İzmir’de Gentrifikasyon

Soylulaştırma, en basit ve sınırlı tanımıyla, dar gelirlilerin yaşadığı, kent içerisindeki köhneleşmekte olan konut alanlarına, daha üst sınıfların yerleşmeye başlaması süreci olarak tanımlanmaktadır.

Gentrifikasyon konusunu Trofolo’nun blogunda tanıyıp, kafamdaki düşünceleri kategorize etmede kullanmıştım. O ana kadar kentsel dönüşüm, rant paylaşımı ve siteleşme olarak gördüğüm bazı adımları bu kavram içersinde oturtmaya çalıştım. Kavramın asıl işlerliği İzmir’e nazaran daha büyük ve tarihsel dokusunun kaybolmasından ziyade düşük gelirlilere terk edilmiş olan şehirlerde ortaya çıkıyor. Yine de İzmir ölçeğinde bazı fikir yürütmeler yapmak yararlıdır diye düşünüyorum.

İzmir’de olanlara dair şunlar söylenebilir; 9 Eylül 1922′den sonra şehrin göbeği yanıyor. Çoğunluğu Rum ve Ermeni yerleşimi olan bu alanda hepimizin bildiği Kültürpark kuruluyor. Kültürpark’a şehre açık olma esprisi ile kapılar yapılıyor: Kahramanlar’a açılan Cumhuriyet, Basmane’ye açılan 9 Eylül, Atatürk lisesi’ne açılan Lozan ve Montrö ile Tekel’e açılan 26 Ağustos kapıları. Kültürpark İzmir için yeni bir çekim alanı olduğu yıllardan şimdiki sessiz günlere ve altı oyuk hale geliyor. Saydığım kapıların bulunduğu meydanlar tamamen trafik akışına terk ediliyor. Fransız yapısı Basmane Garı, İngiliz yapısı Alsancak Garı, Sahlepçioğlu Camii, Agora antik kenti, Kadifekale ve Saat Kulesi şehrin büyümesiyle diğer binaların ve yolların gölgesinde kalıveriyor. Gölgede kalanlar kadar şanslı olamayanlar ise tamamen değiştirilip başka kullanımlara açılıyor, Eiffel emeği Konak Pier gibi. Daha da ilginci Atatürk’ün Yunan Bayrağı’nı yerden kaldırdığı köşk yıkılıp apartman yapılıyor. Çeşitli belediye başkanları döneminde önemli caddeler (Liman Caddesi, 2. Kordon ve Girne Bulvarı) ve Altınyol açılıyor, şehir gitgide büyüyor. Bu esnada Bayraklı ve Kadifekale iki antik alana da aldırış edilmeden gecekondulara teslim ediliyor. Bugüne gelesiye kadar dönülen en önemli kavşak elbette ki, Kordon Otoyolu Projesidir. Bu manyakça proje Ahmet Priştina’nın çabaları sonucu geri dönüşsüz olarak rafa kalkıyor. Toprağına sahip çıkmayan kent denize pislemekten de geri durmuyor tabi. Meşhur kokusuyla bildiğimiz Körfez, Büyük Kanal Projesi ile daha temiz duruma geliyor. Eski anlamda vapur işletmeciliği ise ancak 2001 yılında başlatılıyor. Metro 2000 yılında işletilmeye başlanıyor, sadece Bornova – Üçyol arasında ve çoğu da yerin üstünde olan bu hat günümüzde uzatılarak ve banliyö trenleri ile bağlanılarak İzmir’de bir demirağlar devrimi düşünülüyor.

Eski yapılara hürmet buralarda tekrar Priştina ile hatırlanıyor. Başkana kadar Ege Palas Alsancak’ın göbeğine dikilmiş bile ve eski Rum evleri istimlakçıların insafına bırakılmış durumda.

