Archive for February, 2009

Velhasıl o rüya…

Sunday, February 15th, 2009

Körfezdeki dalgın suya bir bak göreceksin,
Geçmiş gecelerden biri durmakta derinde.
Mehtap, iri güller ve senin en güzel aksin,
Velhasıl o rüya duruyor yerli yerinde…

güfte / beste : Yahya Kemal Beyatlı / Osman Nihat Akın
makam / usûl : Nihâvend / Türk Aksağı

Şu Kanlı Zalimin Ettiği İşler

Sunday, February 15th, 2009
“Biz bu acıların ve yaraların sarılmasını istiyoruz. Sürekli gündemde tutulmasını istemiyoruz. Çünkü Aleviler’e karşı yapılmış bir hareket değil, Sivas’a karşı yapılmış, topyekün milletimize karşı yapılmış bir provokasyondur. Otelin altındaki lokanta eskiden de vardı zaten. Yani bir vatandaşımız orada lokanta işletiyor diye ’efendim burada et pişiriyor’ denilmesi, bunlar doğru şeyler değil. Ama, ’madem ki istismar ediliyor, bu kadar çok üzerinde duruluyor, birileri de bundan inciniyorsa ben o zaman lokantamı kapatırım’ dedi vatandaşımız ve lokantayı kapattı. Biz oranın kütüphane olmasından yanayız. Ama müze filan olması doğru şeyler değildir. Neyin müzesini yapacağız? O zaman Türkiye’nin her köşesini müze yapmak lazım.
Katliamların onayı ve kabulü müdür yoksa öldürmeyi bilmenin tok sesi midir bu açıklama? AKP’nin meşrulaştırdığı söylemin es verdiği anlarda, o söylemin gerçek sahipleri konuşuyor. İlginç, zira cumhuriyet tarihinin kara sayfalarında milliyetçiliğin, ümmetçiliğin ve gericiliğin imzası vardır. Şimdilerde mazlum görünmek, zulümlerini unutturmaya güvenmenin bir getirisidir. Bu sözcükler yaralamıyor da ille dostun bir tek gülü

Bitmeyen Son Sömestr Tatili

Sunday, February 15th, 2009




Yürü yalnızlığın üzerinden, hayatı yaşa, ağlayacaksan da yağmuru bekleme. Sorgulamaz kimseler. Sorarlar sadece, kadehini gösterir devam edersin. Geceleri ya da gündüzleri sahiplenmek gibi bir derdin yok işte, sen busun. Bundan ötesi kurgulanmış resimli bir öykü. İçinde karar veren olamayacaksan, resimlerine bakar geçersin, çok da güzel olur.

Haydi Karşıyaka, Devrime İnan!

Saturday, February 14th, 2009
Şaban Erkök de bizimle…
Karşıyaka İlçe Belediye Başkanlığı sürecinin başlangıcını yapıyoruz bugün. Kadromuzda muhalif yapısı ve eleştirel kimliği ile spor dünyasının duayeni Emrah Hoca, eğlence hayatına düşkünlüğü ile bilinen Issız Adam’ın Nergis şubesi Bay Sabri ve kültürel kimliğimizi devamlı vurgulayan P.S. Me blogunun yazarı thehealerofownself bulunuyor. Projeler geneli ile bana ait, eleştirileri Emrah Hoca’ya, “Adamım çok güzel” desteği Bay Sabri’ye ve “Evet, evet hatta şöyle…” diye geliştirmeleri de thehealerofownself’e ait. Seçim şarkılarının seçimini ben yaptım, bu yazıda kampanyamızın ilk şarkısı da paylaşmayı düşünüyorum.

Öncelikle bu hayali süreçte, hayali mayali ama iddialıyız. Son günlerdeki yağmurlardan sonra su baskınlarının, göle dönen anayolların görüldüğü Karşıyaka artık genç fikirlere gereksinim duyuyor. Turgut Özal bu yakayı “İzmir’in yatakhanesi” diye nitelendirildiğinden beri sosyal konut ve lojman cenneti olan Karşıyaka’mızın ne tuhaftır ki Dedebaşı’nın çıkışındaki 3 yıldızlı oteli saymazsak bir oteli bile yok. Aynı şekilde yıllardır İzmir’de deplasman çilesi çeken spor klubümüzün takımları ancak 2005 yılında sadece salon spor ekipleri olarak Mavişehir Arena ile bu çileden kurtulmuşlardır. Futbol takımı ise hala Alsancak Stadı için Altay’ın nazını çekmekte, Atatürk Stadı’nda ise futbol dışı her oyunun oynanabileceği stadın çilesini çekmektedir. İzmir’e vapurlarla bağlanan en hareketli iskelelerin yer aldığı ilçemizin sakinleri, vapur seferlerinin seyrekleştirilmesi ile Altınyol’da değerli zamanlarını kaybetmektedir. Tüm bunların genel ve eşitlikçi bir bakış açısı ile ele alınması gerekli diye düşünüyorum. Bayraklı bölgesinin Karşıyaka’dan bir çok mahalleyi kopartarak ilçeleşmesi de Karşıyaka’nın önünü açık şekilde kapatmıştır. İzmir’in yeni merkezinin kurulacağı bu bölgede oy ve rant hesapları ile tabir-i caizse bir bölüşme yapılmıştır.

