Archive for March, 2009

Sakın gücenme, eğer anladınsa sevdiğimi

Sunday, March 22nd, 2009

işte göründü yine
ürkek ve dalgın âşık
kendi yangınından kaçak
mendilini yakıyor bak
tereddütle seviyor

gözleri yaz gecesi
saçlarında yıldızlar
yorgun ve mahçup sesiyle
diyecek çok sözü varken
tereddütle susuyor

söz: bora ebeoğlu / cengiz onural
müzik: cengiz onural

Holy Crap!

Friday, March 20th, 2009

Dine, inanca ve inanmaya yönelik yeni sunumlar.

http://www.thebricktestament.com
http://www.informationageprayer.com

Derin Mesele – I

Thursday, March 19th, 2009
İçimde bir türlü öldüremediğim Uğur Arslan tarzı aşık olmaya meyilli, işsiz güçsüz, okumasız yazmasız varoş genci şahin marka arabasının amortisörlerini kestirdiği için, arka panele yerleştirdiği wooferlar woof woof yaptıkça film çekilmiş camlara sahip arabanın yağ karteri yere çarpıyor. İşin kötüsü araba belediyenin yükselttiği ana caddeye çıkamıyor, gaz versen benzinden yiyor, karteri momentum noktasıymışçasına araba sallanıyor bir aşağı bir yukarı, hafif ön teker değebilse yere, olacak ama her defasında benzin ve yanmış lastik kokusu sarıyor arabanın beyazını. Arkadaşlarını çağırmış yardıma ama hiç biri kulak asmamış, babası ensesine vuruyor aklına geldikçe, annesi çay dolduruyor devamlı. Varoş genci, Alihan’ı severdi bir zamanlar, Karşıyaka Sahili’nde Atilla İlhan’ı gördü, şair öldükten çok zaman sonra. Şarkılardan çok şiirleri sever oldu. Arabeskin kötüsünü değil, çilenin şiirlerde, devrimin sözlerde saklandığını gördü. Ama işte bi’ yo’ sokağın köşesini dönse, “Mahur” dinletecek tüm mahalleye. Umut etmiyor değil, ama içinde kırılan birşeyler var, kırmak yerine kurmak gerektiği halde… Beyaz Şahin’i ve o, suçsuzlar aslında. Fazlalığın suçu var. Ah, ulan şu mühendisler biraz daha alçak yapsaydı şu şasiyi, şimdi şu yakışıklı araba fazladan kesilmiş amortisörleri yüzünden bu pis çıkmaza hapsolmazdı. Ya da şu belediyenin uyuz işçileri bu pis çıkmazı da düşünselerdi, bu gencin yere yakın arabası olamaz mıydı yani? Yalıdaki evlerin önündeki kaldırımları garaj girişlerinde düşük yapıyorlardı ya, bu varoş çıkmazına dönen yolu yirmi santim düşük yapamazlar mıydı?

Arkadaşları hakkında pek söylenmiyor. Onların cesaretsizliğinden o mesul değil çünkü. Keşfettiklerinden ötürü ondan soğuyanlar değil de, aynı mahallenin o güzel kızının ne düşündüğünü bilememek takılıyor daha çok kafasına. Başka mahalleler de gördü ama bu şahine bu kız yakışır. Bir de küçük kardeşi var bu afilinin, bayılıyor sık sık. Krizsiz, bağırışsız ve sakince bayılıyor küçük kız. Solacak gidecek buralarda, acımasız bir kuralın küçük bedende can bulması. Bu kara kaşlı kızın soluşu, başka evlerde ibret olacak. Belki biraz daha sevecek aileler çocuklarını. Her gün o uzun yürüyüşlerden sonra, kendi çıkmazlarını döndüğünde gözüne ilk önce beyaz şahin takılıyor, arabaya karşı durmayıp devam ederse kapıyı hafif araladığında -şanslıysa- içerdeki taşlıkta oynayan küçük kardeşi el sallıyor, gülerek. Şanslı değilse, annesinin kucağında baygın bir esmerlik… Araba çıksa şu çıkmazdan, önemli ya da önemsiz bakmaz götürür kardeşini hastaneye. Annesi önce uğraşıyor, tokatlıyor, su çarpıyor suratına küçüğün. Düzelme yoksa, önce babaya haber vermek için koşuyor varoş genci, ah bi’ de cep telefonu, hem ona hem babasına belki annesine de bi’ tane… Baba rica minnet Kahveci Mehmet’ten arabayı alabilirse, köşede iniyor, çıkmazı bir hızda koşup, küçüğü taşıyor arabaya. Mehmet vermezse, taksi çağrılacak. O da para…