Bu günlere gelirsem, şehir sokak sokak yenileniyor ama bu sefer eski yapılara biraz daha hürmet var. Elimizde çok az kalsa da, eski itfaiye binasının Kent Arşivi olmasıyla başlayan süreçte, Basmane semtinde bir çok kent merkezi ve Alsancak semtinde bir çok kent kütüphanesi bu eski konaklarda yaşıyor. Kemeraltı yenilenmiş vaziyette, Oteller Sokağı tertemiz, İkiçeşmelik eski kimliğini buluyor, Agora ve Kadifekale bütünleşiyor, Havagazı Fabrikası kültür sanat merkezi oluyor, Karşıyaka Latife Hanım Köşkü onarılıyor, Ege Üniversitesi elindeki Levanten köşklerini yeniliyor vb… Bu durumda garip işler yapan bir tek Buca Belediyesi olarak kalıyor. Büyük Mevlana Heykeli ve Yeşildere’deki Atatürk Maskı gibi…

Düşündükçe İzmir’de yaşanan bir gentrifikasyon / soylulaştırma değil, toparlanmadır. İşbu açıdan daha anlam katacak olursak, İstanbul Silahtarağa’daki santralİstanbul projesi ve İzmir Liman’daki Havagazı Kültür Merkezi projelerinin yapımını ele alabiliriz. Birinde birikmiş ve eğitime yatırılan bir girişimci sermayesi, diğerinde ise belediye kaynakları kullanılıyor. İzmir’de eski alanlar gittikçe küçülüyor ve İstanbul’daki gibi bu alanlara nostalji yaparak ya da el ovuşturarak bakan kesimler yerleşmiş değil. İzmir’in yaşam alanlarına ek olarak camiiler dışındaki ibadet mekanları da çok kötü durumda. Kiliseler tel örgüler arkasında, kesinlikle toplumla ve şehirle bütünleşik değiller. Bu nokta da belki buradaki yanıltıcı “özgür şehir” algısına yanıt olabilir.

Düşüncelerim devam edecek, İzmir’de soylu yapılaşmanın ve yaşamanın denendiği Bostanlı’yı işleyeceğim, yorumlarda yanlış bildiklerimi düzeltir ve ekleme yaparsanız sevinirim.


2 Responses to “İzmir’de Gentrifikasyon”

  1. Robaggio Says:

    yanlış bilmen bir yana çoğu kişinin (mesela ben:)) bilmediği birçok bilgi paylaşmışsın, eline sağlık..
    kötü örnek olarak ilk aklıma gelen yer konak meydanı..sanatsal bir görüntü vermek istediler ama görüntü hiçbir anlam ifade etmeyen saçma sapan bir yapı halini aldı..ne tarihi doku kaldı geriye ne de izmiri temsil eden bir öğe..şükür saat kulesine metal giydirme falan yapmadılar..bir komplo teorisi olarak meydanın o hale getirilme nedeninin müteahhit firmaları zengin etme çabası olduğunu da eminim duymuşsunuzdur.. sözün özü aynen bahsettiğin gibi güzel gelişmeler kadar kötü gelişmeler de oluyor ama konu tek bir kötü gelişmeyi dahi atlayamayacağımız kadar hassas çünkü adı üstünde tarihi alanlar/yapılar bunlar ve yıkıldıkları vakit gerçekten “tarih” oluyorlar…

  2. dchetin Says:

    Konak Meydanı son halinden önce Kordon Otoyolu’nun kavşaklandığı ve alta girip üste çıktığı bir alan olacaktı. O proje iptal edilince açılan yarışma sonucu bu “yelkenli” konseptindeki düzenleme yapıldı.

    O meydanın en büyük şanssızlığı İBB binası yüzünden Saat Kulesi’nin merkeziliğini kaybetmesidir. Hem Hükümet Konağı’nı hem de Kemeraltı girişini gölgeleyen belediye binası bence oradan kaldırılmalıdır. Alan da YKM’ya doğru Metro girişi ve rekreasyon bölgesi, İBB yerine de merkezileşmiş Saat Kulesi ile daha anlamlı olacaktır.