Islak Sevdalılar.mp3
Uzunca bir süre uyumuş gibiyim. Hayatım hızlandıkça, ki hızlıyken daha da hızlanıyor, varoluşçu olmanın yavaşlığına bel bağladığımdan, uyumuş gibi hissediyorum, her şey olup bitmiş de ben şimdi o bulantılı sabahların birinde parkın orta yerinde durmuş Sartre’yim. Birazdan o hızlı değişim başlayacak ve her şeyi var oldukları için özgürlük ikilemine düşerek var oluyorlar diye değerlendireceğim. Sonra o parıltı ile değiştiğimi tam söyleyecekken, sevdiğim kız gelecek ve “sen değişme” diyecek. Yok artık daha neler, demek ki henüz varoluşçu olamamışım. Ama gel gör ki, varoluşçuluk için 4 kitap sayılsa 3′ünü okumuşumdur. Yeraltından Notlar mı? Dönüşüm mü? Yabancı mı? Veba mı? Gerisi de hayata kalsın.İnisiyatif almak kavramını irdeliyoruz arkadaşlarla, hani sanmayın ki arkadaşlarım Hegel, Kant ya da Orhan Pamuk, bildiğin yurdum öğrencisi. Benim savım gayet açık, tesadüf bir ısrar biçimi olduğuna göre, tesadüfi şekilde akan bir hayatta ancak reddederek inisiyatif alabilirsin. Ama şansı insanın kendisinin yarattığını ve şu eski Latince sözü -”Şans cesuru korur”- biliyorsan hayatını tesadüfen değil özüne uygun yaşamaya başlarsın. Bunları bana düşündüren şeyler ve kişiler elbette var. Onlara da sıra gelecek, burada bahsetmek ya da geçelim burayı hayatım boyunca bahsetmek için. Yıllar sonra beklemeyi tekrardan öğrendim, bir de o var. Onun için her yere erkenden gidip bekleme sabrımı tekrardan geliştirme egzersizleri yapabilirim, Ebru Şallı huhhhlaması ile. Neyse gülesim, güldüresim var. Olmazsa da susalım.
“.)” Bu smiley bozuntusunu bugün Kemeraltı’na soksam, feci dayak yer. Çünkü esnaftır, sıradan vatandaştır, öğrencidir, her kim olursa olsun mali sıkıntıda. Bunun psikolojik bir kaynağı var mı bilemiyorum ama insanlar az gelirleri ile satın aldıkları mal ve hizmetlerin gerçekte çok kalitesiz mal ve hizmetler olduğunu görünce bu sıkıntı daha da büyüyor gibime geliyor. “Hava basıyorlar” diyor bir amca kullandığı doğalgaz için, özelleşmeyen sulardaki arsenik vakası zaten bilinen bir gerçek ve böyle uzar gider bu liste… Pazar günü seçimler var ve değişim için bir işaret göremiyorum. Mali kriz bir yandan, ülkedeki hukuki kriz de diğer yandan kıstırıyor insanları. En son Uğur Dündar patlamış. Namus, eşim, Brezilya filan demekte, ne olduğunu çözemesem de şu belli ki erkekler kavgalarında yine kadınları kullanmış. Neyse benim kafamda Arjantin var mesela, hassasım o konuda. Eğer benim ipliğimi de pazara çıkaracaklarsa, oradan girişebilirler olaya…
Haftasonu milli maç da var. Maçın NTV’de yayınlanacak oluşu bile bende sanki maça 0 – 3 önde başlıyoruz hissini veriyor. İlker Yasin anlatımı ya da TRT yayını tüm geceyi -üstelik seçim öncesi- berbat edebilirdi. Resmini koyduğum retro-formaya şu adresten erişebilirsiniz. Rotterdam’da elimdeydi bu forma, baktım ortak benzine para yetişmeyecek bıraktım yerine. Tekrar maça gelirsek, galiba yenileceğiz.
Hayat bana kıyak geçiyor bu aralar. Lüks otel odaları koleksiyonum devam ediyor, uçaklar rötar yapsa da havalimanları sohbet edecek güzel insanlarla dolu, son dönem dersleri okulu bıraktırmayacak kadar zevkli geçiyor, yağmurlar yağıyor, sonra tam ben üzgünken güneş var diye iniyorum otobüsten yürümek için, senin fotoğrafını görüyorum küçük ekranda, ve daha sonra ben bilerek susmuşken, inat etmemişken oradaymışsın, fark ediyorum. Liseye gidecek yaşa döndüm yeniden, istersen uzanabilirsin gerçekten…
Sonunu getirmem gerekirse, yazayım, lavaboda eriyen buz küpleri gibiyim, al eline bir parçamı avucunda erit, gerçekten…