Archive for April, 2009

Kuşbakışı

Thursday, April 30th, 2009
Jason Hawkes Photography

Twitter’da Eskortlar

Tuesday, April 28th, 2009

Twitter’ın iş ve pazarlama amaçlı kullanımından daha önce Twitter Olayı yazısında bahsetmiştim. Bu kullanımın yarattığı uç durumlar ve tartışmalı adımlar var elbette. Bunlardan biri Büyük Britanya’da yaşandı. Bir eskort kız şirketi yahut bildiğimiz tanımıyla bir genelev olan House of Divine, Twitter üzerinden yayına başladı. Bu yayın çalışma takvimleri ve özel indirimler ile ilgili olduğu için bence çok isabetli bir adım. Kafama yatmayan kısım ise, o ev içindeki çalışanların ne kadar o eve ait olduğu ve bu büyük olasılıkla istenmeyecek bir hayatın kendi istekleri dışında ne kadar yayınlabilir olduğu…? Örneğin, Lucia ve Karol’un pazar günü de çalıştığı, Nina’ın işteki son günü olduğu ve Alexis’in yerine bir süre Tayla’nın bakacağı yayınları hangi sınırları aşıyor acaba?

Yetişkin servisleri Internet üzerindeki varlıklarını reklamlı ve tuzaklı siteler, berbat satış siteleri ve rahatsız edici konumları nedeniyle iyileştirmek durumundaydılar. Artık Internet çağının yerlisi olan bir kuşak, otellerde Pay TV görünce, o kutunun hünerlerini merak bile etmiyor. Çünkü iyi ya da kötü bir şekilde o hazzı ve o bilgiyi yetişkin servislerinden edinmiş bir halde. Onun için Twitter üzerinden bu genelev yayınını ben ahlak bozucu ya da bozukluğun son haddi olarak görmüyorum. İrdelenmesi gereken bir başka yan ise, Twitter’daki izleyici kitlesinin herkese görünür olması. Gizli kalması tercih edilen bir alışverişin, Twitter üzerinden açığa çıkması beklenemez. En azından gizli kalmak isteyen bir ilgili, gidip de Twitter üzerinden izleyici olup @DivineMK şeklinde yanıtlar atmıyordur. Şu an var olan 172 izleyicilerinin çoğunun ise meraklı kullanıcı olduğu kesin.

Sosyal ağların kullanımı gitgide yaşamımıza uyum sağlayacak. Bu devinimlerde ahlaksızlık aramak büyük resmi görmekten çekinmenin sonucudur.

Obama’ya el sallamak

Tuesday, April 28th, 2009
Haftasonu 24 Nisan’ın etkileri çok konuşulmuş, ben seminerler nedeniyle fiberlerden kopuk bir hayat yaşadığım için detaylı bir şeyler yazamayacağım. Ama Obama’ya fotolu bir mesajınız varsa buradan buyrun…

Otel Odaları – III

Tuesday, April 28th, 2009

…Sana dün bir otelden baktım aziz İstanbul…

Ölmesi kolay, ya yaşaması?

Tuesday, April 28th, 2009
Times war photographer Harvey Jacobs is wounded while witnessing a massacre at Nuevo Colon by terrorists.

Siz Powder Keg kısa filmini bilir misiniz? Bostancı’da yaşanan ve yaşatılanların öncesi ve sırası çok benzer olmayabilir fakat sonrasında yaralanan ve ölenler için duyulan acı, yürek acısı, evlat acısı, orada yaşamanın acısı, cahilliğin acısı, bozukluğun acısı, makamcılığın acısı ve illa ki dahası benzer.

