Clever rhymes, see you later!


Facebook’ta test çözmenin mantığını hala anlamış değilim. Anlamam da gerekmiyor. Her bünyeden bir facebook, bir twitter ya da bir Web2.0 harikası yaratmasını bekleyemeyiz. Bazıları da böyle boş beleş işlerle uğraşıyor. Çok düşünmüyorum üzerinde ancak ve ancak “Şirinlerde Ki Hangi Karaktersin?” (ki’nin o ayrıksı o vakur o dik duruşuna bakınız) testi beni benden aldı. Bi’ de bu testi çözen kızlar var, erkekler var. Acaba Şirine çıkmayan kız ne düşünüyordur? Ya da Şirine çıkmamak isteyen kız var mıdır? Ben testi çözmedim, ama o dağdağalı çizgi filmde sevdiğim iki favori karakterim vardı: Usta Şirin ve Azman. Bi’ de Gargamel’in yeğeni midir çırağı mıdır nedir artık çilli bi’ elaman ne vardı: Miskin. Usta Şirin, Şirin Baba’nın gelecekteki veliahtı belki de en büyük rakibi idi. Azman zaten Gargamel’den zeki olduğunu belli ediyordu, yürekli kediydi. Miskin’de ise şimdi baktığımda üniversitedeki öğrencilik performansımı görüyorum. Bir yerde bu üçünün bileşimiyim sanki. Steve Jobs gibi noktaları birleştirdiğimde bunu görüyorum ben. İnsanın kendi kendinin farkında olması ne güzel diyecektim ki, kendime Azman’dan da pay biçmişim, artık bu ismi hangi bilinçaltıyla seçip öyle çevirdilerse, bana abazan damgası olarak geri dönecektir. Şimdi baktım da gariban kedinin tüm dünyadan çektiği varmış bu arada, ecnebiler de kendisine Azrail demekteymiş. Neyse diğer testlere hiç girmeyeyim, kalbin ne renk, nasıl öleceksin, nasıl biriyle evleneceksin vb. beynime pompalanan fısbuk rezaleti olarak kalsın.


Okuldaki uzatmasız son dönemimde böyle kitaplara referans eden derslere girip çıkıyorum. “Alman Geleneğinden Çıkarılacak Sonuçlar”. Amerikan bakış açısı ile yazılan, Japonları öven, Avrupalıları illa ki döven, bizim gibi ülkelere mistik güçmüş gibi bakan, Latin Amerika’yı görmezden gelen kitaplar. Hani tümden mahkum etmek istemesem dahi, varılan yer orası. O yüzden, mesela, Amerikalıların Avrupa’da çektikleri ya da o bakış açısıyla Avrupa’da çekilen filmleri de izleyemiyorum. Çünkü o filmlerde iki ihtimal var, ya çılgın Amerikalı, burnubüyük Avrupalı kızları deli divane eder ya da dünyayı yöneten işinde gücünde Amerikalı, sefa/sosyalizm/sanat düşkünü Avrupalıların dünyasına girer ve çıkar. Bu bana ilginç gelmemekle beraber saçma da geliyor. Örnek verelim, Before Sunrise ya da Vicky Cristina Barcelona. İlkindeki yoğun Amerikan yağızlığına, Amerikan çılgınlığına ve Amerikan baştançıkarıcılığına yanıtım yarısına gelmeden filmi kapatmak oldu. Fakat, o dinleme kabini sahnesi güzeldi. Hakkını yemeyelim. Hiç Avrupa’ya gitmemiş olsam, hiç o Amerikalıların Akdenizliler karşısındaki aczini görmesem yer yutarım. Ama Amerikalılara oralara gitmek dışında vurulan bay/bayan görmedim. Diğer yandan gidelimavrupayaonlaradünyayönetmeknezormuşammadaçokyıpranıyoruzgösterelim soslu filmlere olan karşıtlığım, biraz da Avrupalı oyuncuların sadece o filmlerle anılır olmasından kaynaklanıyor, nerede kaldı Bardem’in Before Night Falls’taki oyunu? Bu meşreplerde Almanların da ne kadar haksızlığına uğradığını yazıyorum ara sıra, tekrar oralara girmeye gerek yok. Ancak bu mezvuyu biz de çok yapıyoruz, Rus kızları diyeyim siz anlayın ne kastettiğimi. Halbuki gayet eğitimli ve kültürlüler, cidden.

Kaddafi’nin imajmeykırını bulun bana. Bedevi kıyafeti üzerine, bisikletçi gözlüğü…

Comments are closed.