Archive for December, 2009

Dile arş-ı semâdan sor dilersen Kerbela’dan sor

Monday, December 28th, 2009

İsmet Özel ile ilgili düşünmek, konuşmak ve yazmak istemiyordum. Internet üzerinden takip edebildiğim kadarıyla, keyifli bir yüz ifadesi ile haddini aşan, seviyesi düşük ve kışkırtıcı salvolar gelmiş kendisinden. Ama susmanın da bir getirisi olmayacak. Evet, kendisine komünistlik sıkıcı gelmiş olabilir, şairlik sıkıcı gelmiş olabilir, inziva sıkıcı gelmiş olabilir ve tam da ihtiyaç duyulan tarzda bir TV figürü haline gelmek istemiştir. Din ve milliyet unsurlarının üzerinde yükseldiğini sanarak, dillere pelesenk edilen zor durumdan -sanki tüm dünya Türk menşeili kurtarıcıları, mesihleri bekliyor- çıkış için dağ gibi bir kesimi eritmeye kalkışmıştır. Söyledikleri saçmalık tabi ki. Tarihsel ve kökensel araştırmalar yapılır, kimin daha fazla Türk olduğu kimin daha fazla Müslüman olduğu ortaya çıkarılabilir, bunların hiçbiri de umurumda değil. Umurumda olan konuşan insanın şu ülkede yaşayanların hayatlarını iyileştirmek için ne dediğidir. Özel’in bahsettiği şey, Cumhuriyetimizin Sünni-Laik-Türk robotunun Sünni civatalarını biraz daha sıkmak ve Türk diferansiyelini sabitlemek… Bilinmeli ki -ve umuyorum zaten biliniyordur- bu ayarlar ile bu robot yürümez. İlkel diye suçladığı ve şehre gelip modernleşip Sünnileştiler dediği insanları şehirlerin ortasında işkence ile öldüren, yakan ve katleden şehirlilerin dilini biraz törpülemek gerekli. Çalıştay ile olacak işler değil bunlar. Türkiye’de yaşayan her bireyin Alevi Kültürü ve Öğretisi ile yüzleşmesi gerekli. Unutarak, yok sayarak yaşamaya devam edilemez. Yaşanmıyor zaten. Turist broşürlerine yazılıveren o medeniyetler beşiği ve mozaiği toprakları, yaşanması bu kadar zor bir yer haline getirirken, güvercin donunda Horasan’dan Anadolu’ya süzülen Hacı Bektaş birden kendi kılığına dönecek diye bekliyoruz. Yoksa güvercinler nasıl yaşar ve nasıl öldürülür çok gördük, çok üzüldük.

Agâhi (ö.1920) kendini bilmez bir vaiz’e ve de Ali’yi tanımayan gafillere O’nun kim olduğunu öğrenmeleri için yol gösteriyor *

Gel ey vaiz Ali’nin vasfın evvel Hüda’dan sor
Ali ta ibn Adem olmadan ta iptidadan sor
Ali kimdir Veli kimdir bilem dersen bu esrarı
Anı hiç kimseden sorma, Muhammed Mustafa’dan sor

Ki yer gök su iken Cebrail’e rehber Ali oldur
Cihan halkolmadan evvel kevneyn’in temeli oldur
Ol dem Musa ile binbir kelam eden Veli oldur
Dile Tur-i Sina’dan sor dilersen Lenteran’dan sor

Körmüsün (!) sen ey vaizi Ali’den söyle bir tebdi
Ali’nin aslına gökten yere yüzdört kitab indi
Kur’an’da metheyleyip “vechinde, dedi Hak kendi”
Dile Yasin Taha’dan sor, dilersen Hel Eta’dan sor

Gel ey vaiz har u çüş ne zannettin Ali’yi sen
Anın evladına kasteyleyen kişiler de mi müslüman
Neler çekti ol mazlumu el zalim-i darb Yezid’inden
Dile arş-ı semâdan sor dilersen Kerbela’dan sor

Ali’dir damad-ı Ahmed, Ali’dir Mustafa’ya yar
Odur evladını Hak yoluna kurban eden Haydar
Ali gibi etmemiştir cihanda hiçbir peygamber
Dile gel evliyadan sor dilersen enbiyadan sor

Agâhû’yam Alevi mezhebim Şia Kızılbaş’ım
Kerbela’nın firgatındandır gözümden akan yaşım
Hüseyn’in derdini hiç kimseden sorma karındaşı
Dile Zeynel Aba’dan sor dile Zeyneb anadan sor

ibn Adem : Ademoğlu
iptida : başlangıç
Kevneyn : iki alem, dünya ve ahiret
tebdi : zulüm ya da dinsizlik iftirası
vech : yüz
Lenteran(i) : Tanrı’nın Tur-i Sina’da Musa’ya “beni göremiyeceksin!”hitabı.
Yasin Taha, Hel Eta :Kur’an’da Ali’den sözeden, onun adına inen Sure ve Ayet
Har : eşek

Nerede Bu Hausmeister?

