Armando, etwa 1,75 Meter groß, hager und verschlossen, wusste nicht, was ihm geschah.
Bazı blogların adet edindiği gibi “Kim bu?” konulu bir yazı/gönderi değil bu. Gereken soruyu motosikletin üzerindeki adamın gözleri soruyor zaten: Nereye geldim ben?
Gittiği yolun her kilometresinde daha da yabancılaşarak etrafa, gönlünün açıklarını kafasının fikirleri ile örtüşünün verdiği cesaret ve varış noktasında kravatlıların şaşmaz hesabı ile tescillenmiş bir milyonuncu misafir işçi sıfatıyla tanışıyor Rodrigues. Sene ‘64, mevsim göç mevsimi sonbahar… Kendi geleceğinin, insanoğlunun icat ettiği kağıt üzerinde şekillendirildiğini o da görmüştür. O da düşmüştür ikirciğe imza karalarken kağıtlara… İberyalı yüreğine bulaşan çaresizlik, Kuzey toprağında çözülür gibi olmuştur. Heimda yer bulamadıysa eğer, bir eşin dostun yanında kalmıştır birkaç hafta kadar. Yabancı memleketin yabancı yataklarına böyle böyle alışmıştır kemikleri ve adaleleri. Sonra belki, eline geçen ilk parayla Porto Şarabı almıştır. Almıştır almasına da, fiyatı birazcık fazla gelmiştir, elini yakmıştır lakin ilk yudumda sönmüştür eli, emeği. Gel gelelim, bazı geceler bazı keyifler için boş tabaklara bakakalmıştır. Bazı keyiflerin aslında keyifsiz olduğunu bile bile… Mopedi çalışmamıştır soğukta, sorununu diyememiştir tam bir cümle ile. İnsan nasıl da susar kimi zaman, böyle öğrenmiştir.
Tescillenmiş sıfatının verdiği yük de vardır, eve para gönderme yükünün üzerinde. O Federal Almanya’nın projesidir. Henüz göçmen denilmeyip, misafir denilen adamlar ve arkalarından gelecekler diye korkulan aileler… Zaman geçmiş geçmesine ancak milyon tane işçinin yarattığının kaymağı kadar çökeleği de vardır. Ve “Bu memleket yabancıya doymuş abicim!” diyor şimdilerde Taksici Hasan. Memleket ve yabancı kavramları sözünün neresinde ona, neresinde bana hitap ediyor, anlaşılmıyor. Anlaşılmadıkça da Kuzey’e yeni birinci nesiller geliyor. Her gelişte, gelenin neden geldiği birileri tarafından anlaşılmıyor. Ama her gelişte, etrafta kravatlar ve soğuk çiçekler hazır tutuluyor, zira milyon dediğimiz an gelir birilerini bulur ha misafir ha yabancı ha göçmen…














[...] This post was mentioned on Twitter by Durmuş Çetin Akman and Durmuş Çetin Akman, DC_Akman'ın Blogu. DC_Akman'ın Blogu said: New blog posting, Ein Teller mit Löffel, aber nichts zu essen. – http://tinyurl.com/y8sccqz [...]