Para lazım diye arada sırada satacak olur arabayı ama bahanesi hazır, sokaktan çıkmayan arabayı kim alır..? Belki bir yol bulunur ama eller gelip o beyazı çıkmazdan çıkardığında dayanamaz diye korkuyor. O ses sistemi, o film camlar, o parlak TOFAŞ, o kesik amortisörler…

(görsel : Fikret Kuşkan / fotoğraflayan Mehmet Turgut)

She looks straight ahead, not at me.

Wednesday, March 18th, 2009

Ben senin beni sevebilme ihtimalini sevmiş olmayayım istiyorum. Babazula’dan Cecom dinliyor oluşum, gideceğim anlamına da gelmesin istiyorum. Anlaştık mı?

Mizahın Kalıcılığı

Wednesday, March 18th, 2009

Google Baba Türbesi

Tuesday, March 17th, 2009

Bu blogu izleyenler dışında ilginç arama teknikleri ve arama kelimeleri ile gayriihtiyari ziyaret edenler de var. Umarım böyledir, yoksa blogun adı Bulvar gazetesi müdavimleri kıraathanesine çıkacak. Sayaç detaylarına baktığımda bazen insanlık adına üzüldüğüm, sonra da ne tür insanlarla aynı ülkede yaşadığımızı görüyorum. Tabi hepsi hemen “abaza” diye nitelendirilecek tipte aramalar değil, bazı masumane ama bir o kadar da gülünç aramalara da aracılık etmiş Google arama motoru. Bu arada Google’a bir zamanlar sadece arama motoru diyorduk, ne günlerdi bea!?

Şimdi bazılarını paylaşayım; -direkt kopyala yapıştır-

  • ARADIĞIM BÜYÜK AŞKI BEN DOĞARKEN SENDE BULDUM SÖZÜ
  • podolskinin sevişmeleri
  • sahildeki butun kızlar maları açık geziyor video izle
  • taksim 4.levent metrosu kaça kadar çalışıyor
  • denize batık olan crespo adası nerededir
  • otel odalarındaki kızlar
  • bu yürek ilk defa bugün kırılamıyor dinle
  • GOOGLE BİZİ DİSKOYA GÖTÜR :d
  • ronaldonun cocukluk hayatı

Bu aramalar arasına koyabileceğim bir tanesi de Şemikler Pazaryeri ile ilgili idi, pazaryeri açıldı buradan o arkadaşa bilgi vereyim. Görüldüğü gibi Google’a nasıl bağlandıysak, hayatımızın her alanında ona danışmadan bir adım atamıyoruz, mastürbasyon yapamıyoruz ve bilgi edinemiyoruz.

TOEFL Üzerine

Tuesday, March 17th, 2009

TOEFL maceram üzerine aslında sonuç açıklanınca yazmak istiyordum ama e-posta yoluyla aldığım bazı sorulara istinaden bir kaç noktayı şimdiden yazayım. Öncelikle sınavın seviyesi hakkında seviyesinin gayet kolay olduğunu söyleyebilirim. Dilbilgisi soruları yok, yalnızca “Writing” kısmında anlamı bozan dilbilgisi hataları puan kaybettiriyor. Bunu da ETS/TOEFL sayfasındaki puanlama açıklamalarında görebilirsiniz.