Tüm bu genel bakıştan sonra ile projeyi duyuralım öyleyse: Bostanlı Merkez Düzenlemesi.

Bu arada baya bir havaya girdiğimi fark ettim, neyse devam edelim. Sevgili oytabanlarım, Bostanlı Merkez’deki Pisa Kulesi (gittim gördüm oradan biliyorum, bak ne kadar kültürlüyüm !?) esintili yan yatmış apartmanları kaldırıp, o adayı Bostanlı Cami ile birleştirecek bir düzenlemeyi kendi özkaynaklarımız ile yapacağız. Biliyorum, orada oturanlar, orada çalışanlar var. Bu sosyal ve maddi zorluğu elbirliği ile aşabiliriz. Evini kaybedenlere ev, işini kaybedenlere iş sunmaktan da geri kalmayız elbet. Projenin ana düşüncesi Yıllar tarafından Bostanlı’ya sapıldığında oluşan trafiği ve yoğunluğu düzenlemektir. Yıllar tarafından gelen Cemal Gürsel Caddesi’ni Adnan Saygun Parkı’nın bittiği köşeden sahil yönüne doğru aktaracak bir yol düzenlemesi oradaki 3′lü sıkışmayı azaltacaktır. Kavşaktan Bostanlı Muhtarlığı’a doğru gidecekler için ise Bostanlı Cami’nin ardından dolaşacak şekilde bir yol düşünülmüştür. Şehrin otomobiller için değil, yayalar için tasarlanmasını düşündüğümden, o kavşakta bir tramvay durağı belirlenerek Bostanlı Köprü durağına kadar işleyen bir tramvay hattı gerçekleşecektir. Böylece şekilde belirlenen durakta inenler, ücretsiz tramvaya binerek Köprü durağında sahilden gelen otobüslere binebileceklerdir. Beslemelerin çoğu iskeleden kalktığı için bu da çok sorun yaratmayacaktır.

Gelelim yıktığımızın yerine ne koyacağımıza… Orası Avrupa’dakilerle yaraşır bir meydan olacaktır. Meydanın ortasına da güzel ve sembol olabilecek bir heykel koyacağız. Meydanın adını bir yarışma ile belirleyebiliriz. Hoş olmadı mı? Bence gayet hoş.

Bir şehir plancısı ya da peyzaj mimarı olmadığım için projede elbet aksaklıklar olacaktır. Ama o değilim, bu değilim diye düşünmeyeceksek, kentlerimiz sahipsiz kalır.

Bu proje bir esintidir, bunu gerçek anlamda bir akıma dönüştürecek olan hemşehrilerimizin iradesidir. Haydi bakalım, şimdi ilk seçim şarkımız Şebnem Ferah’tan geliyor, Okyanus…

Canım Dediklerim Canımı Aldı

Saturday, February 14th, 2009


“Morrissey – i’ll_never_be_anybodys_hero_now.mp3″

Warm lights from the grand houses blind me
Haves cannot stand Have-nots
And my love is under the ground
My one true love is under the ground
And I’ll never be
I’ll never be
I’ll never be anybody’s hero now
I’ll never be
I’ll never be
I’ll never be anybody’s hero now
They who should love me
Walk right through me
I am a ghost
And as far as I know I haven’t even died
And my love is under the ground
My one true love is under the ground
And I’ll never be
I’ll never be
I’ll never be anybody’s hero now
I’ll never be
I’ll never be
I’ll never be anybody’s hero now
See as I.. See as I.. See as I..
I’ll never be
I’ll never be
I’ll never be anybody’s lover now
I’ll never be
I’ll never be
I’ll never be anybody’s lover now
Things I’ve heard and I’ve seen
And I’ve felt and I’ve been
Tell me I’ll never be anybody’s lover now
It begins in the heart
And it hurts when it’s true
It only hurts because it’s true

