Emekten Konuşalım

Dahfer Youssef – Suraj

Sen de yemekten hemen sonra masaya tatlı gelmesini bekleyenlerden misin? Öylesindir bir ihtimal, ama şunun yanıtını kimden alabilirim; yemeğe çok tuz ektiğim için mi müptela misali tatlı bekliyorum sonradan, yoksa aksine tatlı isteyebilmek için mi yemeğe çok tuz ekiyorum? Yanıtsız kalacaksa kalsın, elbet birisinin diğerinden çoktur zararı. Perhizlere mecbur hasta bir bünye, beynine hükmetmeye çalışırken, açlıklara mecbur yarı ölü yarı diri bir bünye, nefsine hükmetmeye çalışırken, ne önemi var neyi nasıl yediğimizin zararlarının? Fakat can çeker. Ve yine fakat can bilmezken emek ile öğün ilişkisini, domatesleri seçerek satın alan elin nasırı, rendenin acımasızca sıyırdığı parmağın kanayan derisi, -olur da emeğin verilmezse karşılığı- sofrada gelip boğaza duran yumru, emek ile öğün ilişkisini bilir. O yüzden nasıl çaresiz bir çocuk elmaşekerini dişlerse öyle benimseyerek dişlemeli canın ne çektiyse. Elmaşekeri kaçar senden, dişine denk düşmez, şekeri biten taraf ekşi elmanın kekremsi suyunu salarken canın sıkılır ve hepsi bitince bir çubuk ile kalakalırsın. Sonuçta demem o ki, o çubuğu dahi uçurtmaya çakacak yaşama sevinci olacak içinde. Sevinirken de öğreneceksin emeğin gücünü. Emeğinin kazandığını israf etmeden zevkini süreceksin, aşkın bile.

Bir de bazen yürek oyun oynar sana. Hisseder misin bilmem sen de, karında başlayan sıkışmanın ciğerlerindeki havayı hapsettiği ve yüreği daha beter içe gömdüğü o özlem anını. Yüreğin başlattığıdır o aslında. Devr-i daim ederken kanı, canı bir nefes sigara çeker. Böyledir bu, bünyenin zabıtası yok ki kapı dışarı etsin yüreği. O anda etrafın sesinden soyutlanır, uzaklara düşer aklın, sorular gelir ardısıra… Anneni isterdin galiba en çok yanında olsun diye sen de. Babanı da isteyebilirsin tabi de, baba biraz karaciğerin mevzusu. Onu bir gece sarhoş olmak için tek başına içtiğinde hatırla. Ve yüreğin sigarasının dumanı tekmil efkar olur, şakaklarında beyaza döner. Aynaya dalarsın uzun uzun, beyazları kaybetmeye çalışırsın ışık ile… Oysa optik kahpeliktir, gel düşme peşine. Daha senin anane dediğine, Hayat Bilgisi kitabının neden anneanne dediğini anlayamadığın senelerde, yorganındaki pandaları da gözlerini tek tek aç-kapa yaparak kaybederdin. Heyecanını yürekte duyduğun bu ilüzyon kahpelikmiş işte. Ak saçlarla da bunu yapma, yol diyeceğim de yoldukça çoğalırlar, tıpkı yolun gidildikçe çoğaldığı gibi… Onlara da yüreğimin emeği de geç, yaşın olmuş artık genç denemeyecek kadar, bir oğlun olsun istiyorsun onunla konuşabilmek için, kucağına Homeros‘u bırakmak için heyecanlanıyorsun yaşı geldiğinde, işte madem öyle o zaman yaşamı emeğinle yaşadığını kabul et.

Sonra da şehirler var apansızca tükettiğimiz. Üzerinde insanlar yaşar, bir tanesi başkanları olur, birkaçı da vekilleri oluverir ve sonra devlet olduğu varsayılır. Neler var neler yok diye bilinmeden çok şeyler varsayılır şehirlerde. Her evde huzur olduğu, her duvarın her ayıbı örttüğü, her gece geç saate kadar yanan ışığın haylazlık olduğu varsayılır. Bunlara karşın yalnızları varsaymazlar. Oysa ne Lüzumsuz Adamlar vardı bu şehirlerde amma velakin bilmezler yalnız yaşamayanlar… Yalnızlar üzerine çok söz söyleyesim yok, ettiğim söz kendinden bahsetmek olacak, sevmem öylelerini.

Ve çile var. Mutfağın çilesi, ekmek kavgasının çilesi, özlemin çilesi, yalnızlığın çilesi… Sanıyorsun ki, tüm bu çileler içinde kendiyle savaşan bir insan, barış zamanında yaşadı, yaşıyor ve ölecek. Savaşın diplomasiye bağlandığı yerde, barış insanlara bağlanamıyor bu yüzden. Çünkü insan hep savaş halinde kendiyle. Kendi barışını istemiyor en çok. Yine de şunu diyeyim bak; insan birisini arıyor. Beraber alışverişe gitmek için, nasıl da pazarlık yapabildiğini gösterebilmek için, sırtının en erişilmez yerini sabunlatmak için, parayı bazen nasıl güce dönüştürebildiğini göstermek için, biriktirdiği onlarca gereksiz bilgiyi tartışmadan birisine kabul ettirebilmek, çevresindekilere vahşi flörtünün sonuçlarını gösterebilmek için ve ritimsiz dans edebilmek için birisini arıyor. Ben öyle birisini aramıyorum ya da ben birisini öyle aramıyorum ya da ben birisini aramıyorum. Ben hala kendimi arıyorum çilemi sormak için.

Anlamazlar çünkü dilimi bilmiyorlar.

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Tags: , , , ,

Comments are closed.