Rakı, Zeybek ve Ben

Okunan blog Trofolo, rakı Klüp Rakısı.

Her daim sert değil, Kordon Zeybeği gibi hafif de içerim rakıyı. Öyle büyük tantana etmeden, hemen elimin altındaki ya Yeni ya Tekirdağ ya da rakıların kralı Klüp Rakısı şişesinden az sulu bir rakı dökerim çay bardağına. Hafif kavramım budur, çay niyetine. Büyüklerim ya rakı içerken ya da zeybek oynarken kızarırdı, sonrası ya Kasap Havası ya da yaşlı ağlaması ki çok dokunur bana. Zeybekten hal tavır öğrenirsin ve rakıdan da bu hali yumuşatmayı öğrenirsin. Şimdilerde görüyorum ki bu iki konu da sulandırıldı. Yaş üzümler, zeybeklerin adını rakılara vermeler ve bilmeden içmeler, bilmeden oynamalar. 23 yıllık yaşantımda bu iki konuya öncelik verdiğim için bir kaç kelam etme hakkına sahibim diye düşünüyorum.

Öncelikle şunu öğrensin herkes, bir İzmir markası olan Efe Rakı çoğu rakıcıya hitap etmez. Çünkü mayalı bir tadı vardır. O alıştığımız mezeler ile hoş olmaz. Ama mayalı içki derken bahsettiklerimiz şarap ve bira olduğu için, daha önce rakı içmemişlere, içememişlere bir çare olabilir. Ben es geçerim, kimse de “sen İzmirli olarak neden Efe içmiyorsun?” diyemez ama diyor teresler… Gelelim yaş üzüm mevzusuna, ille tercih edilecekse Tekirdağ sürümü tercih edilmelidir ve sek içilmelidir. O çiğ ve hafif tat su ile daha da inceltilirse rakı içmemiş, rakı damlatmış olursunuz. Bu da cesaretsizin işidir. Bu rakı çeşitlendirme ve inceltme akımının sebebi tabi ki ürünün özelleşmesidir. Rakının daha çok tüketilmesi, daha çok göze hitab eden bir tasarıma sahip olması böyle sağlanıyor işte. Mey İçki’nin Teksaslılara satılan rakı bölümü bu alanda Efe’nin üreticisi Elda’nın pazara girmesi sonucu uyandı ve ürünleri yenileyip, çeşitlendirdi. Bu noktada içtiğim rakıyı değiştirmeyeceğimi bildiğimden, tek korkum rakıların kralı Klüp Rakısı’nın etiketinde yer alan resmin kaldırılması oldu, şükür ki hala beraberiz o etiketle. Piyasa rakılarında eskiler haricinde en çok beğendiğim Mercan rakısı idi, ama o da üretimden kalktı. Diğerleri boş uğraş gibi geliyor ama yine de emeklerine saygım var.

Durmuş Dedem, abimle benim sünnetimde. O gün yazıhanesine hırsız girdiği için düğüne geç kalmıştı ve üstünü dahi değiştirememişti.

Rakı konusuna daha devam edeceğim ama biraz da Zeybek konusuna değineyim. Bu da İstanbullu (Rumeli ve Ege bağlantısı nedeniyle az da olsa hakları var) ve Orta Anadolulu gençlere albenili geliyor. Bir folklor takımında yer almak bu oyun için yeterli sanılıyor. Bu bölgeden insanların bu oyun hakkındaki güzellemeleri elbette önemli, medyada hakim olan Karadeniz ve Doğulu folklor ile taşra ögeleri belki de bu yolla dengelenecek. Ve fakat anlatmak istediğim az biraz bu oyunu da bulandırmalarıdır. Zeybek bağlama ile çalınmaz. Bu görüşe ben de katılıyorum. Bu alanda zurna, klarnet/gırnata ve davul olmazsa olmazdır. Gerçek oyun tadını onlar veriyor. Sonuçta İstanbul türküsü ya da Ankara seymeni icra etmiyoruz. Roman oyunları gibi vurmalar belli olmalıdır. Çünkü yavaş bir oyun gibi gelse de, özellikle Aydın’da çok sert figürler ile oynanır. Şimdi benim Harmandalı geçmişim dedemden gördüğüm ve sonra arkadaşlar ile mutabakata vardığım çizgilerdir. Zeybekleri ben doğaçlamaya yakın oynasam da bu tavır uydurulmuş kareografilerden daha namusludur. Bunu da Zorba okumadan ya da Ege’de düğünlere katılmadan anlayamazsınız. Harmandalı dışında önemli figürler içeren oyunlar Hantuman, Ötme Bülbül, Feraye ve Koca Arap’tır. Bu konuyu piyasalaşmamış hocalar çok iyi irdeler, gerisi ise yarışma ve TV peşindedir. Zeybeğin çalması da oynaması da özveri ister. Canım çektikçe oynarım ben. Bir gün Ankarada’yım, yıl 2007, aylardan Nisan. Bir üniversite buluşmasındayız. Fasıl yemeğinde sanatçılar hoşuma gitti ve klarnetçi ile konuşup anons akabinde Harmandalı istedim. Gereken görgü kurallarını da yerine getirdim. İstediğim anonstan sonra yavaşça sahneye yöneldim. Kendimi çok önemli bir iş yapar göstermiş miydim diye düşündüğümde sonuçta yerel dansımı yapıyorum, bence halim sıradandı. Derken biri Yozgatlı biri de Bolulu iki genç benden önce davranıp, okul figürleri ile oynadılar. Çekildim kenara, onlar bitirdiler, ben geçtim oynadım, içimden geldiği gibi. Bitince klarnetçi Remzi abi ile selamlaşıp, geçtim yerime oturdum. O gençler ile gözgöze gelip, üçlü de oynayabilirdik ama yapmadım bunu. Zira tahmin ettim ki onlar o ayakların dışına çıkamayacaklar, ben alkollüyüm tabi Zorba’ya, dedeme ve bizim oralara dalıp dalıp oynadım.

