Zaman Yönetimi
Zaman hızla aktı geçti. Soğuğun ortasını delip de geçtik o kardan borandan buradaki ilginç insanlarla. Döner ustalarıyla, market kasiyerleriyle, arada kalmış genç nesliyle ve hayat kurmaya çalışan gurbetliklerle… Şimdi günler yine uzuyor, yine geceler daha bir geç vakte öteleniyor. Hâlâ martı ve kargadan başka bir kuş, tasmalı köpekler dışında da bir köpek görmedim. Arada bir yollara sincap ya da tavşan fırlayıveriyor, sokak kedilerini de onlarla ikame etmiş oluyoruz. Başka dillerde şakalar yapıp, aynı tonda kahkahalarla gülüyoruz. Böyle böyle altıncı ayın kapısına gelmiş bulunuyoruz.
Bir sıkıntı yok, öğrenme merakıyla buradaki yaşamı yaşanır hale getirmek için çok şeylere şaşıyoruz ve bir farklılık payesi vererek neredeyse her birine, yüce bir huzur bulup alçak bir haz alıyoruz. Ne işimize yaradığı ve yarayacağı bilinmez, yenilikler deneyip, sonrasında heves yitirip “Ah memleketim!” diyoruz. Dememek mi gereklidir yoksa gerektikçe mi demelidir? Tecrübe sıkıcı birşey olup çıkıyor sonra. Hayallerin garantisinde gelinen bir şehir, planların başarısızlık riski ile çirkinleşiyor gözlerde ama hayat devam ediyor ve verdiğim o söz henüz doğmuş bir bebek gibi duruyor yerli yerinde. Bu nedenle zaman yönetiminin de, risk yönetiminin de yanından bile geçmiyorum.
TweetTags: zaman


March 29th, 2010 at 18:47
Verdiğin söz 10 yaşına geldiğinde tecrübenin sıkıcı olmadığını, memleket özlemine yenik düştüğünü, zaman yönetiminin yanından geçmemekle de iyi ettiğini göreceğiz sanki.
March 31st, 2010 at 21:05
Bir eşiği aşsam, 10 yıl nedir ki?