Archive for February, 2009
Şu Kanlı Zalimin Ettiği İşler
Sunday, February 15th, 2009Bitmeyen Son Sömestr Tatili
Sunday, February 15th, 2009Haydi Karşıyaka, Devrime İnan!
Saturday, February 14th, 2009Öncelikle bu hayali süreçte, hayali mayali ama iddialıyız. Son günlerdeki yağmurlardan sonra su baskınlarının, göle dönen anayolların görüldüğü Karşıyaka artık genç fikirlere gereksinim duyuyor. Turgut Özal bu yakayı “İzmir’in yatakhanesi” diye nitelendirildiğinden beri sosyal konut ve lojman cenneti olan Karşıyaka’mızın ne tuhaftır ki Dedebaşı’nın çıkışındaki 3 yıldızlı oteli saymazsak bir oteli bile yok. Aynı şekilde yıllardır İzmir’de deplasman çilesi çeken spor klubümüzün takımları ancak 2005 yılında sadece salon spor ekipleri olarak Mavişehir Arena ile bu çileden kurtulmuşlardır. Futbol takımı ise hala Alsancak Stadı için Altay’ın nazını çekmekte, Atatürk Stadı’nda ise futbol dışı her oyunun oynanabileceği stadın çilesini çekmektedir. İzmir’e vapurlarla bağlanan en hareketli iskelelerin yer aldığı ilçemizin sakinleri, vapur seferlerinin seyrekleştirilmesi ile Altınyol’da değerli zamanlarını kaybetmektedir. Tüm bunların genel ve eşitlikçi bir bakış açısı ile ele alınması gerekli diye düşünüyorum. Bayraklı bölgesinin Karşıyaka’dan bir çok mahalleyi kopartarak ilçeleşmesi de Karşıyaka’nın önünü açık şekilde kapatmıştır. İzmir’in yeni merkezinin kurulacağı bu bölgede oy ve rant hesapları ile tabir-i caizse bir bölüşme yapılmıştır.
Tüm bu genel bakıştan sonra ile projeyi duyuralım öyleyse: Bostanlı Merkez Düzenlemesi.
Bu arada baya bir havaya girdiğimi fark ettim, neyse devam edelim. Sevgili oytabanlarım, Bostanlı Merkez’deki Pisa Kulesi (gittim gördüm oradan biliyorum, bak ne kadar kültürlüyüm !?) esintili yan yatmış apartmanları kaldırıp, o adayı Bostanlı Cami ile birleştirecek bir düzenlemeyi kendi özkaynaklarımız ile yapacağız. Biliyorum, orada oturanlar, orada çalışanlar var. Bu sosyal ve maddi zorluğu elbirliği ile aşabiliriz. Evini kaybedenlere ev, işini kaybedenlere iş sunmaktan da geri kalmayız elbet. Projenin ana düşüncesi Yıllar tarafından Bostanlı’ya sapıldığında oluşan trafiği ve yoğunluğu düzenlemektir. Yıllar tarafından gelen Cemal Gürsel Caddesi’ni Adnan Saygun Parkı’nın bittiği köşeden sahil yönüne doğru aktaracak bir yol düzenlemesi oradaki 3′lü sıkışmayı azaltacaktır. Kavşaktan Bostanlı Muhtarlığı’a doğru gidecekler için ise Bostanlı Cami’nin ardından dolaşacak şekilde bir yol düşünülmüştür. Şehrin otomobiller için değil, yayalar için tasarlanmasını düşündüğümden, o kavşakta bir tramvay durağı belirlenerek Bostanlı Köprü durağına kadar işleyen bir tramvay hattı gerçekleşecektir. Böylece şekilde belirlenen durakta inenler, ücretsiz tramvaya binerek Köprü durağında sahilden gelen otobüslere binebileceklerdir. Beslemelerin çoğu iskeleden kalktığı için bu da çok sorun yaratmayacaktır.
Gelelim yıktığımızın yerine ne koyacağımıza… Orası Avrupa’dakilerle yaraşır bir meydan olacaktır. Meydanın ortasına da güzel ve sembol olabilecek bir heykel koyacağız. Meydanın adını bir yarışma ile belirleyebiliriz. Hoş olmadı mı? Bence gayet hoş.
Bir şehir plancısı ya da peyzaj mimarı olmadığım için projede elbet aksaklıklar olacaktır. Ama o değilim, bu değilim diye düşünmeyeceksek, kentlerimiz sahipsiz kalır.
