Archive for October, 2009

Rüyamdaki Aptal Kadın

Saturday, October 31st, 2009

Söz dizmesem, rüya diziyorum geçmişteki kadınlara. Hiçbirisi gitmemiş sanki, unutulmamışlar sanki. Gülüşlerini koruyorlar fikrimde. Gerçekte artık ne kadar soğuklar halbuki. Görseler tanımazlar, tanısalar yollarından çekileyim isterler. Bana kalan ile onlara kalan arasında bu kadar fark varken benim onlara hala sunabileceğim birşeyler varmışçasına ümitli rüyalar görmem de bendenizin bir kalp yontusu olsa gerek. Haberleri bile yok, ben o yolculuktan dönmeyeceğim. Yol boyunca eve dönüş yolunu unutmamak için yola serptiğim ekmek kırıntıları gibiler. Her kırıntı elimden yola düştüğünde üzülüşüm bundan. Biliyorum ki onları karga da yese, serçe de yese benim için bir önemi yok. Hani onları yolda bırakırken üzülüyor gibi konuştum ya, birden içim sertleşiyor. Çünkü ne zaman özlem duysam, rüya görsem, iki kelam etmek istesem kapılar duvar, gözler kilitli. Âşkın ve meşkin muhabbetini kötülüyorlar, kötülük ediyorlar bana.

Uzun uzun anlatasım var bunları oğluma. Annesi belki bir kargaya yem olmuştur.

Mamma Roma

Thursday, October 29th, 2009

MAMMA-ROMA
Size bir şey söyleyeyim mi? Annem öldü. Babam da öyle. Ama o yaşlı herif hala hayatta! Bu hayata işte bu yüzden başladım.

Gidiyorum. İyi geceler! Bu dünyanın çilesini çektim yeterince. Hatta bir sonrakinin de. Temelli gidiyorum! Ça ça Ça ça…!

Mamma Roma

Kedere ve çileye karşı akıl yürütülebilir. Kederin ve çilenin içinde bir çiçek diriltmek istenebilir. Kederden ve çileden tek taraflı olarak çıkıp gidilebilir. Herşeyin sonunda -keder ve çileye rağmen- varılan noktanın yine aynı çember üzerinde olduğu fark edilir. İlk kural, topa vurunca top gider. İkinci kural, topa başkaları da vurabilir.

Güçlü annelere selam, Pasolini’ye devam.

Ettore!

Yine Onlar

Wednesday, October 28th, 2009

Geçmiştekilerin acısına bulanmış bir adamı başkalarını acıya ve kire bulamak temizleyecek. Bunu ben biliyorum. Sanki buna bilenmişim. Öyle olmasa bile öyleymiş gibi hissedilip öyle davranılacak. Kapıların açılışı beklenmeden dönülecek ki oysa eskiden kapı suratıma kapanırken bile araya ayağımı koyar, vazgeçmezdim. Şimdi en kötü ihtimal ile yaşayıp daha kötüsünü düşünmüyorum bile. Üstelik tüm bunlar olurken çok şey biliyorum. Bu anda bu şarkı çalmalı, bu anda bu söz söylenmeli, bu anda bu kişiye danışmalı ve bu anda hayata küsmeli. Gereğinden fazla ihtimam ve sonrasında gelen bir kelime ile tüm kurduğun düzeneğin bozulması, yıkılması ya da hastalanması. Aslında her attığım adımda bir yerlerden gidermişim ben, sıfırlanırmışım ben.

İstenen Memleket

Sunday, October 25th, 2009

Ne olması bekleniyordu çok merak ediyorum. Ülkenin belli başlı meydanlarında Açılım Bayramı’nın kutlanması ya da sınırdan gelen PKKlıların Türk Bayrakları ile mi giriş yapması ve karşılanması mı bekleniyordu. Barışı gerçek anlamında becerebilmek için iyi duygular gerekir. Bu kadar çok nefret varken barışı başka anlamda becerirsiniz. Ondan da doğacak çocuk savaş olur.

İnsanlar dillerinde Cahit Sıtkı’nın istediği memleketi taşımıyorlar ki hep beraber yaşayabilelim.

Mario ve Luigi

Sunday, October 25th, 2009

Şu Mario oynayan küçük kız var ya. Arada açıp onu izliyorum. Arka fonda da “See Emily Play” çalıyor. Her becerememe çığlığında “Ah be diyorum, sana bir Luigi lazım”. marioluigi

Acı Vatan Günlüğü

Sunday, October 18th, 2009

Akıbetimi merak edenlere yazıyorum bu satırları. Sabahları kahvaltım  Amerikan tost ekmeği arası dandik kaşar, yanında da portakal suyu. Üstüne biraz daha zamanım varsa bir fincan çay ya da kahve. Dakik otobüslere yüzüme çarpan sulu veya kuru soğuğa dayanarak yürüyorum bir iki üç dakika. Otobüste önceleri güvensiz hissederdim, artık sahiplenme aşamasındayım. Okulun kampüsü için de geçerliydi bu. Daha bir rahat seçiyorum oturacağım sırayı artık. Yani anlayacağınız Ausländer sendromunu yenmek üzereyim. Dersler eğlenceli geçiyor. Alman öğrenciler yabancılara uzak dursa da, yabancı tayfası çabuk kaynaşan insanlardan oluşuyor. Çinli arkadaş uykusuzluk için şakaklara sürülen bir krem ikram ederken, Ganalı’nın aklına hocanın sorduğu problem ile ilgili parlak bir fikir geliyor, İtalyan arkadaş Almanca dersini düşünürken, Meksikalı parti peşinde…

Akşama bir buluşma ya da etkinlik yoksa odama çekilip soğuğa bakıyorum pencereden. O bana aldırmadan esiyor da esiyor. Günler böyle geçiyor.

La vida es un carnaval!

Friday, October 16th, 2009

Haberler iyi. 15 tane İspanyol ile Almanca kursu görüyorum. İtalyan ve Ganalı ile Pattern Recognition dersi alıyorum. Finler ile bira içip, Belçikalılarla zaman dolduracak aktivite planlıyorum. Almanlar ile yurtta yemek yiyip, yepyeni mobilyalarda oturuyorum. Az biraz sonra bloglamaya devam diyorum.