Körlük

Vişne suyu ile kakaolu bisküvi iyi gidiyor diyorum , inanmıyorlar. Gözleri açık ama savaş boyaları perde gibi kapatmış gözlerini.

Beceriksiz bir koro halinde , şafağı örtmeye çalışıyorlar. Babasız doğana Tanrının oğlu dediler, en mübarek dediklerinin torunlarını kestiler, tüm peygamberleri saydılar da bana inanmadılar. Olmayana var dediler. Vişnenin olgun ve duru kırmızısı yerine kan kırmızısını, kakaonun cilveli karalığı yerine yüz karasını seçtiler. Bulup da sonra bir şeyleri yitirmiş gibi kazdılar dünyayı, altın için, cephe için, ölüler için. Kapaklarını yapmadılar çukurların, yaralarını sarmadılar dünyanın. Meyveler aşılı, kafalar kazılı hidayete erdik sandılar. Saçları dökülmüşlere acıdılar, yüzsüzce yollarına devam ettiler. Biliyorlardı elbet bu yolun yanlış olduğunu ama cennete bahis oynadılar , kazandılar. Oysa ateist olmaya yeltenenlerin ikilemleri var -örneğin “Tanrı ya varsa” diye bir takıntı- tendürdiyotu yok ellerinde. Onların en geçerli kelimeleri var, konuşacakların ise dili yok. Bile bile gittiler bu yoldan, çocukları hala saf doğuyor, inanıyorum buna anlatmıyorlarsa da bana. İlk günahı elmada yuğdular, şimdi deterjan dayanmıyor, küfrü dile düşürdüler küffar sardı dört yanı. Kimi sakalına kimi dövmesine saklamış peygamberini, ahlak diyorlar, ayakları tökezlemiyor.


Sineklere sözüm yok onlar konuşamıyorlar bile benimle, ama üzüldüğümü hissediyorlardır belki cam ile apansız bir savaşa girdiklerinde. Hareketlerini incelediğimi, gözlerimle taktik verdiğimi ama dokunamadığımı onlara biliyorlardır. Ve ben de biliyorum ki, camla uğraşıp uğraşıp en sonunda bir pencere aralığı bulabilen sinekler, arkalarına dönüp selam çakıyorlar bana. Kimi de duasız ölüyor, amaçsız yaşamadan duasız ölmek, yerlerde ölmek, omuzlarda taşınmadan yok olmak… Oysa size, güneşi işaret ettiler, kendilerine en gerekeni size de anlattılar. Ne gam, pisliği yaratan değil, pisliğe üşüşen iğrenç kör algılarda. Kaç kere geçtim o telgrafı size, kullanmıyordunuz artık… Bir kenara atmışsınız, yeni kablo evreninde mutluydunuz… Peki ya o gözünüzü korkutan, sizden olmayan çocuklarınız? Siz dölünüze takmışken kafayı, dünya değişti, sizden çok başka artık o çocuklar ve siz bir kenara attığınızdan her şeyi; işte yarı körsünüz artık, çocuklarınız yeni gözlüklüler…

“Onlar”ı bıraktım artık “siz”e anlatıyorum, çünkü ılıksınız. Onlar bile bile giderlerken bu yollardan, babaları kustukça onlar yiyip yol aldıklarında, sizin kafanız karışıktı… Canlı bombaları saldılar üstünüze, kavga etmeniz istendi camlarla, siz daralıp durdunuz bi’yo’.
Paniklemenize ramak kalmıştı, ittiler sizi, sürübozan olmak istemediniz.

Hamakları yakalım dediler, hamakta uzanıp kitap okuyanları yaktılar. Yıkalım yeniden yapalım dediler, yaptıkları tek şey yıkmak oldu. Rüyaları yorumlayalım dediler, kabus ettiler üç vakte kadar malum olan geleceği.


Şaşırtıyorlar demeyecek kadar masumum, tam öğrendim ki hikmeti, elimi kırdılar, topuklarımı kurşunlayıp dişlerimi döktüler… Gözlerim bende kaldı, yürüyüp göremez, görüp elleyemez, söyleyemez ettiler beni. Gözü açık giden liderleri varmış, demokrasinin temeli oymuş, buymuş ve her şeyin temeli ahlakmış. Ev yapacaklarmış çelikten, içine yığacaklar elma sevenleri, başı kapalıya bir gül, başı açığa gül suyu, takvimleri bile farklı birbirlerinden, başka sayıyorlar dünyanın bitmeyen günlerini…

Gördüğüm bunlar , yakından bakmadığıma gördüm diyemem ki, hem ben hala ben öldüğümde de arkamdan resmi tören yapacaklarını sanan o çocuktan izler taşıyorum, huzursuzum, Güney Kutbu’nda insanlar baş aşağı duruyor diye bellemişim bir kere , dünyanın sonu bir çağlayan, tan doğacakken dünya ile güneş birbirine değiyor var sayıyorum, gün doğmadan neler doğacak diye bekliyorum aynı mavilikte, göz kamaştıran sabahlar yerine.

Seçimim iki içinde bir. Adım Türkçe içinde bir bebek çığlığı, bir adet de mahkeme kararı… Yaşamım bana taahhütlü bir posta ve varlığım insanların bana dokunuşlarından ibaret, sanıyorum.

Ama onlar , bile bile kör olup, acı vere vere kör edenler, hüznü yalnız yürütenler gece karanlığında , kapıyı çalmadan içeri girenler uzak bu gerçekliklerden.

1-1 = 0. Atlastaki sıkıcı sayfalardan biriyiz, görmüyorlar.


Comments are closed.