Archive for July, 2009
Single Lens Reflection
Sunday, July 26th, 2009Salaş meyhane fetişizmine yenilirken, aslında içte canlanan yeni dertleri tozlu ve kir çiziği çatallar ile öldürmeyi kafaya koymanın karşı konulmaz kışkırtıcılığını kumara koşan Rastinyak gibi damarlarda hissediyor insan. Her şarkıda boş geçen bir yılın hesabını ve neden sonra -birden- “ama ben yalnızmışım” cümlesinin düşündürdüklerini yansıtmak istiyor insan. Önce oralarda bıraktıklarına, sonra yazdıklarına aşık olunana ve en son da hasta olana bir şeyler karalamak istiyor ve fakat insanlar sonra ne der?
Eylül gelsin. Yaşam kurayım.
Elvanlı Uyku
Thursday, July 23rd, 2009İyileştiren Şarkı
Monday, July 20th, 2009and high up above or down below
when you’re too in love to let it go
but if you never try you’ll never know
just what you’re worth
…
Boğazkesen
Monday, July 20th, 2009
Boğaziçi deneyimleyelim dedik. Güzergah biraz serbest oldu bu sefer. Arabaya güvendik aslında. Başlangıç noktası Rumelihisarı idi, bittiği yer Kuruçeşme oldu. Bu keşiflerin her birinde kanıksanan şeylerin tekrar düşünülmesi evresi var bir de ki, güzergahta ilerledikçe daha çok zaman daha çok yol olsun istiyor insan. İstanbul ağızına daha yakın bir haftasonunun ardından, anlama ve anlaşma derdini az daha ötelersek sonun pek hayırlı olmayacağı aşikar. Yine de uçların bu kanıyı benimseyeceğini düşünmüyorum. Bu durumda sermayenin ve dinin şehre verebildiği tek hediye köprü olur, asfalttan.
Osmanlı’yı bir Haliç’ten bir de Bebek’ten geçerken düşünüyorum. İzmir’deyken oturtamayacağım eksik taşlar bazen otururken yerli yerine bazen de heyelan kayası gibi yuvarlanıyor. Mehmet II’nin derdini anlarken, Abdülhamid II’nin derdini ilk defa dinler gibiyim.
Bilmediğim konularda da pek konuşmam fakat foto çekerim.
Güzel Adam
Monday, July 20th, 2009
Zarif konuşan güzel adam, akvaryumu yorumlarken akvaryumist olduğunu değil akvaryumu güzel anlatmaya çalıştığını iddia ederdi. Balıklar ve balıkları o akvaryumdan bu akvaryuma aktaranlar hep olacaksa da, balıkların devinimlerini güzelce yorumlayacak var olacak mıdır? Beşiktaşlılarda hep bir güzellik var iken, nedir bu azalma ve yitme hali?Balat’a Giderken
Monday, July 13th, 2009İstanbul’da kalıcı mıyım henüz belli değil ama gelmişken gezmeye, anlamaya ve yansıtmaya çalışıyorum. Burada yaptıklarımı İstanbul’da yaşayan normal bir vatandaşın yapması beklenemez tabi. Maslak – Beşiktaş – Sirkeci – Balat – Galata – Kabataş – Maslak güzergâhını seçmemin nedeni biraz oradan buradan duymuşluk, biraz da bilhassa şu mangal olgusuna yakından bakmak isteğiydi. Mangalcılar ilginç gerçekten, dumanları Unkapanı üzerinden İBB’ye ulaşıyor mu bilemiyorum ama bana verdikleri fotolar ile bazı mesajları ulaştırdılar. Sahiplenerek yaşamanın biraz özensiz biçimini sergiliyorlar sadece. Çarşafıyla, sakalıyla, cübbesiyle mangal başına çökerek bizim gibilere aşırı gelen bir yaşamı Haliç’te gerçekleştiriyorlar. Kimi zaman Bulgar Kilisesi’nin yanındaki çimenlik alanda, kimi zaman da metro tüneli kazı alanının yakınlarında normalleri neyse onu sergiliyorlar. Evlerinin bahçesi olsa daha rahat edecekler elbette…
Ne işin var oralarda da denebilir ama böyle yerler ve hayatları görmezden gelmek basite kaçmak gibi geliyor bana… Seyir defteri bu seferlik Haliç’te yüzen ölü sıçana, Balatlı Batuhan’a, ilginç köşelerdeki Mobeselere ve bolca mangal dumanına vesile oldu, bir dahaki sefer ne tarafa bilemiyorum, haritama bakmam gerekli…
Yabancı Kim?
Friday, July 10th, 2009
Yabancı olmak ya da gelin olmak etiketlerinden daha da önemlisi az biraz ünlü olmak bu ülkede. Bunun farkında olan bir kadın, biraz da güzelse, Türk toplumunun seçici geçirgenliğinin elediklerinden olmamayı birkaç şık hareket ile becerebilir. Avrupa’nın en iyisi denilen bir AVM’nin hava atılsın diye yapılmış, marka manzaralı kare meydanında etrafında yanan purolar ve park edilen arabalar için bir merkez olmayı başarabilir. Masasında yapılan İngilizce esprileri kendi annesi anlayıp gülerken, Türk eğitim sisteminde yabancı dile meyil etmemiş , yabancı dili külfet görmüş Türk kızları, masadaki Türk erkeklerinin İngilizce esprilerinden sadece rahatsız olurlar ve büyük ihtimalle Menemen bardağı gibidirler, sırayla.
Hayat seçimlerden ibarettir diyecekken, onu yarışmalarda veyahut taksiye binerken seçenlerin halini merak edersin. Oysa bence, hayat, sonuçsuz seçimlerini oyuna dönüştürebilenlerin işidir.


