Soul Kitchen!

Ausländer olarak gidebileceğimiz en güzel filme gittik. Fatih Akın’ın senaryoyu oluştururken yaşadığı bir olayı anlattığı röportajında dediği üzere “Ayı Almanlar sevmediler o güzelim yemekleri!” cümlesinin görünürdeki hedefinden çok temsili olarak anlatmak istediği özgünlüğün, sadeliğin ve kalite anlamında iyiliğin birleşimine karşı olan hırslı, vasat ve pahalının birleşimi ile dalga geçilen bir film olduğu için azınlıkta kalanların dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar kendilerinden bir şeyler bulabileceği bir emek gösterisinin içine girdik böylece.
Filme geçmeden önce, sevdiceğin çantasından küçük bir hediye çıkarıp vermesi, hafif kirli sakalımı taşıyan yanağıma öpücük kondurması, karda düşüp morarttığım dizimi ovması ve yorucu günü silip atması sırasında -doğal olarak- içine düşüverdiğimiz liseli aşık gevezeliğine müdahale eden Alman Amca’ya saygı ilettik biraz. Almanya deyip geçiveriyoruz zira, bu itici titizliğe Soul Kitchen’in akan dalga geçiciliği yanıt oluyor yeteri kadar.
Fatih Akın’ı ilk olarak bundan sanırım 11 – 12 yıl kadar önce NTV’de yayınlanan bir kültür sanat programında dizlerini vücuduna doğru çekmiş ve iki kolu ile sarmalamış şekilde bozuk Türkçesi ile kısa bir filmini anlatırken görmüştüm. Sonrasında Im Juli ile başlayan süreçte filmlerinin daha iyi dağıtılması vasıtasıyla tanışıklık derecesi arttı. Onun Türkiye’yi öğrenmek için yaptığı filmler gibi, ben de Almanya’yı öğrenmek için onun filmlerini izledim. Zamanı geldi bana bir Türk filmi öner/göster dediklerinde tereddütsüz adını verdim. Gurbetçi Türkler’in emeklerinin, yaratılarının ve yaptıklarının yaşadıkları ülke kadar, Türkiye’nin bulunduğu coğrafyaya aitliği de anlatılmalı zira. Kökten ve kökenden çok derdim aynı ağacın başkaca dallarının eksikliğinin yaratacağı yarımlık duygusudur.
Hamburg konusuna da geleyim. Önceleri Altona, Schanze gibi yerler, Moin gibi sözcükler bana yabancı gelirken, hayatımı artık burada sürdürüyor olmam nedeniyle bundan sonra bu filmin ve diğer filmlerin ben de yarattığı etki daha büyük olacaktır, olmaktadır. İşte burası Altona’da tren beklediğim peron, işte şurası Schanze’de anarşistlerin gösterisinin orta yerinde kaldığım sokak… Üstelik Soul Kitchen’ı salt Almanca olarak izledikten sonra, Altona’yı ve Schanze’yi, Kuzey’in Venedik’i Hamburg’un her bir köşesini bilerek izledikten sonra alınan tad bir başka oluyor.

Film konusunda spoiler vermenin alemi yok. Kendimi şu an filmin sonundaki Zinos gibi hissediyorum. Demektir ki kendimden birşeyler buldum. Herşeyi berbat ettikten sonra, aileden birilerinin benim için birşeyleri feda edip beni düzlüğe çıkarmasından sonra, beklenmedik anda tıkır tıkır giden bir aşka giriş yaptıktan sonra, parmaklarımı artık mutfakta kesmemeye başladıktan sonra, kurufasulyemin tadı gitgide güzelleştikten sonra, yaşamı yeniden kurduktan sonra hissedilen mutluluğu yaşıyorum Zinos gibi. Mutlu bir son değil kesinlikle, mutlu bir başlangıç yeni baştan.














January 13th, 2010 at 12:51
st. pauli!