Attırmayın asfalyalarımı…

Rakı ve Zeybek konularında -bakmayın ahkam kestiğime- kendi halimdeyimdir. Ama ne zaman ki, biri bilmeden şöyle içilir, böyle oynanır deyince ona notunu kafamdan veriyorum: 0. Rakı yanında ne içilir sorusuna cevabım: Şalgam, kola ve soda ile içilmez. Zeytinyağını mezeden ya da salatadan alırsın, ayrandaki süt olayını da süzme yoğurt ya da peynirden alırsın. Yıllar geçtikçe gece içtiğim rakıları sek içmeye, gündüz içtiklerime ise çok az su katmayı adet edindim. Buz olayını da rakı mümkün mertebe soğuk oldukça bitirmeye karar verdim. Buz eridikçe rakıdaki yoğunluk değişir, gitgide sulanan rakı ilk tadı aratır. Zaten buz uzonun eşidir, rakının değil. Bu arada yaş üzüm içmekte ısrar edenler uzoya geçebilirler ama onun da geleneğini mahvetmesinler. Şimdi bir de rakı yanında ne dinleyelim sorunu var; istediğinizi dinleyin bence, herkes TSM ile fantazi müziği arasındaki farkı bilemez, bilmek zorunda da değil.

Gelelim alkol ve meşkin kültürümüzde birleştiği meyhanelere… Bazı gençler görüyorum, meyhanenin ortasında uzunca bir masa rezerve edip rakı içmeye çalışıyorlar, sabit menüler ile. Bünye neyi çekerse o anda o olmalı masada. Dilde de arabesk olsa içim yanmaz ama meyil fantazi müziğe doğru görünüyor. Bu konuda ben ağzımın payını Foça’nın Ilıpınar köyünde, bir arkadaşın evinde annesinin sayesinde fasıl yapıyorken aldım. Dilediğim eser, “Pişman olur da bir gün dönersen bana geri“, sert şekilde reddedilince bu konulara kafa yormaya başladım. Frapanlık ve kalitesizlik kıyısından döndüm sanıyorum. Tabaktaki meze idaresini de izleyerek öğrendim. Şarap gibi değil, bira gibi değil, önce rakı yudumu sonra meze. Tersi katiyyen ritmi bozar ve üstelik sek değilse bardak fondip yapılmaz. Ve masadan kalkamayacak kadar sarhoş olmak ayıptır, sevdiğim gündüzden başlayıp gece yarısından sonra eve dimdik dönmektir.

Dedem afili adamdı, rakıyı susuz içerdi.

Rakı, Zeybek, Alexis Zorbas, dedemgil ve görgü hakkında ne zamandır yazmak istiyordum. Bir tek atarak bu konulara tekrar geri döndüm. Mutluyum. Lakin bir de şu rakıyı, zeybeği ve roman havalarını sevseydi ecbeniler…

İzmir yazısı

Efeler yazısı
M. Senar ve Feraye yazısı


3 Responses to “Rakı, Zeybek ve Ben”

  1. 3. kişilik Says:

    Ağabey bir gün buraya gel de toplanalım içelim. Söyleyelim, Zeybek öğrenelim :)canımızı çektirdin ya, özlemiştik be abi.

    Abi bi ara da lütfen Arjantin Ligi’yle ilgili yazar mısın, çok merak ediyorum senin düşüncelerini analizlerini??

  2. dchetin Says:

    elimde yetki olsa Oktoberfest babında Rakı festivalleri düzenlerim. o zaman öğrenirsin 3. kişilik.

    arjantin konusunu hiç açma, bugün yine dersteydim, dalmışım, uyandığımda arjantindeyim. o dalma anlarını yazabilirim şimdilik.

  3. cem Says:

    harmandalı!

    yeni yılın ilk saatlerinde aile oynamaya çalıştık, olmadı!
    napalım işte kısmet olmadı.erzincan’lı olduğumuz için, halaya yatkın insanlarız