Ben iBT sınavını seçtim. Internet üzerinden sınavlar hemen hemen her şehirde oluyor. İzmir’de bu işi yapan kurumların hepsini incelemedim ancak tercih ettiğim English Academy, konumu, olanakları ve sınav gününden önce gerçek ekipman ile bir deneme sınavı sunması ile oldukça başarılı ve tercih edilebilir bir sınav merkezi. Teste kayıt olmak için ETS’nin anasayfasını ziyaret edebilirsiniz, kredi kartsız kayıt olmak biraz daha zahmetli galiba. Ben kredi kartıyla internet üzerinden kayıt oldum. Skorunuzu 4 kuruma kadar ücretsiz gönderebiliyorlar. Benim sınav gününe kadar nerelere başvuracağım net olmadığı için bu seçimleri boş bıraktım. Şimdi skor gönderilecek kurum eklemeye çalıştığımda ise bunu “Additional” olarak algılıyor. Yani kurum başı $17 istemekte. Bu durumu ileti ile kendilerine belirttim, bakalım ne yanıt verecekler..?

Sınava nasıl hazırlandığıma gelince, sınavın her bölümü için internette yeteri kadar alıştırma yapma olanağı mevcut. Testbooktur, kurstur bunları geçin. Anadolu Lisesi ya da kaynakları İngilizce olan bir fakülte mezunu iseniz, internetteki olanaklar size yetecektir. Sınava girmeden önce de bir deneme yapmanız sınavdan güzel bir puan almanızı garantiler.

“Reading” kısmı için tek önerebileceğim, İngilizce yayın yapan basın yayın organlarının sitelerini sık sık inceleyip değişik konularda makale okuyun. Sınavda genellikle değişik alanlardan, tarih, biyoloji ve gökbilim gibi, yazılar çıkıyor. Eğer bu site ve bloglardaki orta uzunluktaki yazıları anlayabiliyorsanız işiniz çok kolay. Ayrıca BBC’nin Haberlerle İngilizce portalı oldukça yararlı bir kaynak. Bu portaldaki haberleri okuyup, dinleyip bilmediğiniz deyimlerin açıklamalarını görebilirsiniz. Portaldaki hafif testlerde günlük dildeki bazı kullanımları görmenizi sağlayacaktır. “Listening” için bu portaldaki haber dinleme seçeneği ve diğer gazete sayfalarındaki multimedia servisleri biçilmiş kaftan. Üstüne sıkı bir film ve dizi izleyici iseniz “Listening” kısmı sizin için sadece uzun süren bir can sıkıntısı olacaktır.

“Speaking” için öncelikle yaratıcı ve yalan söyleyebilen bir insan olmalısınız. Bir de öyle kasılmaca filan yok. Kimse “th”yi dilini damağa değdirerek telaffuz etmiyor, olduğu kadar kaptırın gidin. Ben ilk “Speaking” görevinde biraz kasıldım açıkcası ve hatta pek yaratıcı olamadım. Bu yüzden bu ilk soru biraz güme gitti. Ama diğer görevlerde güzel not tutmayı başardığım için oldukça kolay ve neşeli geçti. “Speaking” aşamasında benim en büyük yardımcı Youtube’da yer alan örnek videolar oldu. Mesela ilk “Speaking” görevi için örnekler burada. Kim nereden aktarmış bilemiyorum ama bana fazla fazla yardımcı oldu. Bu aşamada 6 soru olduğu için ilk sorulardaki tutukluğu sonraki sorularda düzeltmek mümkün gerilmeye gerek yok. “Writing” ise bana göre en kolay kısım. İki görevden oluşan bu kısımda, İngilizce “Four Square Writing” tekniğini biliyorsanız, kalan iş sadece biraz yaratıcı olmak. Bazı örnek IELTS soruları burada, genelde buna benzer şeyler çıkıyor. Ben bu kısma hiç çalışmadan girdim, en yüksek puanı da bu kısımdan bekliyorum.

Beğensek de beğenmesek de adamlar sistemi kurmuşlar. Biz hala bu gibi dil ve kültür okulları, merkezleri açamasak da, onlar ETS olsun, Göthe olsun, Cervantes olsun bu gibi test, dil ve kültür merkezleri ile çok güzel olanaklar sunuyorlar.

Tam tamına 3 saat 40 dakika sonunda tamamladığım TOEFL’dan umarım gerekli barajı geçerek alnımın akıyla çıkarım. Yoksa gitti paracıklar…

Biz bu denizi fırtınada geçtik.