Monday, December 28th, 2009

Hayatımın ilk kara kışını, kar fırtınalarını ve basılmamış kar yığınlarını atlattım. Bugün güneş var, parıldıyor. Bob Marley söylüyor,

Freedom came my way one day
And I started out of town, yeah!

Son 10 Yılın En İyi Hiçbirşeyi

Sunday, December 27th, 2009

Neymiş bu son 10 yılın bilmem nesini seçmek ya…  Canımı sıktılar artık. Aklım hafsalam almıyor. Ahkam müdürlüğü ve müdireliğine soyunanlar kadar, yanlış hatırlatıcıların da eksiği yok bu konuda. Hiç başkaca bir dert yaşanmamış gibi şu son 10 yılda, en iyi ve en güzel filmler, maçlar, goller, diziler apansızca seçiliyor. Seçin tabi, seçin de son 10 yılda, benim ailem yıkılmış, kaderime İzmir yazılmış, deli gibi aşık olmuşum, siyasetin kirli koridorlarında kire bulanmışım, adam olmuşum, sakalımı sevmişim, saçımı bi’ yo’ kesmiş, bi’ yo’ uzatmışım, kısacası yaşamışım. Siz oturup “2010′a girerken ne liste yapılır bundan!” diyerek maç, film, dizi ve bilumum ne varsa izleyip takip ettiyseniz geçmiş olsun. Mevcut medyanın kıçında çıkan ters bir çıbansınız, başka da birşey değilsiniz.

Hiddetli miyim neyim bilemem artık o kadarını da… Sen kardeşim bu son 10 yılında en güzel ölen işgaldeki Iraklının, bombalamadaki Gazzelinin, tsunamideki Endonezyalının, dağdaki Kürdün, askerdeki Türkün listesini yapabilir misin? Son 10 yılda bulunduğun en güzel rakı masalarını listeyebilir misin? Yoksa o eleştirip durduğun tek eğlencesi PES olan milyonlarca genç erkek gibi, sen de oturup tek eğlence olarak film mi indirdin? Bu musun sen? Geçelim bunları. Bak son 10 yılda Bush’tan nefret ettik, Obama gelsin dedik. Adam bi’ punduna getirip savaş diyor. Halkçı Katil’i kaybetmişiz üstelik. Türkan Hocam, Türkel Hocam kayıp gitmişler bu memleketin sahnesinden, MJ sübyancı diye tefe koyulup çalındıktan sonra ölüvermiş ilaçlar yüzünden, sen hala oturup maç, film ve dizi izleyip de bunları yeterli gördüysen, hakkım helal olmasın sana.  Karpuz Kapuğundan Gemiler Yapmak da filmdi, ne öğrendin o filmden? İstanbul’u da Taksim, Beşiktaş ve Şişli zannettiğini söyleme bir de bana… Git Eyüp’e de gör gelinen noktayı. Üstelik zengini de, eliti de, fakiri de, ortası da estetiği unutmuş, beton derdine bulanmış, şehir inliyor UGG ya da konversinin altında, sen “heyyooea ne kozmopolit bi’ Taksim!” havasındasın. İyi misin?

Çok listesevicisin bunu anladık al o zaman bu da liste. Son 10 yılın en iyi hiçbirşeyi. Sıralaması kafama göre.

1- İnternet Dili: Güzelim Türkçe’yi bulamaç yapanlar, v’yi w, c’yi j yapanlar nesiniz siz? Yaf nedir bana bunu açıklayın.

