Başına Ne Geldi?

Son iki aydır yoğun olarak yakın çevremde iş aranıyor, askerlik şubesine gidiliyor ve yüksek lisans için başvurular yapılıyor. Kendim de dâhil olmak üzere genç insanlar bir gencin yaşam kurma derdinin en sert köşelerini adım adım dönerek yaz sonuna doğru mümkün mertebe selamete çıkıyor. Bir noktadan sonra istenen ve düşünülen hedefin yerini böyleolduculuğun dayanılmaz çaresizliği kaplıyor. Bu da çıkış oluyor işte. Çoğu mühendis olan çevremdeki arkadaşların ve benim yapmaya çalıştığımız aslında çok basit, eğitim sürecinden sonra belli bir yaşam ölçütüne ve yaşam tarzına maddi ve manevi olarak ulaşmak. Maddi – manevi arasında duyargaların değişiklik gösterdiği ve her adımda çevreden bazı noktaların saklandığı bir ortama girişten sonra, ilk hayal kırıklığı ilk basit hedefin kotarılamaması ile geliyor. Kimi için askerliğe alınmama ya da celbe yetişememe olabilirken kimi için ise iş görüşmelerinin o tatsız havaya büründüğü dakika ve saniye anı olabilir. Benim gibi yapısal bir yol izleyenlerin en büyük tasası ise tasarlanmış akışın birbirine karışması ve beklemenin beklentileri köreltmesi durumları oluyor. Özce söylemek gerekli, bu ülke bu aralar –belki de her zaman- gençlerine özen göstermiyor. Gençlerin sürüldüğü yollar bu ülkeye olumlu katkı getirecek yollar değil. Zaten kısır olan yolların neredeyse hepsinin tıkanması ile fırsat eşitsizliğinin ve bazı zorunlulukların getirdiği engeller çoğu genci umutsuz bir bekleme sürecine sokuyor. Bu süreç öyle bir süreç ki, sıcak yaz ayında tatil yapacak hal ve yüz bırakmıyor, sağlık güvencesi olmadan geçecek günler insanı tam bir haymatlos psikolojisine sokuyor, anne ve babadan para istemek insanın karnına sancılar ve acılar gark ediyor, diğerlerinin uzaklaşması ile insan Facebook durum güncellemesine bile ne yazacağını bilemiyor ve nihayet eğitim ve geçmiş deneyimler sorgulanarak insan kendine küsüyor.

Ben bu umutsuz gidişatın askerliğe uzanan köprüsünden önce son çıkışından kendi yoluma sapıverdim: Yüksek lisans için başvurduğum okullardan birinin olumlu yanıtı ile kafamdaki yaşamı kurabilecekmişim gibi bir hava hâkim şu anda. Ancak bu noktaya erişinceye kadar deneyim amacıyla girdiğim iş görüşmeleri, bulunduğum proje çalışmaları ve gözlemlediğim diğer arkadaşların çabaları ile ilgili birkaç sahne var aklımda.

Sahne 1:

Son finallerin bitmesi ile notları bilgisayar ekranında görme telaşının ardından çıkış belgesini ya da diplomayı alıp askerliğe yazılmak isteyen genç erkeklerin Ağustos’ta askere gidemeyeceklerini ve Aralık celbinin de dolmak üzere olduğunu öğrendiği an. Kahramanlarımız şu an memleketlerde boşluğu dolduracak ucuz ve yararlı kurslar aramaktadır.

Sahne 2:

İş bulamayacağı düşüncesiyle askerlik tecilini bozduran genç bir erkeğin önüne çıkan iş fırsatını askerlik kağıdı alamadığı için reddetmek zorunda kaldığı an. Kahramanımız şu an mezun olduğu halde geçici bir staj daha yapmaktadır.

Sahne 3:

İş bulan genç bir kadının henüz maaş alamadığı için yüklendiği kredi kartının limitinin dolduğunu öğrendiği an. Kahramanımız şu an kurumsal bir şirkete geçmek için malum siteleri günbegün derinlemesine taramaktadır.

Sahne 4:

Mezuniyetten sonraki boşluğu staj ile dolduran gençlerin şirket asansöründe karşılaşılan bir gencin alt dönem okuldaşının “Sen mezun değil misin? Ne stajı daha?” sorusuyla derin düşüncelere daldığı an. Kahramanlarımızın her biri başka yerlere savrulmuştur.

Sahne 5:

Kriz fırsatçısı küçük bir şirketin bekleme salonunda şirketin genç yöneticisini 25 dakika beklemek zorunda kaldıktan sonra başlayabilen iş görüşmesinde, ilginç ve acayip sorulara yöneticinin arada sırada blackberry gelen e-mail ses tonuna verdiği gevrek gülüş tepkisi eşliğine maruz kalan mezun gencin bu ülkeden gitmeye karar verdiği an. Kahramanımız şu an yurtdışına gitmenin kolay yollarını aramaktadır.

Sahne 6:

Genç mühendislerin insan kaynakları birimleri ile görüştükleri ilk telefonda outsourcing kavramını ve zor koşullarını öğrendikleri an. Kahramanlarımız şu an emekleri üzerinden nemalanmanın ahlakını sorgulamaktadır.

Sözün kısası, bu kriz çoktan bizim krizimiz olmuş da ancak farkına varabilmişiz. Bu dönemlerin tek artısı, genç nesillerin kriz ve kapitalizm kavramlarına eleştirel bir gözle bakmalarını sağlamıştır. Ben ve çevremdeki işsiz gençler “Süreç senin üzerinden gidecek” ve “Süreç senin için çok olumlu gidiyor” tipi yalanlara artık kanmamakla birlikte, dünyayı daha yakından tanıyarak emeğin ışığı karartılamayacak bir güneş olduğunun çok net algılamaktadır. İnsanlara sunulan teklifte 6 gün 12 saat koşullarında ücret olarak 2.000 TL yazınca kafa atıveriyor ve çok da güzel oluyor. Kafalar atacak ve kafalar açılacak. Karın ve beyin doyurma derdini bu kadar ikiyüzlü hale getirmek ancak ve ancak çapsızlığın nihai sonucudur. Ama bu da değişecek, gençler yeni fikirlere daha yakınlar ve ellerinde yobazlığı, çapsızlığı ve haksızlığı alt edecek dostluklar, sözcükler ve ufuklar var.

Bir marşta geçer ya, “Ey vatan gözyaşların dinsin, yetiştik çünkü biz…”, herhangi bir şeyden soğutmak olmayacaksa şöyle uyarlayalım dedim, “Ey vatan gözyaşların dinsin, çekip gittik çünkü biz…

Döneriz elbet.


Comments are closed.