Bu proje bir esintidir, bunu gerçek anlamda bir akıma dönüştürecek olan hemşehrilerimizin iradesidir. Haydi bakalım, şimdi ilk seçim şarkımız Şebnem Ferah’tan geliyor, Okyanus…
Canım Dediklerim Canımı Aldı
Saturday, February 14th, 2009
“Morrissey – i’ll_never_be_anybodys_hero_now.mp3″
Haves cannot stand Have-nots
And my love is under the ground
My one true love is under the ground
And I’ll never be
I’ll never be
I’ll never be anybody’s hero now
I’ll never be
I’ll never be
I’ll never be anybody’s hero now
They who should love me
Walk right through me
I am a ghost
And as far as I know I haven’t even died
And my love is under the ground
My one true love is under the ground
And I’ll never be
I’ll never be
I’ll never be anybody’s hero now
I’ll never be
I’ll never be
I’ll never be anybody’s hero now
See as I.. See as I.. See as I..
I’ll never be
I’ll never be
I’ll never be anybody’s lover now
I’ll never be
I’ll never be
I’ll never be anybody’s lover now
Things I’ve heard and I’ve seen
And I’ve felt and I’ve been
Tell me I’ll never be anybody’s lover now
It begins in the heart
And it hurts when it’s true
It only hurts because it’s true
Google Dünyası
Friday, February 13th, 2009
Google Efendi ile neşeli Internet yolculuğumuz devam ediyor. Genellikle Google’ın piyasaya yeni sürdüğü ya da süreceği ürün ve hizmetler konusunda yazmışım. Oysa, bu fili o anda tuttuğumuz yerinden tarif etmek değil, biraz daha genel olarak ele almak gerekiyor. Bu Internet devinin işi gücü bilgi ile, bilgi tutmak ve süzmek ile… Yani ilk adımda müşterilerine birşeyler satmak derdinde değil -bireysel ölçekten bahsediyorum-, tersine müşterilerini rahat olacakları bir ortamda sıkı bağlarla tutmak derdinde. En çok kullanılan ürünlerinden GoogleMail/Gmail’i ele alırsak, sınırsız kapasite kavramını ilk defa dile getirerek hem böyle bir gereksinimi olan profesyonel kullanıcıların büyük çoğunluğunu kendine bağladı hem de diğer piyasa oyuncularını buna zorlayarak yeni teknolojilerin gelişmesine ve kullanılmasına önayak oldu. Bu yeni teknolojilere AJAX’ı ve tek oturum ile yönetilebilen birden çok hizmet mantığını örnek verebilirim. Aslında sınırsız dediği kapasite bir yerden sonra sınıra geliyor ve Gmail görselde paylaştığım ek kapasite/ücret seçeneklerini sunuyor. Yine de sınırsız algısı, sınıra yaklaşma algısından çok önde.
Peki Google, bu hızı ve kapasiteyi nasıl sağlıyor, nasıl yönetiyor? Sorunun yanıtı bu haritada gizli. Dünya üzerine yayılmış data center/server farm merkezleri ile Google sunucu seçeneklerini daima yönetilebilir ve daima arttırılabilir kılıyor. Sayıları kırkı aşan bu merkezlerin yerleşkelerini seçiminde gözetilen koşullar ise şunlar: Ucuz elektrik, yeşil ve yenilenebilir enerji, su kaynaklarına yakınlık (soğutma ve enerji koşulları için), güvenlik ve gizlilik için büyük yüzölçümü, diğer merkezlere uzaklık ve erişilebilirlik, vergi kolaylıkları.
Bir sunucu ve bilgi merkezi oluşturmak için seçilen en son yer, Finlandiya’nın güneyindeki Hamina şehri. Bu şehirdeki bir kağıt fabrikasının, yerini kendi sektörünü en çok tehdit eden kavram olan Internet’in dev oyuncusunun sunucu merkezine bırakması oldukça ironik. Google böylelikle Avrupa’daki merkezlerinin sayısını 13′e çıkardı. Görünürde Güney Amerika’da sadece 1 adet sunucusu bulunan, Afrika’da ise herhangi bir sunucusu bulunmayan Google’ın bu dağılım haritası bu alanda daha çok atılımın olacağının göstergesidir.

Google’ın ilkelerinin belki de en önemlisi gizliliktir. Ben kendi görüşlerimi Internet’ten erişebildiğim bilgilerle ortaya koymaya çalıştım. Ancak IP gizliliğini ve merkezlerine değişik isimler verme eğilimini koruyan bir firma hakkında edinilen tüm bilgiler her zaman için eksik olacaktır.