Tasarımsız da yaşanır

Tuesday, April 28th, 2009

durmuscetinakman.com
‘un yapım aşamasında Joomla! üzerine template yazarken CSS düzenlemesi ve değişik Internet tarayıcıları için CSS uyarlaması sırasında tasarımın, içeriğin ve bu ikisinin bileşiminin nereye doğru evrileceğini düşündüm. Belge formatları, içerikten bilgi çıkarımı ve tasarımın uyarlanması olmadan bu yeni Internet yaşantısında yer almak çok zor. Formatların yani biçimlerin hepsinin desteklenmesi, içerik ve bilgi dengesinin iyi tutturulması, üstüne ilgi çekici bir tasarımın yaratılması bir web bileşeni için artık vazgeçilmez. Bilgisayarcıların çözüm üretiminde iki ana yol vardır, birincisi sorun üzerinden karmaşık bir çözüm üretip onu satmak ve de facto bir standart olmasını zorlamak, ikincisi ise sorun oluşturan durumun çözümünü bağımsızca geliştirilebilecek biçimde sistemden ayırmak. Bu iki yolun hangi tür tekel ve geliştirim ortamlarına sebep olduğunu görüyoruz. Bu iki yolun ortasında yer alan bir çözümler bütünü olan Google ise çevrimiçi yaşantının çağımızdaki yerini temsil ediyor. Ve arayüz, algoritmalar ile belge taşınabilirliği açısından baktığımızda kesin bir şekilde eski tekil sistemlerden ayrılıyor. Web tasarımı dünyası kendini taşıyabilecek bir güce sahip artık, bunu CSS’i adeta kazarak tekrardan öğrendikten sonra gördüm. Ancak, örneğin işletim sistemleri tasarımı ne alemde bunu merak ettim. Bazı yerlerde, artık bağlantısız büyük bir işletim sistemi yerine web erişimli sade sistemlerin tercih edileceği söyleniyor. Dağıtık sistemler ve şişkin sistemler arasında dalgalanan akımların bence geleceği nokta cepteki para… Ne kadar paran varsa o kadar iyi sisteme sahip olursun. Tabi bu aşamada, akademinin araştırmalarına da önem verilmeli, yoksa fiber, hd ekran, sata ve deli kartlar diye gider bu, bazıları bu imkanlardan yoksunken.


Geleceğim nokta, işletim sistemlerindeki tasarım evrimi idi. Laf kalabalığında gelemedim bir türlü. Xerox ile başlayan bu evrim, Windows 7 ile devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde Ubuntu için bir tema ararken Gnome’un sanatsal yanını da keşfettiğimden bu son dönemde Windows’a eklenen masaüstü özellikleri, dosya simgeleri ve ie’deki yenilikler beni pek şaşırtmıyor doğrusu. Ama itiraf edeyim, Mac OSx Leopard’ı gördüğümde n’oluyoruz lan olmuştum. Bu bağlantıdaki resimler ve kısa açıklamalar ile bu evrime dalıp, eski günleri yad edebilir, gelecek hakkında fikir sahibi olabilirsiniz. Bana göre, ki Vista’da dahi klasik Windows temasını kullanırım, görselliğe bu kadar performans harcamak çok akıl karı değil. Ama tuning meraklıları için çekici gelebilir.

Gittim geldim

Monday, April 27th, 2009

Atatürk Maskı inşaatı ilerliyor. Günler de geçiyor. İstanbul’a gidip gelmek rutine döndü artık, cinfikirler uyandıran, çoğunlukla bıktıran ama dönüşü güzel olan bir rutin. Cinfikirlerin yakın vadeli ve kendimle ilgili olanları, diğerlerine nazaran daha zormuş gibi geliyor bana. Sözgelimi, neyse boşverelim, örnek vermekten bıktım artık.

İstanbul’a indiğimde soğuk bir hava karşıladı beni, çantamda tişörtler vardı halbuki. Bomonti’de eve girdiğimde saat farksız bir jetlag illetine tutulduğumu anladım, Taksim’in çağrısına kulak asmadan güzelce uyudum. Biz burada kafa yoruyoruz, ertesi günkü Oracle, PL/SQL sunumlarına enerji gerekli. Aslında çok da iyi gitmez dediğim bir haftasonu haddinden fazla ders ve düşünce kaynağı oldu bana. Bu olumlu zira, yolculuk rutinin hayatımı ve düşüncelerimi rutinleştirmesi umutsuzluk demek. Artık İstanbul’u sevip sevmediğime de karar verdim: Ben İstanbul’u kafamdaki imgesi ile seviyorum. Yoksa, metrobüstür, İstinye Park’tır, Kanyon’dur, İBB binasıdır bunları geçiniz, Zeyrek’teki SSK binasının tarihi doku ile uyumu, Tünel’in Asansör ile yakın hikayesi ve birçok başka detay beni ilgilendiriyor.

İstanbul öykümün çoğunlukla Mecidiyeköy ve Maslak’ta geçiyor olması, -üzerinde düşünülse- bir beyazyakalı göç destanının habercisidir. Başka başka kentlerin sokaklarında diz kanatan çocuklar, bu kentte sorgusuz sualsiz beyin kanatıyor. Bu mudur beni yazdan itibaren bekleyen? Bir ihtimal daha var o da …?

