Archive for July, 2009

Mesai Sonu

Thursday, July 30th, 2009


Yarın 08.30 Sheraton Maslak, ladies & gentlemen it is a big pleasure for me…

Single Lens Reflection

Sunday, July 26th, 2009

Ardarda basılan deklanşör, gülüşler saniye saniye donuyor ve Almanca klavyemde ö’ye bastıkça ş çıkıyor, bir de telefonumu artık Almanca kullanmayasım geliyor. Hangi nesneye bu kadar çok aitlik, bu kadar çok iyelik ve bu kadar çok suskunluk ile bağlanmak yazgıydı? Fotolar çekmek, arkadaşları aramak ve uğurlu ıstakayı beyaz topu henüz ikinci kez ittirişinde buluvermek… Mesai saatlerinin dönüşümsüz koltuk mıhlama gücü ve dönüp bir yerlerden geldiğinde yazın bitmiş olması ümidi ile garip bir yerlerde uyuyup kalmanın muhasebesini yapıyorum. Yapınca da saçım beyazlıyor ve lakin tüm işler tamam olsun istiyorum, nitekim biraz daha beyazlıyor saçım.

Salaş meyhane fetişizmine yenilirken, aslında içte canlanan yeni dertleri tozlu ve kir çiziği çatallar ile öldürmeyi kafaya koymanın karşı konulmaz kışkırtıcılığını kumara koşan Rastinyak gibi damarlarda hissediyor insan. Her şarkıda boş geçen bir yılın hesabını ve neden sonra -birden- “ama ben yalnızmışım” cümlesinin düşündürdüklerini yansıtmak istiyor insan. Önce oralarda bıraktıklarına, sonra yazdıklarına aşık olunana ve en son da hasta olana bir şeyler karalamak istiyor ve fakat insanlar sonra ne der?

Eylül gelsin. Yaşam kurayım.

Elvanlı Uyku

Thursday, July 23rd, 2009
gq-bar-refaeli-guy-aroch/424

İyileştiren Şarkı

Monday, July 20th, 2009

Beni iyileştiren şarkıdır bu. Fix you. Hani, kötü gelen bir sınav sonucundan sonra annene söylemek için iyi bir sonucun da açıklanmasını beklersin ya… Bir “ama” ile uzatırsın içinden geçenleri, iyiden sonra gelen amanın kötü ile tamamlanması kolay olsa da, aslında içinde neler kopmuştur. Bir zamanlar tüm evren okul ve sokaktan oluşurken çok da uykusuz kalınmazdı. Varılacak yer tatlı bir uykuydu en fazla, şimdilerde yol bitmiyor, yok bitmiyor. Yaşamı Teoman şarkıları ile anlarken de böyleydi, başka bir dilde başka sözlerle de aynı. Şarkılar en fazla 10 dakika sürer oysa, yaşam ise bitmeyecek gibi.


and high up above or down below
when you’re too in love to let it go
but if you never try you’ll never know
just what you’re worth

Boğazkesen

Monday, July 20th, 2009
Boğaziçi deneyimleyelim dedik. Güzergah biraz serbest oldu bu sefer. Arabaya güvendik aslında. Başlangıç noktası Rumelihisarı idi, bittiği yer Kuruçeşme oldu. Bu keşiflerin her birinde kanıksanan şeylerin tekrar düşünülmesi evresi var bir de ki, güzergahta ilerledikçe daha çok zaman daha çok yol olsun istiyor insan. İstanbul ağızına daha yakın bir haftasonunun ardından, anlama ve anlaşma derdini az daha ötelersek sonun pek hayırlı olmayacağı aşikar. Yine de uçların bu kanıyı benimseyeceğini düşünmüyorum. Bu durumda sermayenin ve dinin şehre verebildiği tek hediye köprü olur, asfalttan.

Osmanlı’yı bir Haliç’ten bir de Bebek’ten geçerken düşünüyorum. İzmir’deyken oturtamayacağım eksik taşlar bazen otururken yerli yerine bazen de heyelan kayası gibi yuvarlanıyor. Mehmet II’nin derdini anlarken, Abdülhamid II’nin derdini ilk defa dinler gibiyim.

Bilmediğim konularda da pek konuşmam fakat foto çekerim.