Google Dünyası

Friday, February 13th, 2009

Google Efendi ile neşeli Internet yolculuğumuz devam ediyor. Genellikle Google’ın piyasaya yeni sürdüğü ya da süreceği ürün ve hizmetler konusunda yazmışım. Oysa, bu fili o anda tuttuğumuz yerinden tarif etmek değil, biraz daha genel olarak ele almak gerekiyor. Bu Internet devinin işi gücü bilgi ile, bilgi tutmak ve süzmek ile… Yani ilk adımda müşterilerine birşeyler satmak derdinde değil -bireysel ölçekten bahsediyorum-, tersine müşterilerini rahat olacakları bir ortamda sıkı bağlarla tutmak derdinde. En çok kullanılan ürünlerinden GoogleMail/Gmail’i ele alırsak, sınırsız kapasite kavramını ilk defa dile getirerek hem böyle bir gereksinimi olan profesyonel kullanıcıların büyük çoğunluğunu kendine bağladı hem de diğer piyasa oyuncularını buna zorlayarak yeni teknolojilerin gelişmesine ve kullanılmasına önayak oldu. Bu yeni teknolojilere AJAX’ı ve tek oturum ile yönetilebilen birden çok hizmet mantığını örnek verebilirim. Aslında sınırsız dediği kapasite bir yerden sonra sınıra geliyor ve Gmail görselde paylaştığım ek kapasite/ücret seçeneklerini sunuyor. Yine de sınırsız algısı, sınıra yaklaşma algısından çok önde.

Peki Google, bu hızı ve kapasiteyi nasıl sağlıyor, nasıl yönetiyor? Sorunun yanıtı bu haritada gizli. Dünya üzerine yayılmış data center/server farm merkezleri ile Google sunucu seçeneklerini daima yönetilebilir ve daima arttırılabilir kılıyor. Sayıları kırkı aşan bu merkezlerin yerleşkelerini seçiminde gözetilen koşullar ise şunlar: Ucuz elektrik, yeşil ve yenilenebilir enerji, su kaynaklarına yakınlık (soğutma ve enerji koşulları için), güvenlik ve gizlilik için büyük yüzölçümü, diğer merkezlere uzaklık ve erişilebilirlik, vergi kolaylıkları.

Bir sunucu ve bilgi merkezi oluşturmak için seçilen en son yer, Finlandiya’nın güneyindeki Hamina şehri. Bu şehirdeki bir kağıt fabrikasının, yerini kendi sektörünü en çok tehdit eden kavram olan Internet’in dev oyuncusunun sunucu merkezine bırakması oldukça ironik. Google böylelikle Avrupa’daki merkezlerinin sayısını 13′e çıkardı. Görünürde Güney Amerika’da sadece 1 adet sunucusu bulunan, Afrika’da ise herhangi bir sunucusu bulunmayan Google’ın bu dağılım haritası bu alanda daha çok atılımın olacağının göstergesidir.


Google’ın ilkelerinin belki de en önemlisi gizliliktir. Ben kendi görüşlerimi Internet’ten erişebildiğim bilgilerle ortaya koymaya çalıştım. Ancak IP gizliliğini ve merkezlerine değişik isimler verme eğilimini koruyan bir firma hakkında edinilen tüm bilgiler her zaman için eksik olacaktır.

Son söz niyetine, hayırlı işler…

Street Fighter Geri Döndü

Friday, February 13th, 2009

Atari salonlarından evimize geçen bir hastalık; Street Fighter! Evde televizyona bağladığımız atarinin içinde Ryu olmak, bana sokakta Sergen olmayı unutturmuştu o zamanlar. Makinemiz Commodore değil, o kadar yaşlı değilim. Atari dediğim alet, içinde 35.000 oyun olduğu savlanan ama topu topu 9 oyunun isimlerinin değiştirilmesi, eciştirilmesi bücüştürülmesi sonucu o sayıya ulaşan çift kollu kaset takılan makinelerden. TV’ye anten kablosundan müdahale ediyorduk galiba… Neyse 35.000 oyundan sıkıldıktan sonra oyuncakçılarda kaset değiştirildiğini duyduk, cebimize bozuk paraları doldurup oyuncakçının camlı sergisinden kaset seçerdik. Yıllar sonra ilk ilerleme SEGA kasetlerine, sonraki ilerleme ise oyun CD’lerine doğru olacaktı.

Oyuncakçıdan eski bir kaset üstü 100.000 liraya aldığım Street Fighter II ile ilk dünya turumu yapmıştım. Adamım Ryu, rakipler Dhalsim, Chun-Li, Zangief, Ken… Ülkeden ülkeye dövüşe dövüşe geçerdik. Sonrasında Mortal Kombat serisi beni hiç sarmadı. SF öykü olarak da, görsel olarak da ve heyecan olarak da tercih ettiğim oldu.

