ortaya çıkar. Ayrıca “çıkardığımız gürültü” demişsiniz, ne demek yaptığınız iş talep etmektir ancak bahsettiğim daha halka yakın daha anlatılabilir şekilde olursa, benim gibi insanların da kampanyanız karşısında kafa karışıklığına düşme şansı kalmaz. Bir de naçizane belirteyim, İzmirli, Mersinli, Sinoplu da tutsa ucundan demişsiniz, o şehirlerin enerjisi ve insanı, tıpkı İstanbul’un lüferi gibi, İstanbul’a göç ede ede tükendi. O noktalarda direkt balıkçılarla görüşmeniz gerekir bence. Türkiye’ye geldiğimde İzmir olur, Dikili olur, bu konulara sahip çıkmak isterim elbette.

    Kampanyanızda başarılar dilerim, umarım bu sefer anlatmayı başarabildim. .)

    Not. Mehveş Evin’in yazısını yurtdışında olduğum için Internet baskısından okudum ve oradan göründüğü kadarıyla sizin tweet’lerinizi ayrı bir bölüm yaparken, alıntıladığım cümleleri kendi yazısının hemen devamında kullanmış. Hatanın kaynağı ben değilim. ,)

  3. Defne Koryürek Says:

    sevgili dostum,

    takdirlerinize layık olmayı diliyorum, ancak, memleketimizin kültüründe olan “şöyle yapmalısınız”cılığa yeniliyorsunuz gibi geliyor bana. nihayetinde Fikir Sahibi Damaklar yüzyıllardır beklenilen mehdi olmadığı gibi :))) herşeye derman olacak ilaç olmak peşinde de asla değildir. biz İstanbul’dan bir avuç insan, kendi cebimizden harcadığımız paramızla kendi fikirlerimizin bayrağını taşıyoruz. siz de gelin katılın ve Ayvalık-Dikili tarafından el verin. ama ben İstanbul’da hem kızımın okulundan dönüşüne kahvaltı hazırlayacağım, hem de ekmek paramı kazanacağım derken… sadece İstanbul’a bakabiliyorum. kampanya arkadaşlarım da, keza. mazur görün. biz burada lüferi konuşurken ama, bir dostumuz da oradan el verse keşke bize ve dese ki “İzmir lüfere hasret kalmasın!” ardından da Sinop çıksa keşke ve gelişse hareket.

    ama biz, Fikir Sahibi Damaklar olarak becerir de Tarım Bakanı’nı ikna eder ve sirkülerdeki 14 cm’e verilen avlanma iznini kaldırtıp 20 cm sınırı getirirtebilirsek kendimizi bahtiyar sayacağız.

    galiba önce kendi kapımızın önünü süpürelim diyorum, ne dersiniz?

    sevgilerimle,
    D.

  4. Durmus Cetin Akman Says:

    Sevgili Defne Koryürek,

    Hak aramak, derdini anlatmak ve talep etmek insanın hayatına bazı kısıtlar getiriyor tabi ki. Ancak karşılığında girilen yolda kaydedilen ilerlemeler ve kazanılan takdirler insanın yükünü bir gıdım olsun azaltıyordur diye tahmin ediyorum. Benden bu konuda birkaç adım, hatta adam akıllı ilerdesiniz. O nedenle yazmış olduklarım ve anlatma çabalarım, geriden süzülen gözleriyle şöyleyapmalısınızcılığa yenilmiş bir insan portresi getirmiş olabilir aklınıza. Öyle bir görüntü vermemeyi dilerdim. Ancak yazışmalarımıza rağmen kendimi henüz kampanyanızın saflarında tanımlayamıyorum. Böyle bir hakkım da hala bakidir zannederim. Buna rağmen, size köstek-destek olma seçiminde destek olmayı seçerdim. Belki de eleştirdiğim nokta olan “Neden sadece İstanbul’un lüferi?” sorusunu size değil, kampanyanızla birlikte harekete geçirdiğiniz doğa derneklerine ve STK’lara yöneltmeliydim. İzmir’de veyahut Sinop’ta böyle bir hareketin hemen şimdi çıkmayacağını da o şehirlerdeki enerjisizliği belirterek söylemiştim zaten. Umarım, beni yanıltırlar. Heyhat, İstanbul’u beğensek de beğenmesek de Türkiye’de sivil toplumculuğun kalbi orada atıyor, yani bana göre eksik başlansa da yapmış olduğunuz işler zamanla İstanbul’dan diğer bölgelere yayılacaktır diye düşünüyorum. Yine şöyleyapmalısınızcılık olmayacaksa eğer, dileğim ve önerim kampanyanızı lüferler boy attıktan sonra sonlandırmayıp, en azından birkaç başlık ile devam ettirebilmenizdir.

    Türkiye’ye dönmeyi çok isterdim, ancak galiba önce bir kapı sahibi olmalıyım diyorum.

    Sevgiler, saygılar.

  5. Defne Koryürek Says:

    :)))

    görüşmek dileği ile,
    D.