2- İtalyanca Konuşmaya Çalışmak: Cikslerin değiştiği, entellerin ise değişmediğini gösteren tek belirti. Artık sosyete çocukları Fransızca’yı es geçerken İtalyanca’ya yönelmekteler, solcular ise hala İspanyolca’da takılmakta. Bir de elde şarap kadehi. Ama o öyle içilmez kuzum…

3- Kemalist Olmak: Böyle değildi bunlar. Liberaller ve dinciler kışkırttıkça, memlekette sosyal demokrasi boşaldıkça ve eğitimsizlik sevildikçe herkes Kemalist oldu. Onlar kadar ben de anlamıyorum halbuki nedir  şimdi bu özelleştirme?! Biz Atatürkçü’yken, Bir Dakika Karanlık Eylemi’ne giderken babalarınız Demirelci’ydi.  Biz de mum söndü oynuyorduk. Hatırlatayım.

4- Avrupa ya da Amerika’ya Gitmek: Çok büyük olay değil be arkadaş. Abartma yani.

5- İzmir’i Uzaktan Sevmek: İstanbul’u tercih ettiysen etmişsindir. Çok zorlamanın alemi yok. İzmir’de değişiyor işte yıllar geçtikçe, çirkinleşiyor, insanı mallaşıyor, trafiği kötüleşiyor. Sen uzakta olsan da, içinde yaşayanlar bu çileyi her gün çekiyor. Uzaktan uzaktan güzelleme yazmanın alemi yok.

6- Maslak Komünisti: Evet, sende de bir lirik, bir pastoral tat sezinliyorum ama olmuyor. Banka hesabına TL bazında milyarlar yatarken, sistem üzerine düşünmek yerine her sabah o sistemin servisini uyuyakaldığın için 10 dakika bekletirken ve adonis kası yapacaksın diye mesaiden kaçarken, ne emek ne de paylaşım ne de dayanışma yükselemiyor. Git kendine yeni bir saat al.

7- Fasıla Gidip “Sürünüyorum” İsteyen Arkadaş Grubu: Mekanımızın en güzel yerini de rezerve ettiniz tabi. Size başlangıç eseri olarak, “Sen Bezmimize Geldiğin Akşam” adlı eseri veriyorum. Ya da boşverin, o güzel sözleri kirletmeyin.

8- Fotoğrafçı Havaları: Buna ben de dahil miyim diye düşünmüyorum değil.

9- Beşiktaş’ı ve Karşıyaka’yı Küçük Görmek: Ayıptır diyorum başka da birşey demiyorum.

10- Sosyal ya da Siyasi Aktiviste Gülmek: Evet, başka yapacak bir iş yok.

İşte bu da benim listemdir. Herkese mutlu yıllar!

İthaf

Saturday, December 26th, 2009

küçüğüm şimdi sen on sekizindesin
güzelliğin gün günden dillere destan
hatırımda herbiri seninle canlanan
izmir’in günlerinde, gecelerindesin.

sönmüş yanardağlar, kaleler eteğinde
yüzyıllardır uyuyan şu bizim izmir
o âşık kadınları, levent erkekleri nerde?
sahiden yaşayıp göçtüler mi kim bilir?

balkonlara, yalılara dalar düşünürüm
o günler uzaklaşan yelkenlerin peşi sıra
akan bulutlar gibi geçmiş; ne iz, ne hatıra!
sır şimdi bunca güzel hayat, güzel ölüm!

sır şimdi gözyaşları saadet dilekleri
bize gelen yüzyılların hikâyesi sır
eski izmir diye ne varsa şunun bunun bildiği
yaşlıların kırık dökük anlattığıdır.

aşkı şehirler yaratır, şehirler yaşatır
ben gönlümce yaşadım, gönlümce sevdim
bilirim saadetim, yalnızlığım bundandır
seni bulduğum, kaybettiğim günden bilirim.

aşklarının tarihi bir şehrin tarihidir diyorum
gün gelir aşklarıyla anılır şehirler anılırsa
niyetim sevdalı sözler etmek olmasa
izmir için ne yazarsam sana adıyorum!

Necati Cumalı

Bahar Gelmişçesine

Saturday, December 26th, 2009

Ne Efes Ne De Kedi

Friday, December 25th, 2009

Sokağın kedileri yok burada. Olsa bile karıştıracak çöpleri yok. Olsa bile tekmeleyecek kasap yok. Bizim sütbeyaz Bebe Nuri, kimbilir kaçıncı birasında? Balat’ın ortayerinde bir bakkalın köşesini mekan belleyip, arkadaşları ile kurdukları sofradan “Ben bi’ su döküp geleyim” diyerek kalkmış. İşlek caddeye şöyle bir göz ucuyla dahi bakmıyor. Hafif çakırkeyf, aklı geçen martta kalmış… Eh bu dünyanın hali de bırakalım böyle kalsın olacak son sözü, gölgelik bir arabaaltında uykuya dalmadan önce.

