Sorular
İsmini seven bir kadınla tanıştım ve eminim sözcükleri sevişmeye hazırlıyor karşısında duranı, bilinçle yapıyor bunu. Fakat ulaşılabilir mi sözcüklerle oraya? Sözcükler ki yalnız bir adam gecenin ortasında, sözcükler ki çalınan cüzdan kalabalıkta… Sözcükler ki ölüyor bazılarının ait olduğu topraklar, bazılarının çoğalıyor nesli. Bir sözcük özgürce başlıyor yaşamına, ardısıra bağlanıyor diğerlerine ve başarırsa insan özgür bir cümle kuruyor bu yaşam esirliğinde. Kimisi bir türküye dost oluyor, kimi ad oluyor insanlara, şeylere ve tanımsızlara, çok azı da fotoğrafların arkalarına düşüveriyor hatırlatan olmak için. Demem o ki bu kadar sözcükle bu kadar zamanda, yaşamlara adadığım sözcükler hem masum ve gizli hem de suçlu ve herkes içinde çıplak… Ne yazık biri de denk düşüvermez bu uzak sevişmeye, bu sözleri gizli çekinceye. Ben yine söyleyemediklerimle kalırım, dilim kördüğüm ellerim ise tutmaz.
Bir yanda bir kadın uğruna Tanrıçaları birbirine düşüren Aleksandros ve savaştaki korkaklığı, öte yanda bir şehir uğruna kadınını yalnız koyan Hektor ve savaştaki erkekliği… Hangi biri hangi yaşamı karşılar? Kurgunun, mitin ve söylencenin yerini hangi yaşam doldurabilir? Aleksandros’un savaşa doymuşluğu ve kendi savaşının zaferine tutulmuşluğu ile Hektor’un savaşa açlığı ve kendi zaferinin savaşına tutulmuşluğu ne kadar da farklı sözcüklerde ama özünde aşk ile müsemma değil mi kaderleri? İpek çarşaflarda aşkını yaşayan Paris miyim, yoksa Argos gemilerinin dibinde adam kesen Hektor muyum?
İsmini kaç kere tekrarlarsam çıkar gelir acaba? Kıskanır mı ismini benim dilimden? Onun için savaşlara mı girerdim, yoksa savaşlarımı boşverip devam mı ederdim sevmeye, sevişmeye?
Sorularım çok, ve sanırım kendime soruyorum tüm soruları. Yanıt verenim hiç olmayacak.
Tweet