Güzel Adam

Monday, July 20th, 2009
Zarif konuşan güzel adam, akvaryumu yorumlarken akvaryumist olduğunu değil akvaryumu güzel anlatmaya çalıştığını iddia ederdi. Balıklar ve balıkları o akvaryumdan bu akvaryuma aktaranlar hep olacaksa da, balıkların devinimlerini güzelce yorumlayacak var olacak mıdır? Beşiktaşlılarda hep bir güzellik var iken, nedir bu azalma ve yitme hali?

Balat’a Giderken

Monday, July 13th, 2009

İstanbul’da kalıcı mıyım henüz belli değil ama gelmişken gezmeye, anlamaya ve yansıtmaya çalışıyorum. Burada yaptıklarımı İstanbul’da yaşayan normal bir vatandaşın yapması beklenemez tabi. Maslak – Beşiktaş – Sirkeci – Balat – Galata – Kabataş – Maslak güzergâhını seçmemin nedeni biraz oradan buradan duymuşluk, biraz da bilhassa şu mangal olgusuna yakından bakmak isteğiydi. Mangalcılar ilginç gerçekten, dumanları Unkapanı üzerinden İBB’ye ulaşıyor mu bilemiyorum ama bana verdikleri fotolar ile bazı mesajları ulaştırdılar. Sahiplenerek yaşamanın biraz özensiz biçimini sergiliyorlar sadece. Çarşafıyla, sakalıyla, cübbesiyle mangal başına çökerek bizim gibilere aşırı gelen bir yaşamı Haliç’te gerçekleştiriyorlar. Kimi zaman Bulgar Kilisesi’nin yanındaki çimenlik alanda, kimi zaman da metro tüneli kazı alanının yakınlarında normalleri neyse onu sergiliyorlar. Evlerinin bahçesi olsa daha rahat edecekler elbette…

Ne işin var oralarda da denebilir ama böyle yerler ve hayatları görmezden gelmek basite kaçmak gibi geliyor bana… Seyir defteri bu seferlik Haliç’te yüzen ölü sıçana, Balatlı Batuhan’a, ilginç köşelerdeki Mobeselere ve bolca mangal dumanına vesile oldu, bir dahaki sefer ne tarafa bilemiyorum, haritama bakmam gerekli…

Aicha!

Sunday, July 12th, 2009

İlk defa burada değinmişim, kim içindi hatırlamıyorum…

Yabancı Kim?

Friday, July 10th, 2009
Yabancı olmak ya da gelin olmak etiketlerinden daha da önemlisi az biraz ünlü olmak bu ülkede. Bunun farkında olan bir kadın, biraz da güzelse, Türk toplumunun seçici geçirgenliğinin elediklerinden olmamayı birkaç şık hareket ile becerebilir. Avrupa’nın en iyisi denilen bir AVM’nin hava atılsın diye yapılmış, marka manzaralı kare meydanında etrafında yanan purolar ve park edilen arabalar için bir merkez olmayı başarabilir. Masasında yapılan İngilizce esprileri kendi annesi anlayıp gülerken, Türk eğitim sisteminde yabancı dile meyil etmemiş , yabancı dili külfet görmüş Türk kızları, masadaki Türk erkeklerinin İngilizce esprilerinden sadece rahatsız olurlar ve büyük ihtimalle Menemen bardağı gibidirler, sırayla.

Hayat seçimlerden ibarettir diyecekken, onu yarışmalarda veyahut taksiye binerken seçenlerin halini merak edersin. Oysa bence, hayat, sonuçsuz seçimlerini oyuna dönüştürebilenlerin işidir.

Sincan’da Haykırılan

Friday, July 10th, 2009

İnsanları yaşatmamak için cilalanan rejimlerin temsilcileri kırmızı tebeşirlerle çizgiler çizerken; yaşam, yaşamaya devam edenler ve yaşamaya yeni başlayanlar için her verilen beyanatta daha da çekilmez oluyordur. Beyanatları yok sayarak çileyi durdurmak pahasına yürümek, işkenceyi durdurmak pahasına kanlara belenmek ve yaşamak pahasına güneşini paylaştırmak mutlaka günün birinde dünyanın her bucağında barışa kapı açacaktır, özgür bir barışa.