Özlenen Topçu

Friday, December 25th, 2009

Kluivert’ı özledim.

Küfür

Thursday, December 24th, 2009

Osman Baydemir, küfretmemiş. Temsilcisi olduğu kişiler ve kurum adına küfretmiş.

“… diyoruz” demekte. O halde denebilir ki, o noktaya kadar haklılık payı içeren konuşma, o noktada futbol tribünlerinden yükselen küfürlü bir tezahürata dönüşüyor. Kürt siyasiler ne ideolojik ne de şahin-güvercin olarak ayrılmayacaklar demektir bu. Artık şişeden çıkan cinin 3 dileği sorma vakti gelmedi mi?

Her kanattan siyasetçilerin birbirlerine ırkçı, cinsiyetçi, galiz ve sinkaflı küfürler ettiği şu çağda aklıma Gerzek Şaban filminden Osman’ın repliği geldi, “Arap sen içme bokunu çıkarıyorsun…

Ve ardından kahkahalar üzerine,
Gülenler de içmesin. Tek ben içiyorum.

Kesmeşeker

Thursday, December 24th, 2009

Bu kasedi -kesinlikle albüm değil- nereden duydum da gidip Karşıyaka İskelesi’nin üzerindeki D&R’dan aldım hatırlamıyorum. Lise son ve üniversite hazırlık arası bir dönemdi. Sınıflandırmak istemem fakat alternatif rock manyaklığımın gemi azıya aldığı, mp3 deryalarına henüz dalmadığım ve henüz radyo programlarından kasetlere kayıt yaptığım zamanlardı. Otobüslerde Nokia 7250‘m ile radyo dinlerdim, takılıp kaldığım kanal genelde radyo3 olurdu. TRT’nin her saat başı Türkçe’nin yanısıra İngilizce, Fransızca ve Almanca haber bülteni de veren radyo kanalı. Çarşambaları saat 5′e doğru mu yoksa 6′yı az geçince mi neydi tam hatırlayamadığım bir dönüş vaktinde Dünya Listelerinden programı başlardı. Tam olarak anımsıyorum diyemem fakat jenerik müziğini mırıldanabilirim. Belki başka bir programdı ama kadife sesi ile bir sunucu 6-7 şarkı dinletir ve kolay sorular sorulan bir yarışma yapılırdı. Soruların yanıtlarını pek bilemezdim.

İzmir’in yollarında kulağımda radyo3 yaşamı çok önemsiyor gibi davranırdım. Kesmeşeker’i de o sıralarda ortamlarda yaymaya çalıştım. Bileni benden çok öncesi biliyordu zaten, bilmeyen ise “bir kaset vereyim de çek arkadaş” demiyordu. Ama ben o kasedi her dinlediğimde, bilenden bilmeyenden de ayrımsıyordum kendimi. İptila derecesinde ihtiyaç duyuyordum her gün. Bu bazı arkadaşların Replikas keşfine benziyordu, bazılarının da Fairuz Derin Bulut…Sonrasında her birini füzyonladık, oturduk içtik Seyyah ile başlayıp, Gonca ile devam ederekten, Ders Bitti ile bitirdik.

Sene 2003 ya da 2004, hiç bitmeyecek bir yol başlıyor zannederdim. Yol da bitti, bitimi de bitti. Yani Cenk Taner’e göre “ders bitti, başlıyorum bir şeye başlamamaya…”

Durun iki laf edeyim.

Wednesday, December 23rd, 2009

Ben bazı şeylere inanmıyorum. Bütün bu düzenin kalıcılığına, korunması gerektiğine ve ihmal edilmemesi gereken kuralların yayılmasına inanmıyorum. Sanatta da, siyasette de, sporda da veyahut bizim gibi sıradan insanların basit yaşamlarında da değişim kaçınılmaz. Bu değişimin önceden sezilip tasarlanması ve diğerlerinden bir adım öteye ilerlemek de çok güvenilir bir yol değil. Nedeni ortada, önceden tasarlarken ister istemez halihazırda var olan algılar ile  hareket ederiz. Ve bu algılar, geçmiş elenerek ve silinerek oluşturulmuş gibi geliyor bana. Kim eliyor, kim siliyor orası da meçhul. En iyisi mi yaşam denince aklımıza gelenleri dokunarak, hissederek ve deneyerek yaşayalım. Belki o halde silinemez bir geçmiş izini yaratmış oluruz.