Son söz niyetine, hayırlı işler…
Street Fighter Geri Döndü
Friday, February 13th, 2009
Atari salonlarından evimize geçen bir hastalık; Street Fighter! Evde televizyona bağladığımız atarinin içinde Ryu olmak, bana sokakta Sergen olmayı unutturmuştu o zamanlar. Makinemiz Commodore değil, o kadar yaşlı değilim. Atari dediğim alet, içinde 35.000 oyun olduğu savlanan ama topu topu 9 oyunun isimlerinin değiştirilmesi, eciştirilmesi bücüştürülmesi sonucu o sayıya ulaşan çift kollu kaset takılan makinelerden. TV’ye anten kablosundan müdahale ediyorduk galiba… Neyse 35.000 oyundan sıkıldıktan sonra oyuncakçılarda kaset değiştirildiğini duyduk, cebimize bozuk paraları doldurup oyuncakçının camlı sergisinden kaset seçerdik. Yıllar sonra ilk ilerleme SEGA kasetlerine, sonraki ilerleme ise oyun CD’lerine doğru olacaktı.
Oyuncakçıdan eski bir kaset üstü 100.000 liraya aldığım Street Fighter II ile ilk dünya turumu yapmıştım. Adamım Ryu, rakipler Dhalsim, Chun-Li, Zangief, Ken… Ülkeden ülkeye dövüşe dövüşe geçerdik. Sonrasında Mortal Kombat serisi beni hiç sarmadı. SF öykü olarak da, görsel olarak da ve heyecan olarak da tercih ettiğim oldu.
Bugünlerde SF serisinin IV.sü, yeniden doğuş diye tanımlayabileceğimiz bir şekilde, geldi. Yaratıcısı ile kapsamlı bir sohbet için buradan buyrun…
Güven
Thursday, February 12th, 2009Biz neye, kime güvenelim?
San Valentino non è morta!
Thursday, February 12th, 2009
Aziz Valentin‘i Anma Günü yaklaşmışken ben Yerli Malı Haftası’nı özlüyorum. O hafta yapmaya zorlandığımız evden yemek ve meyve getirme saçmalığının farkına o yıllarda varamasak da, tüketim-yerli malı-ithalat üçgeninde düşününce o haftadaki saflığı yeğlerim diye düşünüyorum. İnternet tüm hizmetleri ile yerli/yabancı ayrımını ortadan büyük oranda kaldırsa da bizim ülkemizde hala üretmeden yerli malı fetişizmi yapılıyor. Yabancı dillere aktarabildiğimiz iki sözcüğün döner ve dolmuş olduğunu daha önce yazmıştım, şimdilerde dönerin adını da değiştirmeye kalkmış Almanlar. Bilim ve üretim dili olmayan bir dile mum olmuşken, bazı gençlerin yabancı dilde eğitime karşı çıkmaları beni güldürüyor. Ben de isterim Bilgisayar Mimarisi dersini Türkçe bir kitaptan çalışmayı ya da Veri İletişimi ve Bilgisayar Ağları dersindeki protokolleri Türkçe isimlerle görmeyi, heyhat gel gör ki böyle bir atılım yapılmamış. Alman insanı trafiğe verkehr, televizyona fernseher derken, bizler elimizdeki yoklukla yapılan ucuz katılığa mahkum olmuşuz.

Aziz’e dönersek, 23 yıldır süregelen 14 Şubat’ta arayacak bir sevgiliden ayrı olma geleneğim devam ediyor. Bu gün dışında kalan sevdicekli 364 gün daha az mı değersizdi? Hayır. Zaten yaşamımdaki son sömestr tatilinde eski sevgililerle buluşmanın suyunu çıkardım, bu tür beyaz yakalı adetleri de yaşamımıza hoş gelmiş olsun.
Pala Google
Tuesday, February 10th, 2009
Google ilerisi için şimdiden ortak iş yapabileceği kurum ve şirketler aramaya başlamış bile. Elektrik dağıtım ve tüketimi ülkeden ülkeye farklılık gösterdiği için Google’ın kişisel bilgilerden önce genel bilgilere erişimi gerekli, sanırım bu konuda Google ile beraber olmasa dahi, bir şekilde atılım yapması gereken ülkelerin başında geliyoruz. Davos’u öyle ya da böyle fethetmekten daha yararlı bir adım olur. Google ile bu projede ortaklık yapmak isteyenler ise buradan buyursun.