Monday, March 16th, 2009

Biz bu denizi fırtınada geçtik. Şehrimizin kalabalıklığı ile övünerek değil, şehrimiz her dönüşte aynı kaldığı için sevinerek geçtik bu denizi. Gidenler gelenler, almışlar ellerine harbidenöylemimetre cihazını, sivilceli ağızlarında mutlu bir itiraz… “Hiç de öyle değimiş.” Tokadı yapıştırdık ve dedik ki gelmeyin buraya emeklilikte de…


Geldikleri gibi gittiler elbet, ama biz gittiğimiz gibi gelmedik. İşte bizimle dertleşti o zaman şehir, susmadı. Kızı mıdır, rüzgarı mıdır gerçekten dertlendiren o anlarda anladık. Alışmışız ya böyle konuşmaya, uzaklarda anlaşılamadık muhakkak. Arkamızdan da ne giydirmişlerdir amma!? Biz bu denizi, geçmiş olmak için değil, yaşam için geçtik, fırtınada. Karşılayanlar da öğretmesinler hiç bir şey bize, çünkü polyester teknemiz şehrimiz gibidir, ortasına mangal zor sığar.


Kavun içine rakı, erkek içine de kadın koymuşlar. Birinin balı, diğerinin acısı beraberce balkonda oturur. Bilmemkaçyıllık başkentlerin yapışkanlığını, te ancak buralarda atarsın üzerinden, gelecek üzerine konuşarak… Radyoda Glykeria, araba beyaz, benzin az ve güneş sanki yaz…

Sana karşı susacağım, zira evvelce şehir ile konuşmalıyım.

Kutuma Gitmek İstiyorum

Friday, March 13th, 2009

+”Hiç aşık oldun mu?”

-”Oldum”

+”Nasıl bir his aşk?”

-”Valla onu pek anlayamadım. Çünkü ben aşık oldum mu sesim kısılıyor. A yapıyorum ses çıkmıyor.”

Hayat akıp giderken ertelenemezlik de ensende nefes alıyor devamlı. Gündeme duyarlı olsan, memlekette yanlışlık mı yok? Kafası bozuluveriyor iki haber dinlediğinde insanın. Haberi geçtim futbol izlesen bu ülkede o bile kafanı bozuyor. Bu gece güzel bir top oynandı Hamburg’da mesela, izleyebildi mi her vatandaş? Cevap hayır ise, susalım devam edelim. Ama Şaban Erkök’ün dediği gibi “Yok abiler yok, hiç alkışlanacak şey değil“. Sulu sulu programlar, seçim görüntüleri ve cinnet manzaraları… Balbay içerde, hem de o garip “Musa’nın …” serisini yazan adamla birlikte. Bilmiyorum belki o adam çıkmıştır ama aynı çerçevede iki adam, yanlışı nerede yaptık? Balbay ile içten iki konuşmamız olmuştu. Sola dair, aydınlanmaya dair umudunu aktardı bizlere. Panelde aldığım notlara baktı ve hiç darbe yapacak havası yoktu. Araştırmanın, belgenin ve incelemenin suç unsuru olduğu günlerdeyiz. Ne desek kâr etmiyor. Yanlışlık galiba atılan tüm adımların kökeninde var. Ve Başbakan mitinglerde çok bayağı konuşuyor. Baykal da öyle, Bahçeli de öyle. Bu üstünkörülük, bu böylesideişlercilik, bu bunlarabukadarıbilefazlacılık nereden geliyor? Bunlar mı yeni Türkiye’yi ayaklandıracak konuşmalar !?

Aşk girizgâhından sonra nerelere sürükleniyor insan, işte buraya kayıt düşmüş olayım. Efkarlansan rakı alsan, onun da yarısı su ya da çoğu reklam… Yarın TOEFL’a giriyorum, akşama İstanbul’dayım, biz buna “gurbete hazırlık” diyoruz.

Kilo filan veriyorum

Thursday, March 12th, 2009

Kilo veren Nadide Sultan, lahana çorbası kapsülü ile Radikal İnternet manşetinde. Tüketim, tek tipçilik, e-ticaret ve internetin azizliği…