Edebiyatçı gömleğini mühendis gömleğinin üzerinde taşıyan güleç bir eğitmen, Avrupa’daki en büyük veritabanının yöneticisi akademik görünümlü bir işadamı ve Oracle dahisi bir mühendis anlattıkça bir açılan bir kapanan kapılar, tek idealim, bir kaç idealim ya da hiç idealim olması/olmaması, yabancı dil düşkünlüğü, soğuktan üşüyen kafam ve alkole bağlanan günler Asmalımescit’te, Nevizade’de…

Yüzüp de kuyruğuna gelmişim ve şimdi anladım ben bu “yüzüp kuyruğuna gelmek” deyimi bir hayvanın derisini yüzmekten türetilmiş, oysa şimdilerde Mayıs, deniz, Dikili, yüzmek…

Tezi kim yapacak?

Stay at Home!

Friday, April 24th, 2009

Hikayeyi unutmuştuk. Hatırlatmamı istedin, beceremedim. Ne olacaksa hatırlayınca, bir yanım kızgın bu yüzden sana. Hatırlamamı istediğin hikayeyi, hikayemiz bile değil, başkaları hatırlatsa ne çıkar hem? Zaten her günüm böyle geçiyor, başkaları hikaye anlatırken, ben dinler gibi yapıp hatırlama derdine düşüyorum. Düşmeyeyim istiyorum halbuki. Çünkü düşünce, her bir basamakta yenisi dank ediyor kafama, hikayelerin yenisi… Çünkü düşününce, her şey çok ilginç, her şey kelime oyunu…

Steve Jobs tekrarlıyor düsturunu: “Stay Fool, Stay Hungry!“. Biz buna varoluşçuluk diyoruz.

Java University

Thursday, April 23rd, 2009

Java University
May 31 – June 1, 2009
San Francisco, CA

Oracle – Sun Üzerine

Thursday, April 23rd, 2009

Uzun zamandır Sun Microsystems’in kim tarafından satın alınacağı konuşuluyordu. Talip ve tekliflerin arasından Oracle sıyrıldı ve aslında incelenmesi gereken bir satın almanın başrol oyuncusu oldu. Büyük bir yazılım firmasının, sistem ağırlıklı bir firmayı -başarılı bir firmayı- satın almasının arkasında ne olabilir? Üstelik finansal kriz döneminde gerçekleşiyor bu satın alma. Sun Microsystems ilk bakışta donanım alanına ağırlık vermiş bir firma gibi görünse de Java, Solaris ve MySQL ile uç kullanıcıların yazılımsal gereksinimlerine verdiği uygun hizmetler ile yazılım alanında da parlayan bir firmaydı. Yani, RISC ISA ile akademik dünyanın gözdesi, sınavların vazgeçilmez sorusu SPARC işlemcisi ile çok hızlı gerçekleştiremediği piyasa hakimiyetini bu programlama, işletim sistemi ve veritabanı ürünleri ile az çok sağlamış bir firmadır. Hizmetlerin küçük birimlerde olgunlaştığı bir Internet ve bilgisayar sistemleri yaşantısında firmaların yönelişlerini iyi incelemek gerekiyor. Guardian Tech ekibinin buradaki derlemesi bu satın almadaki oyuncuların yönelişleri hakkında bir fikir veriyor. Yöneliş incelemelerinin bizi götüreceği yer, aslında aşina olduğumuz firmaların bugünkü durumlarıdır. Bugün Google, Microsoft ve Intel gibi büyük firmaların yatay yapısı, her hizmeti tek elde kapsamaya yönelişleri donanım, yazılım ve hesap-kitap işlerinden anlamayanlara dahi bir anlam ifade edebilir. Bu bağlam içine, Sun Microsystems’in bir diğer talibinin IBM olduğunu da eklersek, programlama ortamları ve dilleri, veritabanı yönetimi ve kurumsal yazılımlar alanlarında bir tür köşe kapmaca yarışı olduğunu görebiliriz.

Ben hayatımda bu logo kadar ince düşünülmüş bir logo görmedim.

Oracle’ın basın açıklamasında bu satın almanın bütünleşmiş kurumsal çözümlerin yolunu açacağı söyleniyor. Oracle CEO’sunun alıntılanan şu sözleri de bunun bir kanıtı, “The acquisition of Sun transforms the IT industry, combining best-in-class enterprise software and mission-critical computing systems, …“. Java ve Solaris için bir hoşgeldin partisi düzenleneceği kesin, ancak MySQL ve OpenOffice gibi ürünlerin akıbeti, eğer Oracle basit uç kullanıcı gereksinimlerini göz ardı edecekse pek parlak görünmüyor. Ben, bu ürünlere de gereken yatırımın yapılacağını düşünüyorum aksi takdirde bu öksüz yavrular ya GNU lisans savaşçılarının bağrına dönecektir ya da diğer büyük oyuncuların ağına takılacaktır.