Bugünlerde SF serisinin IV.sü, yeniden doğuş diye tanımlayabileceğimiz bir şekilde, geldi. Yaratıcısı ile kapsamlı bir sohbet için buradan buyrun

Güven

Thursday, February 12th, 2009
Kimi kendisinden olan yargıya güvenir, kimi askeri yargıya güvenir, kimi cemaatine güvenir, kimi orduya güvenir, kimi dağdakine güvenir, kimi başbakana güvenir, kimi patronuna güvenir, kimi tarihe güvenir, kimi statükoya güvenir, kimi parasına güvenir, kimi babasına güvenir, kimi sandığa güvenir, kimi genel başkanına güvenir, kimi kendi televizyonuna güvenir, kimi kendi gazetesine güvenir, kimi ölülere güvenir, kimi baskıya güvenir, kimi yaşatmamaya güvenir, kimi öldürmeye güvenir, kimi çoğalmaya güvenir, kimi dine güvenir, kimi sadakaya güvenir, kimi komploya güvenir, kimi esirlere güvenir, kimi karanlığa güvenir, kimi futbola güvenir, kimi yalana güvenir, kimi zora güvenir, kimi ayrıcalığa güvenir, kimi sarsmaya güvenir, kimi cahilliğe güvenir, kimi savaşa güvenir, kimi hastalığa güvenir, kimi kömüre güvenir, kimi çamaşır makinesine güvenir, kimi kandırmaya güvenir, kimi darbeye güvenir, kimi unutmaya güvenir.

Biz neye, kime güvenelim?

San Valentino non è morta!

Thursday, February 12th, 2009
Aziz Valentin‘i Anma Günü yaklaşmışken ben Yerli Malı Haftası’nı özlüyorum. O hafta yapmaya zorlandığımız evden yemek ve meyve getirme saçmalığının farkına o yıllarda varamasak da, tüketim-yerli malı-ithalat üçgeninde düşününce o haftadaki saflığı yeğlerim diye düşünüyorum. İnternet tüm hizmetleri ile yerli/yabancı ayrımını ortadan büyük oranda kaldırsa da bizim ülkemizde hala üretmeden yerli malı fetişizmi yapılıyor. Yabancı dillere aktarabildiğimiz iki sözcüğün döner ve dolmuş olduğunu daha önce yazmıştım, şimdilerde dönerin adını da değiştirmeye kalkmış Almanlar. Bilim ve üretim dili olmayan bir dile mum olmuşken, bazı gençlerin yabancı dilde eğitime karşı çıkmaları beni güldürüyor. Ben de isterim Bilgisayar Mimarisi dersini Türkçe bir kitaptan çalışmayı ya da Veri İletişimi ve Bilgisayar Ağları dersindeki protokolleri Türkçe isimlerle görmeyi, heyhat gel gör ki böyle bir atılım yapılmamış. Alman insanı trafiğe verkehr, televizyona fernseher derken, bizler elimizdeki yoklukla yapılan ucuz katılığa mahkum olmuşuz.


Aziz’e dönersek, 23 yıldır süregelen 14 Şubat’ta arayacak bir sevgiliden ayrı olma geleneğim devam ediyor. Bu gün dışında kalan sevdicekli 364 gün daha az mı değersizdi? Hayır. Zaten yaşamımdaki son sömestr tatilinde eski sevgililerle buluşmanın suyunu çıkardım, bu tür beyaz yakalı adetleri de yaşamımıza hoş gelmiş olsun.

Pala Google

Tuesday, February 10th, 2009
Uzmanlara göre insanların gerçek-zaman uyumlu olarak ne kadar enerji tükettiklerini bilmeleri en basit yoldan %15′lik bir tasarruf getiriyor. Bu tüketim oranını bilmenin önemi son yıllarda iyice anlaşıldı. Elektrik akımının sadece bizlere değil doğaya da bir bedel çıkarttığı anlaşıldığı için uluslararası kuruluşlar ve hükümetler bunun üzerine çeşitli uygulama ve düzenlemelere gidiyor. Hal böyle olunca özgörevini “Dünya’daki tüm bilgileri organize etmek ve bunların evrensel olarak erişilebilir ve kullanılabilir olması” olarak açıklayan süper kahramanımız Google da boş durmamış tabi ki: Google Powermeter sayesinde web aracılığı ile ağa bağlanmış akıllı ölçüm aygıtları üzerinden evinizdeki ya da ofisinizdeki tüketimden haberdar olabileceksiniz. Şimdilik geliştirim aşamasında olan bu proje sadece Google çalışanlarınca test edilmiş, elbette ki ürettikleri ürünü dışarıya kötüleyecek değiller. Ancak bu geribildirimlerden az da olsa fikir edinebiliriz.

Google ilerisi için şimdiden ortak iş yapabileceği kurum ve şirketler aramaya başlamış bile. Elektrik dağıtım ve tüketimi ülkeden ülkeye farklılık gösterdiği için Google’ın kişisel bilgilerden önce genel bilgilere erişimi gerekli, sanırım bu konuda Google ile beraber olmasa dahi, bir şekilde atılım yapması gereken ülkelerin başında geliyoruz. Davos’u öyle ya da böyle fethetmekten daha yararlı bir adım olur. Google ile bu projede ortaklık yapmak isteyenler ise buradan buyursun.